Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Harun Gökyiğit
harungokyigit@gmail.com
Futbol
25 Eylül 2008 Perşembe 19:14

2008 Olimpiyat oyunları bitti ve futbol gündemdeki yerini yeniden aldı. Meydan futbola ve televizyon ekranlarında hayatlarında hiç spor bile yapmamış bazı yorumculara kaldı.


Sporu bir bütün olarak görmeyi ne hikmetse bizim ülkemizdeki yetkililer maalesef algılayamıyor. Ancak Olimpiyat oyunlarında ve buna benzer büyük organizasyonlarda alınan başarısız sonuçlardan sonra aklımız başımıza geliyor ve bu ülke sporunda başka spor branşları da olduğunu hatırlıyoruz.


Ama sadece günü kurtarmak için ve koltuklarını kaybetmemek için söylenen onlarca güzel vaatler dışında yapılan herhangibi bir atılım olmuyor ve bu hüzün göreceksiniz 2012 Londra Olimpiyatlarında da yaşanacak.


Bugünden söylüyorum ülkemizdeki futbol dışında başka spor branşlarına da el atılmadığı sürece ve bu mevcut sistem böyle devam ettirildiği sürece bu durum hep böyle sürüp gidecek.


Ekranlarda boy boy yorumcular sabahlara kadar tartışıyorlar, neyi tartıştıklarını kendilerine sorsanız inanın bilmiyorlardır. Amaç sadece reyting gerisini boşver. Yahu kardeşim sizin bütün bir futbol sezonu boyunca tartışıpta çözmek istediğiniz mesele nedir?


Neredeyse 9-10 ay boyunca ekranlarda futbolu tartışan bir takım yorumculara sormak lazım: haftanın yedi günü 24 saat boyunca tartıştığınız halde futbolumuz neden başarılı değil diye adama sorarlar.


Daha birgün, bir amatör branşta başarılı olmuş bir sporcumuzu bu reytingi bol tartışma programlarına çağırıp ekranlarda onurlandırdınız mı? Tabii ki hayır.


Ülkemiz sporundaki mevcut hantal yapıyı ortadan kaldıramadığımız sürece televizyon ekranlarında oturduğu yerden ahkam keserek ve hayatında eşofman bile giymemiş insanlara meydanları bıraktığımız sürece, ülke sporu 2008 Olimpiyat oyunlarında yaşadığı hüsranları daha çokkkk uzun seneler yaşar.

Olimpiyatlar insanoğlunun fizikle ruhu, estetikle sanatı birleştirdiği olağanüstü yeteneklerin sergilendiği spor yarışmalarıdır. Toplumlar; enerjilerini, yaratıcı güçlerini ve zekalarını insanlığın ortak değerlerine katma imkanını olimpiyat türü organizasyonlarda bulurlar.

Daha yükseğe, daha estetiğe, daha dayanıklılığa ve daha ataklığa sahip olanlar olimpiyatlarda altın madalyaya ulaşırlar.

Bir anlamda olimpiyatlar, ülkelerin en iyi yetişmişlerinin birbirleriyle denendikleri ve sınandıkları alanlardır. Ülkesinin bayrağını en yükseğe çekmek için sporcular var güçleriyle mücadele ederler. Bunun içinde sporcular bedenlerini, enerjilerini ve zekalarını çok yüksek kapasiteyle kullanırlar. Aslında başarının yolu da işte bu mevcut yetenek, enerji, fiziki ve zekayı uygun zamanda ve en iyi biçimde kullanmaktan geçer. Buda sporculara onların yeteneklerini en yüksek seviyede nasıl kullanacaklarını öğretmekten sorumlu olanlar tarafından aşılanır.

Türkiye'nin 2008 Olimpiyatlarında aldığı sonuçların büyük bir başarısızlık olduğunu söylemeye gerek yoktur çünkü durum zaten ortadadır. Bu alınan sonuçlardan sonra Türkiye'de spor yönetimiyle görevli olan yöneticilerin ve federasyon başkanlarının işlerini iyi yapmadığı gerçeğini gözler önüne koymaktadır.

Aslında 2008 Olimpiyatlarına giderken büyük bir iddia ve söylem içersinde olan yöneticilerin gerçekte Türk sporunu yönetmedikleri ve yönetemedikleri sadece idare-i maslahat ettiklerini herkes biliyor ve görüyordu.

2008 Olimpiyatlarında alınan sonuçlar Türk sporunun ticareleştirilmesi, materyaleştirilmesi yoluyla ruhunun da nasıl kaybedildiğini ortaya koymaktadır.

Olimpiyatlara daha bir ay varken federasyonların madalya için başvurduğu yöntemi bir gazete şöyle vermişti: '' Federasyonlar, Pekin Olimpiyatlarında fazla madalya kazanmanın yolunu buldu. Başarılı yabancı sporcular, özel bir proje kapsamında T.C. vatandaşı yapılıp ardından Olimpiyatlar kampına alınıyor. Son olarak iki Çinli masa tenisçisi getirildi.

Leng Zen ( Cem Zeng ) ve Hou Mei Ling ( Melek Hu ) adıyla T.C. vatandaşı yapıldı. Atlet için Etiyopya, yüzmede Ukrayna masa tenisinde Çin'in kapısını çalıyoruz. ''

Gençlik Spor Genel Müdürü Sn. Mehmet Atalay; ' Şampiyon yetişmezse Küba'dan yüksek atlamacı da getirebliriz ' diyor.

İşin garip olanı Türk milli takımın başarısı için yarışacak olan 13 devşirme sporcunun çoğu Türkçe konuşamıyor ve Türkçeyi bilmiyor. Olimpiyatlara katılabilecek 44 sporcumuzun 13'ünün yabancı olması üzerine ' Ay Yıldızın yüzde 30'u devşirme ' diye bir gazete başlık atmıştı. Olimpiyatların henüz devam ettiği aşamada bir gazete ' 2 Türk kızı 5 bin metre finalinde ' diyordu ve bunların Elvan Abeylegesse ile Alemitu Bekele Degfa olduğunu da belirtiyordu. Nitekim Elvan Abeylegesse bu yarış sonucunda Türkiye'ye ikinci bir gümüş madalya kazandırmıştır. Bu arada masa tenisinde ise milli takım oyuncusu Çin asıllı Türk sporcu Cem Zeng 1.turda Sırp rakibine yenilerek eleniyor Melek Hu ise 3.tura kadar yükseliyordu. Buna benzer sonuçlar diğer branşlarda da yaşanmıştır.

Bazı köşe yazarları vah ata sporum diyerek serbest güreşte yaşanan hezimeti köşelerine taşımışlardır. Yine gazetelerden bazıları sırtımız yerden kalkmadı diyerek güreşte yaşanılan yenilgilere dikkat çekmişlerdir.

Değerli okurlar; Hani Türkçe'de bir söz vardır: Taşıma suyuyla değirmen dönmez diye, işte bu söz tam da Olimpiyatlardaki bu durumumuz için söylenmiş gibidir.

Ülkenin öz kaynaklarına dayanmayan bütün teşebbüslerin başarısının sınırlı ve geçici olabileceği bilinmelidir. Yabancı devşirerek ne devlet daim kılınabilir nede ülkemiz sporu.

Üretmek yerine ithal etmek ekonomiyi nasıl etkiliyorsa, kendi öz kaynaklarımızı yetiştirmek yerine yabancı devşirmekte ülke sporumuzu aynı şekilde etkilemektedir.

Umudunu yabana ve yabancıya bağlıyanların geleceği olamaz.

Ülkemizdeki federasyonların görevi herhalde astronomik ücretler karşılığında yabancılara Türkiye adına yarışmaya ikna etmek değildir.

Ülkemizdeki spor federasyonlarının asli görevi ülkemizin gençlerini sporda yabancılarla yarışacak ve onları aşacak seviyeye getirmektir.

Bakınız çok özel branşlarda elbette yabancı kaynaklara da başvurulabilir. Ancak bizdeki uygulamalarda maalesef görülmektedir ki; işin kolayına kaçmak esas mübah yol oluvermiştir. Çünkü Türkiye'nin gençleriyle uğraşmak uzun zaman alacak ve altyapı gerektirecektir.

Bunun yerine nasıl olsa yabancılar var, onları T.C. vatandaşı yapar ve yarıştırırız zihniyetiyle olay götürülmeye çalışılmıştır. Kendi insanını Olimpiyatlara hazırlamayı ikinci bir ek iş olarak gören bir zihniyetle Türkiye, Olimpiyatlarda alsa alsa hezimeti ve babayı yani üçün birini alırdı ve nitekim zaten öyle de oldu. Türkiye Olimpiyatlarda babayı yani üçün birini aldı. Takım sporlarında ise zaten Türkiye yoktu, olduğu dallarda da zaten sıfırı çekmişti.

Bu halk bu spor federasyonlarına özerklik vermiş, ödediği vergilerinden parayı da vermiş spor federasyonları da madalya alacak yerde hezimeti almışlardır ve büyük bir utancı 2008 Olimpiyatlarında bende dahil bütün halkımıza yaşatmıştır.

Bu konuda son söz olarak ne diyeyim: Yazılar olsun!, Yazıklar olsun böyle spor federasyonlarına!, yazıklar olsun böyle spor bakanlığına, yazıklar olsun ülkeyi idare ettiğini zanneden görüntüsü var ama kendisinin cismi olmayan AKEPE Hükümetine!

Evet bodoslama yazıya daldık yine ama unutmadık   merhaba değerli haberajans.com okurları; bundan böyle sportif yazı ve yorumlarımla burada olacağım. Daha önce birçok internet sitesinde ülke ve dünya siyaseti üzerine yazılarım olmuştu ancak burada sadece sportif yazılarımla sizlerle birlikte olacağım. Çünkü bu aralar siyaset ve memleket meselelerine ilişkin yazılar yazıp yorumlarda bulunmak içimden gelmiyor açıkçası. Ama yinede kimbilir belki şeytan dürterse bu sütunlarda heran herşey olabilir.


Gündemimiz dolu ama köşemiz sınırlı verilen bir imkanı doğru bir şekilde kullanmak gerekir öyle değil mi?


F.Bahçe, G.Saray, BJK, Trabzonspor, milli takım ve diğer takımlarla ilgili yorumlar diğer bir yazıya kaldı, bu ilk yazı böyle oldu biraz bodoslama ama olsun sağlık olsun, sağlık demişken futbol dünyamızın usta kalemşorlarından Sn. Kazım Kanat’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Sn. Kazım Kanat yazılarını ilgiyle takip ettiğim yorumlarını ilgiyle dinlediğim bir köşe yazarı ve usta bir gazeteciydi.


Evet Kazım Kanat öldü ama kanserle yaptığı amansız mücadeleyi kazanarak aramızdan ayrıldı. Yenilmedi tıpkı bir kara kartal gibi savaştı ve savaşarak kartallar gibi yükseklerde uçarken öldü.

Ruhu şad olsun ışıklar içinde yat Kazım abi.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR