Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Fetret dönemi
13 Haziran 2011 Pazartesi 18:09

            Türkiye zor bir döneme girmiş bulunuyor. 11 Haziran’a göre bugün, çok daha olumsuz koşullar içindeyiz. Tarih, şimdi içine girdiğimiz dönemi “Fetret Dönemi” olarak kaydedecektir.

            12 Haziran’da milletin önüne konan seçim sandığı, toplumumuzun etnik farklılıklar ve dinsel ayrılıklar temelinde bölünmüş olduğu gerçeğinin siyaseten tescil edilmesinden başka bir anlama gelmiyor.

            12 Haziran’da kaybeden “Millet”; kazanan etnik aidiyet ve dinsel-mezhepsel kimlik bilinci olmuştur.

            Toplumlar tarih içinde genel olarak ileriye doğru gider. Bu temel gerçek, zaman zaman toplumsal olarak geri doğru gidişlerin de olduğu gerçeğini değiştirmez.

            12 Haziran’da Türk Toplumu tarih içinde Ortaçağ’a doğru geriye adım atmıştır.

 

SEÇİMİN GALİPLERİ

            12 Haziran’da kazanan Amerika’dır. Sandığı koydu. Koşulları belirledi. Sonuçlar da dolayısı ile Amerika’nın eseridir.

Ve siyaseten kaderlerini Amerika’nın Bölgedeki varlığına bağlamış olanlar seçimleri kazanmıştır.

            Birinci galip oy oranını 2007 seçimlerine göre üç puan, 2009 seçimlerine göre 11 puan artırmış olan AKP’dir.

            AKP’nin kazanması BOP eşbaşkanlığının kazanmasıdır. Türk toplumunun Ortaçağ cenderesine girme yolunda kritik bir adım atması anlamına gelmektedir.

            İkinci galip, PKK’dır.

            PKK, birinci olarak YSK’nın bağımsız adaylarını veto etmesi üzerine kontrol ettiği kitleyi ayağa kaldırdı, Hükümete boyun eğdirdi ve iki gün içinde Yüksek Mahkeme’nin kararını geri aldırarak önemli bir güç merkezi olduğunu kanıtladı.

            Sadece bu olay bile PKK’nın kitle desteğini önemli ölçüde artırdı.

            36 bağımsız aday PKK’nın büyük başarısıdır. 2009 seçimlerinde yüzde 5.5 olan oyu bu seçimde yüzde 7’nin üzerine çıkmıştır.

            Türkiye’nin etnik bakımdan parçalanması derinleşmiştir.

            Kürt kökenli yurttaşlar nezdinde PKK, şimdi, düne göre başarıya çok daha yaklaşmış olan bir iktidar hareketidir.

 

HİTLERİN İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ

            Durum, Hitler’in iktidar yürüyüşünü andırmaktadır. 1930’da yüzde 18 oy aldıktan iki yıl sonra kriz koşullarında oylarını yüzde 37’e yükseltmesi ve iktidar olduktan bir yıl sonra oyların yüzde 44’ünü alması, “sandığı koyanın sandıktan çıktığına” çarpıcı bir örnektir.

            Hitler 1937 ve ya 38’lerde sandık koysaydı yüzde 90’lar gibi bir oy oranına ulaşacağı şüphesizdi.

            AKP de benzer bir iktidar yürüyüşü gerçekleştirmiştir.

            Ama Hitler emperyalist bir ülkenin başındaydı. O, ülkesini, dünya hakimiyeti rüyasını gerçekleştirmek amacıyla 2. Dünya savaşı felaketine sürükledi.

            Tayyip Erdoğan ise Amerika ve Avrupa’ya bağımlı ezilen bir Dünya ülkesinin başında bulunuyor. Amerika’dan görev aldığını bizzat kendisi itiraf etmektedir.

            Onun bütün yapabileceği Amerikan çıkarları doğrultusunda ülkesini felakete sürüklemektir.

            Tehlikenin bizim tarihimizdeki adı; “Fetret” ya da “Mütareke” dönemidir. Ama aynı şekilde “Fetret” ya da “mütareke” dönemlerini, toplumumuzun büyük çıkışlarla aştığı da büyük tarihsel gerçeklerdir.

 

NEO OSMANLICILIK FELAKETİ

            Şimdi 12 Haziran sonrasındayız.

            Yanıbaşımızdaki Suriye’de akıl almaz gelişmeler yaşanıyor. AKP iktidarı alenen bu ülkedeki iç çatışmalarda taraf olmuştur. AKP, ABD adına “taraf”tır.

            Dinsel ayrılıklardan kaynaklanıyor gibi görünen çatışmalar, her an etnik çatışmalarla başka bir düzleme kayabilir. Bu ülkedeki çatışmaların ABD patentli olduğu konusunda en ufak bir kuşku bulunmamaktadır.

            ABD’nin patronluğunda “Neo Osmanlı” rüyaları görenler, Türkiye’yi büyük felaketlere sürüklemektedir.

            Dört yıldır bu amaçla ülke içinde bir operasyon yürütülmektedir. Yurtseverler ile Türk Ordusu bundan dolayı hedef alınmıştır.

            Şimdi 12 Haziran seçimlerinde alınan sonuçlardan sonra Tayyip Erdoğanlar daha büyük bir cüretle görevlerinin gereğini yapmaya başlayacaklardır.

            Yeni Anayasa ile ulusal devletin tarihe havale edilmesi… Önlerindeki görev şimdi budur.

 

ÖNÜMÜZDEKİ GÖREV

            Planları bugüne kadar işledi.

            CHP ve MHP muhalefeti ile bu planın engellenemeyeceği bir kez daha ortaya çıktı. CHP ve MHP’ye verilen oylar, bu Partilere duyulan güvenden dolayı değil, AKP’nin ülkeyi sürüklemekte olduğu felaketi gören kitlenin çaresizliğinin sonucudur.

            Unutulmaması gereken kritik nokta şudur:

            Amerika ve işbirlikçilerinin çıkarına olan bu plan, Türkiye’nin; Türk ve Kürdüyle bütün milletimizin çıkarlarına taban tabana zıttır.

            Şimdi görev bir kez daha bütün milleti bu uğursuz plana karşı birleştirmek, harekete geçirmek ve ayağa kaldırmaktır.

            Cumhuriyet Güçbirliği, doğru programı ve doğru zeminde yürüttüğü mücadelesi ile içinde bulunduğumuz kör çıkmazdan kurtuluşun biricik adresidir.

            Seçimde alınan sonuç bu gerçeği ortadan kaldırmıyor.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Zilan Gulasor
Yorum Kürtler meclise girince korkularınız depreşiyor!
Sayın Yazar millet derken, neyi kastettiğinizin bilincindesinizdir umarım. Kim neyi bölmüş? Farklılıkların olması canınızı mı sıkıyor, farklı kimliklerin, farklı renklerin bu coğrafyada yaşamasına tahammülünüz yok demek ki... Niye kaybeden MİLLET olsun. Tam tersi kazanan varsa milletlerdir. Etnik ve dinsel farklılıklar niye bu kadar tahammülsüz bir konuma itiyor sizi. Sosyalizm literatürü ile konuşacaksanız millet kavramını da olumsuzlamanız gerekmiyor mu? Çözülemeyen sorunları ya Amerikanın yarattığı çıban, ya da PKK örgütünün düğümü olarak adlandırmaya devam edin. Gerçeği görmezden gelmek için bunca çabanın harcanmasını anlamam zaten. Birilerinin başarısını ya da başarısızlığını neden illa da bir başka olguyla bütünleştirmek için çaba harcarsınız? Yıllardır insanlar bu ülkede kendilerine ait bir kimlik oluşturmak için çaba harcadılar ve gördüğünüz gibi 36 milletvekilini de meclise gönderdiler. Sizin bir aydın-yazar olarak bu bağlantıyı PKK meclise girdi provokenizi anlamak çok zor değil, yıllar önce Leyla Zana’lar Hatip Dicle’ler girdiğinde boyalı basın aynı literatürü kullanmıştı... ama sizin millet sevginizi de sadece TÜRK kimliği üzerine yapıştırmanızı anlamak zor. Sorsalar Sosyalist, demokrat v.s diyeceksiniz kendinize. Seçimlerde 1. Galip AKP olabilir, ama şunu artık anlamak zorundasınız, ikinci galip Kürtlerdir. Sizin 2. galibi tanımlarken "PKK" adını kullanmanız tam da birilerini provoke etme temelli bir davranıştır ki, AKP ve Milliyetçi medyadan herhangi bir farkı yoktur. Türkiye Nereye Gidiyor -4 adlı yazınızda nasıl zorlama bir yorum yaptığınızı hatırlatırken, amacınızın bu topraklarda birarada yaşamaya çalışan bir halkın varlığını kabulunden çok, bir halkın diğer bir halkın hükümranlığı altında yaşamına devam etmesi yönündeki ısrarınız olduğunu anlıyorum. "Evet, ‘eğitim dili Kürtçe olsun’ veya ‘hizmet dili Kürtçe olsun’ taleplerinin, ayrı bir devletin zeminini yaratmaktan başka bir hedefi olamaz. Kendimizi kandırmayalım veya halkı kandırmayalım. ‘Eğitim dili Kürtçe olsun’ demek, bugünün Türkiye’sinde ‘Kürtlerin ayrı bir devleti olsun’ demekten başka bir anlama gelmez." (Türkiye nereye gidiyor-4 adlı yazınız) Niye başka bir anlama gelmesin. Kürtlerin kendi dillerini konuşmak için eğitim dili ısrarı bugüne kadar sizin çok acı bir açıklayışınızla, "hemen hemen türkçe bilmeyen kürt yoktur" asimilasyonunun önüne geçmek anlamına gelemez mi, ya da kayıp dilimizi yeniden kazanmak... Art niyet tam da burada siz ve sizin gibi yaşadığı kültürü hiçbir şekilde sorgulamadan, kabullenmişliğiyle karşımıza çıkan aydın-yazar diye geçinenlerde vücut bulmuştur. “Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” Mustafa Kemal'in bu cümlesi ne kadar da hoşunuza gidiyor değil mi...yetmemiş, bu olayı bir de tarihsel süreçle bilimselleştirmişsiniz. Hiç sordunuz mu Kürtlere sizi Türk diye adlandırıyoruz, ne dersiniz... Olamaz tabi...olmamalı. Mustafa Kemal dediyse koşulsuz ve katıksız doğrudur. Diyorsunuz ki Kürtlerin Türkleşmeye esas olarak bir itirazı olmadı... Aynen. Onun için 1925, 1930, 1938 gibi kıyımlar yaşandı Sayın Mehmet Bedri Gültekin. Sonrasındaki bütün bozgunu da dışarıda aramaya devam ederek paranoyanızı sürdürün. Sığınmak özrün sırrıdır. Neden hep dışarısı suçlu, dili yasaklayan bu devletin politikası, bu devletin yönetimi, ve de farklılıklara tahammülü olamayan tek devlet, tek bayrak, tek dil, tek milletçi tek tipçilerdir. Tespitinizin şaheserliği karşısında eminim müthiş bir gurur içindesinizdir. "DTK'nin demokratik özerklik önerisi sonuç olarak emperyalist planlar doğrultusunda Türkiye'nin parçalanması önerisidir." (ayzınızın devamı) MHP de böyle düşünüyor. Bütün bilim, ideolojiler, sistemler hepsinin tek varoluş nedeni var: TÜRKİYE'Yİ PARÇALAMAK!!! Devlet bahçeli ne güzel söylemiş değil mi? “Bir an için düşünün ve farz edin, anadili Anayasa’ya koyunca karnınız doyacak mı?" O da sizin gibi düşünüyor! BDP'nin 36 milletvekili çıkarması oyunun % 7'nin üzerine çıkması canınızı mı acıttı, sayın Gültekin. Etle Tırnak gibiydik ya... sizce kimin et kimin tırnak olduğu önemli midir Sayın Gültekin? Eğer sosyalist ya da devrimci iseniz Türkiye'nin Ulusal bütünlüğünün bozulmasından niye bu kadar korkuyorsunuz? Ayrıca kimsenin bu ülkeyi bölmek gibi bir derdi yok, isteseler de bölünmez zaten rahat olun... Yok eğer Türkçü ya da milliyetçi iseniz (ki söyleminiz daha çok buna denk düşmekte) o zaman kaygı duymakta haklısınız çünkü gerçekten artık Kürtçe ciddi bir şekilde yaygınlaşmaya başladı ve korkularınızın yerini kabuslara bırakmak için ısrarla çaba harcamakta. Saygılar.
14 Haziran 2011 Salı 08:51
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR