













Bir şehir efsanesi;
“…Padişah tahtını ve rahatını düşünüyordu…
Korkaktı, zaten ülkeden kaçtı…”
Sahi, kimdi bu kaçan padişah?
Son Osmanlı “ Yandım Ali” olsa da o, padişah değildi…
Son Osmanlı padişahı Vahdettin’den bahsediyoruz…
O zaman mahallede ABD’nin borusu ötmediğinden olsa gerek padişah “…İngilizlerle anlaştı…
Dolmabahçe rıhtımından bir gece vakti bir motora binerek, açıkta demirli "Malaya" zırhlısı ile İstanbul'dan kaçtı…
İhanetinin hesabını verecek yürekliliği gösteremedi…
1926 yılında bir sığıntı gibi yaşadığı İtalya'da San Remo şehrinde öldü…”
Yani, yorgan gitti kavga bitti, hesabı…
Kimine göre hain kimine göre değil…
Yine bizden olanı yere vur taktikleri…
29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi.
Daha memlekette padişahın işi ne, değil mi? Sonradan saltanat falan hesabı yapabilirler neme lazım… Devletçiliğin ilk adımları, geleceği ön görerek adımlar atıldı…
Zaten Kurtuluş Savaşı sadece İngiliz’e, Fransız’a, İtalyan’a, Yunan’a karşı yapılmadıydı he mi!…
Bu dualizm, hayatın her alanında, adeta hücrelere sinmiş…
Geçen 85 yılda gelinen nokta tabiî ki çok önemlidir. Çünkü bu güne gelinceye kadar yaşanan tecrübeler cumhuriyeti ve demokrasiyi milletimizin için vazgeçilmez hale getirdi…
İki askeri darbe yani demokrasinin kesintiye uğratılması, arada muhtıralarla “hizaya gel” komutları olsa da yaşanan hiçbir şey, milletçe ödenen onca bedele rağmen, sistem açısından boşuna değil aslında…
Neden mi, çünkü mademki tarihi değiştirmek elimizden gelmiyor, cumhuriyet ve demokrasimizin kazanım ve gelişimi için bu sürecin, her kesim tarafından değerlendirilmesi önem arz ediyor…
Siyasal sistemin vazgeçilmez unsurları; çoğulcu demokrasi, çok partili hayat ve seçimler, hak ve özgürlükler, ekonomik ve kültürel gelişim, gerçekten özgür basın, asker ve sivil bürokrasi, vs. yaşanan bu 85 yılda kendilerini gerek kazanımları ve gerek tecrübeleri ile geleceğe taşıyabilirler…
Bunu başarmaları, Cumhuriyet’in “ilelebet payidar olması” ve bir partinin, bir kesimin tekelinde imiş gibi algılanmasının da önüne geçer…
Sadece Anıtkabir’deki törenlere katılan CHP’nin Cumhuriyet ve demokrasi tanımını doğrusu merak ediyorum…
Önümüzdeki dönemde Cumhuriyetimizi, ekonomik krizlerin, askeri darbelerin, sınıf çatışmalarını az sulandırıp söylersek sosyal çatışmaların, vs. yaşandığı alaca karanlık kuşağı haline getirmek istemiyorsak, insanımızı sıkıştığı bu sosyal buhranlardan, ekonomik ve kültürel açmazlardan, ayrıca inanç boşluğundan kurtarmamız gerektiği de açıktır…
Ülkemiz önemli gelişmelerin arifesinde...
Plan üstüne planlar yapılmakta...
En acımasız bir güç mücadelesi yaşanmakta, her yöntem de mubah görülmekte... Bu güç mücadelesinin unsurları sadece yerel unsurlar ( Siyasal partiler, baskı grupları, iş adamları, basın halk) değil, dış unsurlar da bulunmaktadır…
TBMM’nde bir parti tarafından ülke bütünlüğü aleyhine yayınlar dağıtılıyorsa yanlış giden bir şeyler var…
Ajdar’ın “Çikita muz” şarkısı internette 19 milyon defa tıklanmış ise, yanlış giden bir şeyler olmalı …
Ergenekon’un avukatlığını üstlenen siyasal parti olur mu…
Yanlış giden çok şeyler olmalı…
