Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Fısfıs
10 Haziran 2010 Perşembe 08:48
Ürdün.
Sıcak, sakin...
Sıradan bir gün.
*
8 kişiydiler; Atina, Roma, Paris üzerinden Amman’a gelmişlerdi, 3’ü
Fransız, 3’ü İtalyan pasaportu taşıyordu, 2’si Kanada... Kimi işadamı,
kimi turist; otellerine yerleştiler. Kanadalı olanlar otomobil kiraladı;
biri yeşil Hyundai, biri mavi Toyota... Ve, o sabah hedefin peşine
takıldılar.
*
Saat 10...
*
Hedef, şoförünün yanında
oturuyordu. Çünkü arka koltukta, ikisi kız, üç evladı vardı. Baba işine,
çocuklar okula gidiyordu. Tecrübeli şoför aynaya baktı, huylandı,
“Takip ediliyoruz” dedi. Hedef cep telefonunu tuşladı, polisi aradı,
plakayı verdi. O sırada, Toyota yanlarından geçti... Çocuklar,
Toyota’nın direksiyonunda oturan Kanadalı’ya el salladı neşeyle, her
çocuk gibi...
Bir iki dakika sonra cep telefonu çaldı, arayan
polisti, Toyota’nın Kanadalı bir turist tarafından kiralandığını
söyledi, anormal bir durum yoktu.
Hedef rahatladı.
*
Saat
10.30 olmuştu. Wasfi Al-Tal Caddesi’ne dönüp, ofisin önünde durdular.
İndi. Çocuklarını öptü. Otomobil hareket etti. Binaya giriyordu ki,
yeşil Hyundai’sini yan sokağa park eden öbür Kanadalı “Affedersiniz”
dedi, hedef bir an durdu, o bir an yetmişti, Kanadalı elindeki aerosol
benzeri tüpten fısss diye bi şey sıktı. Hedef ani bir refleksle başını
çevirmişti ama, tam kaçamamıştı, sol kulağına denk gelmişti. Şaşırdı,
kulağını ovuşturdu, şak diye yere yığıldı.
*
Binanın önündeki
korumalar hedefin başına koşarken, olan biteni aynadan gören hedefin
şoförü zınk diye durdu, çocukları indirdi, Kanadalı’nın peşine takıldı.
Kanadalı yan sokağa daldı, Toyota orada bekliyordu, bindi,
topukladılar... Şoför bir yandan takip ediyor, bir yandan cep telefonuna
“Yolu kesin” diye bağırıyordu. Onlar kesene kadar, şoför kesti
önlerini, Medine Caddesi’nde, indi, daldı Kanadalılara, can pazarı...
Ve,
polis yetişti. Kelepçe.
*
Hedef hastaneye götürüldü... Felç
olmuştu, soluk alamıyor, bilinci kapanıyordu.
*
Kimdi o?
Hamas
Lideri Halid Meşal.
*
Kanadalılar?
Mossad ajanı.
*
İbranice
“süngü” anlamına gelen, suikast timi “kidon” üyesiydiler... İsrail
yakalanmıştı.
*
Ürdün Kralı Hüseyin, öfkeden çılgına döndü, önce
ABD Başkanı Clinton’ı aradı, anlattı, sonra İsrail Başbakanı
Netanyahu’yu aradı, “Benim ülkemde böyle bir işe nasıl kalkışırsın,
derhal panzehiri göndereceksin” dedi. Clinton, Netanyahu’yu aradı,
“Göndereceksin” dedi. Her şey, günler haftalar filan değil, 15 dakika
içinde oldu... Bir saat sonra, İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait savaş
uçağı, Amman’a tekerlek koydu. Panzehir, Meşal’e verildi. Kurtuldu.
*
Bununla
da yetinmedi Kral Hüseyin, fırsat bu fırsat dedi, İsrail’in zindana
tıktığı Hamas’ın o dönemki lideri Şeyh Ahmed Yasin’i gündeme getirdi,
“Bu iki Mossad ajanını sana veririm, karşılığında Şeyh’i serbest
bırakacaksın” dedi... Trak diye kabul ettirdi.
Ömür boyu hapis
cezasına çarptırılan Şeyh, suikast olayından 5 gün sonra serbest
bırakıldı, Ürdün’e gönderildi.
*
Fısfıs’ın ne olduğu hâlâ
bilinmiyor. Ama Tel Aviv’in banliyösündeki Biyolojik Araştırmalar
Enstitüsü’nde geliştirildiği biliniyor...
Hani, önceki gün bizim
başbakana “Arkanızdayız” diyen Putin var ya, işte onun çalıştığı eski
KGB, yeni FSB, o ürünleri kullanıyor.
*
Yani?
*
Küçücük
Ürdün, diplomasi yeteneğini kullanarak, şer’den hayır çıkardı, Hamas
liderlerinden birinin canını, birinin özgürlüğünü kurtardı...
Koskoca
Türkiye ise, Hamas’a bi faydası olmadığı gibi, 9 tane insanını
kaybetti... Konya’da bağırıp çağırmakla olmuyor bu iş yani!
*
Bu
arada... Halid Meşal, Mavi Marmara yola çıkmadan hemen önce, 20 Mayıs’ta
THY uçağıyla Libya’dan İstanbul’a gelmiş olabilir mi acaba?
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...