Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Fethullah’ın ya da Amerika’nın düdüğü olmak
29 Ocak 2009 Perşembe 11:52

            Ufuk Uras, Ergenekon Operasyonu için “iyi oluyor, sol içindeki faşistler temizleniyor” demişti.

            Ahmet Türk, “Yılanı kuyruğundan yakaladınız, durmayın başını ezin” diye AKP’ye ve Zekeriya Öz’e çağrıda bulundu.

            Mihri Belli bu arada, Doğu Perinçek’in taa 1960’lardan beri “askeri darbe yanlısı” olduğunu hatırlayıverdi.

            Mustafa Özbek gözaltına alınınca DİSK ve KESK’ten sevinç çığlıkları yükseldi.

            ÖDP,   EMEP, SDP, DTP vd. çevreleri genel olarak, üç aşağı beş yukarı aynı tepkileri verdiler. Operasyonu desteklediler. ‘Tutuklamalar demokratikleşme yönünde atılmış adımlardı. Ama yetmezdi daha ileri gitmek gerekiyordu.’

            Ergenekon Operasyonu ve tutuklamaları üzerine “solun bir kesimi”nden atılan bu sevinç çığlıkları, Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu başta olmak üzere malum Cemaatin yayın organlarında “hak ettiği” önemle ele alındı.

            Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Gülay Göktürk, Alper Görmüş, Ahmet Altan vb. gibi solun dönekleri, sahip oldukları köşelerden sabah akşam devrimcilere ve yurtseverlere saldırıyorlar. Ama onların Fethulah ve AKP ile birlikte yaptıkları saldırı çok fazla işe yaramıyor. Tertipçiler, “Halk niye Susurluk döneminde olduğu gibi bizim yanımızda değil” diye ağlaşıp duruyorlar.

            Buldukları çare, hala sol etiketi taşımaya devam eden ve sosyalizm sözcüğünü ağızlarından düşürmeyen Ufuk Uras’ların, Mihri Belli’lerin; Devrimcilere yönelik saldırılarını yüksek sesle duyurmak oluyor.

            Bu tabloda Türkiye Solu’nun bir kesiminin 40 yıl boyunca yaşadığı değişimin resmi bulunmaktadır.

 

İLK BÖLÜNME

            1960’ların sonlarına gelindiğinde sol; kitle çizgisi, maceracılık, darbecilik, Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim, Sosyal Emperyalizm konularında farklı görüşler temelinde bölünmeye başladı.

            Bölünmelere rağmen ortak zemin hala çok güçlüydü. Bütün sol antiemperyalistti ve Ortaçağ’a karşı Demokratik Devrimi savunuyordu. Perinçekler, Mahirler ve Denizler emperyalistler ve işbirlikçileri karşısında aynı yerde duruyorlardı.

            Onun için saldırı hepsine birden yöneldi. İşkencehanelerde ve hapishanelerde birlikteydiler. Acıları ve sevinçleri ortaktı.

            1974 sonrası sol içindeki bölünme daha da derinleşti. Fikir ayrılıklarına şiddet ve kan bulaştı. Aynı zemini paylaşmak giderek daha zor hale geldi.

            Buna rağmen faşist saldırılara karşı gene de aynı mevzideydi herkes. Bundan dolayı 12 Eylül Askeri Darbesi de, ayrım gözetmeden bütün solu hedef aldı.

            Derinleşen ayrılıklara rağmen bütün sol hala antiemperyalistti. Askeri yönetimin ezdiği sol, ister istemez iç çatışmaları ikinci plana itmek durumunda kaldı.

            Bundan dolayıdır ki 1985 sonrası hapisten çıkan Aydınlıkçılar, “acaba bütün Solu yeniden bir araya getirebilir miyiz?” düşüncesiyle 3 yıl boyunca bütün gruplarla görüşmeler yaptılar.

Bu çabaların sonuç verdiği söylenemez. Ama farklı grup ve örgütler arasında diyalogun hala var olduğu da bir gerçekti.

 

1990 SONRASI

            1990 sonrası, birkaç açıdan daha önceki dönemlerden farklılık gösterir. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Amerikanın 1991 yılındaki Körfez Savaşı sonrasında Bölgeye yerleşmesi ve özellikle Kürt milliyetçi hareketiyle kurduğu organik bağdır.

            PKK’nin 1991 sonrası adım adım ABD’nin kontrolüne girmesi, solun bir kesimini de PKK üzerinden ABD ile kader birliği yapmaya götürdü.

            Bir diğer önemli gelişme ise emperyalist devletlerin 1980 sonrası yavaş yavaş, 1990 sonrası ise doludizgin çeşitli fonları devreye sokarak dernekleri, sendikaları ve aydınları mali bakımdan desteklemesi ve kendine bağlamasıdır.

            Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler bu faaliyet için milyonlarca dolarlık kaynaklar ayırdılar. Eskinin antiemperyalist aydınları, çeşitli projeler karşılığında yüz binlerce euro-dolar aldılar, emperyalizmin maaşlı memurlarına dönüştüler.

            Kimi sendika ve dernekler ise sadece Batı’dan aldıkları fonlarla ayakta durur hale geldiler.

            “Gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını sallar.”

            Bu atasözümüz, 1990 sonrası bir kısım aydınımız ve sol örgütümüzün pratiğinde bir kez daha doğrulandı

            Ve böylece tüm solun ortak zemini olan antiemperyalizm kayboldu. Ve çağımızda emperyalizme karşı tavır, her şeyi belirliyor. Emperyalizmin safına düşenin, Ortaçağ’a karşı da mücadele etmesi söz konusu olmuyor.

            Amerika ve Avrupa’nın dostu olan, Fethullah’ın da dostu oluyor.

 

YOLUN SONU

            Önümüzdeki tablo budur: Acıları ve sevinçleri aynı olan “eski sol” bugün yoktur. Tam tersine yurtseverlerin acılarından memnun olan sol maskeli bir kesim vardır. PKK üzerinden Batı’ya kapağı atanlar ve doğrudan Batılı merkezler tarafından fonlananlar açısından antiemperyalizm bayrağını yüksekte tutmaya devam eden Devrimciler, yok edilmesi gereken “milliyetçiler” oldular.

            Devrimcilerin felaketi onların mutluluğu oldu.

            40 yıl önce yanlış bir adımın atılmasıyla başlayan yolculuk, yanlışta ısrar edilmesinin sonucunda bugün emperyalistlerin kucağına oturmakla sonuçlanmış bulunuyor.

            Oturdukları yerde kendilerine verilen görev Fethullah’ın düdüğünü ötürmektir.                                                                                                             

 

           

           

 

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR