Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
''İslamla, Müslümanla terörü eş değer görmek art niyettir, kötü
niyettir, suizandır, çirkin bir propagandanın neticesidir'' dedi.
sabah.com.tr'nin haberi:
Başbakan Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş yıl dönümü ve
''2010 Kur'an Yılı'' etkinlikleri açılış töreninde yaptığı konuşmada,
tabiatın boşluk kabul etmediğini söyledi.
''Bir alan boş bırakıldığında oraların nasıl doldurulduğunu, kimler
tarafından doldurulduğunu acı tecrübelerle gördük, görüyoruz. İslamla,
Müslümanla terörü eş değer görmek art niyettir, kötü niyettir,
suizandır, çirkin bir propagandanın neticesidir'' diyen Başbakan
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Ama bu algıyı pekiştiren, bu algının oluşmasına yol açan hataların
yapıldığı da görmezden gelinemeyecek bir gerçektir. Bu hatalar bir
alanın boş bırakılmasının, ihmal edilmesinin, buna ehemmiyet
gösterilmemesinin neticesidir. Gerçek bilim adamlarının, gerçek
aydınların, münevverlerin boş bıraktığı alanların,
'medya
vaizleri' tarafından doldurulduğunu ve soru işaretlerinin hızla
çoğaldığını da müşahede ediyoruz. Ben onun için siz değerli
kardeşlerimden, lütfen bizi medya vaizlerinden kurtarın. Bunu istirham
ediyorum.Ben açıkçası Türkiye'nin güzide bir kuruluşu olan Diyanet
İşleri Başkanlığı'nın sadece ulusal ölçekte değil, küresel ölçekte bir
örnek teşkil ettiğine, etmesi gerektiğine inanıyorum. Taraf tutmadan,
soru işaretlerini artırmadan, sade bir şekilde, anlaşılır bir şekilde
malayani tartışmalara kapılmadan, dosdoğru bir yol tutturduklarını ve bu
yolda kararlılıkla ilerlediklerini görüyorum.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Eğer Kur'an bir kesim tarafından hayat
veren kitap olarak algılanıyor diğer bir kesim tarafından bunun tam
tersi bir şekilde algılanıyorsa, burada biz Müslümanları ilgilendiren
çok ciddi bir mesele olduğu kaçınılmaz bir gerçektir'' dedi.
Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş yıl dönümü ve ''2010
Kur'an Yılı'' etkinlikleri açılış töreninde yaptığı konuşmada, Başkanlık
çalışanlarının her türlü fedakarlık içinde çalışmalarını yürüttüklerini
söyledi.
Diyanet çalışanlarının, 24 saat esasına göre görev yaptıklarını ve her
an hayatın, her an toplumun içinde olduklarını belirten Erdoğan,
''Türkiye'de bir çok insanın yetişmesinde, erdem, fazilet, bilgi ve
hikmete ulaşmasında formel eğitimle birlikte Diyanet personelinin
çabaları da etkili oldu. Kur'an eğitiminden sağlıklı dini bilgi
aktarımına kadar hayata müteallik her alanda onların bilgi ve
tecrübesinden faydalandık. Milletçe Diyanet personeline şükran
borçluyuz. Ben burada bu şükran ifadelerini kendilerine özellikle sunmak
istiyorum'' diye konuştu.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluş yıl dönümüyle birlikte önemli bir
programı da başlattıklarını, 2010 yılının ''Kur'an-ı Kerim'' yılı ilan
edildiğini hatırlatan Erdoğan, yılın hayırlı, yapılacak tüm
faaliyetlerin başarılı olmasını diledi.Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''1400 yıl önce Hazreti Peygamber aracılığıyla 'İkra' yani 'Oku' emriyle
nazil olmaya başlayan Kur'an, o andan itibaren tüm insanlığı kucakladı
ve sıcaklığıyla, hikmetiyle, nuruyla kuşattı. İlahi muhafaza altında
olan kutsal kitabımız, bugün de gönüllere şifa olmaya, inananların
yolunu aydınlatmaya, tüm insanlığa barış ve kardeşlik mesajı vermeye
devam ediyor. Elbette burada Kur'an'a bir ömür adamış değerli
hocalarımızın yanında Kur'an'ın anlaşılmasına ilişkin teorik görüşler
serdedecek değilim. Burada haddi tecavüz edemem.''
''GECİKMEDEN ÖZ ELEŞTİRİ YAPMAMIZ GEREKİYOR''
Erdoğan, Başbakanlık yaptığı 7 yıl içinde 81 ülkeye 233 ziyaret
gerçekleştirdiğine dikkat çekerek, İslam ülkelerindeki manzarayı görme
fırsatı bulduğunu dile getirdi.
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Bunun yanında diğer ülkelerde de
İslam imajını, Müslüman imajını ve algısını müşahede etme fırsatı
buldum. Ortada hakikati en güzel şekilde ortaya koyan kutsal bir kitap
varken ve o kitap 1400 yıl boyunca muhafaza edilmişken nasıl olup da
böyle birbirinden çok zıt yorumların ortaya çıktığını, bu mesaja uygun
olmayan durumların yaşandığını emin olun anlamakta zorlandım ve
zorlanıyorum. Elbette farklı yorumlar, farklı tefsirler olacak, bunu
yadırgamıyorum. Hatta farklı fakat birbiriyle çatışmayan yorumları,
tefsirleri gördüğümüz zaman Kur'an'ın büyüklüğünü ve zenginliğini daha
iyi anlıyoruz. Ama eğer Kur'an bir kesim tarafından hayat veren kitap
olarak algılanıyor diğer bir kesim tarafından bunun tam tersi bir
şekilde algılanıyorsa, burada biz Müslümanları ilgilendiren çok ciddi
bir mesele olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.
Kur'an'ın özellikle Batı dünyasında ve toplumlarında farklı şekillerde
algılanmasında elbette art niyetin ve propagandanın etkisi var. Ama bu
ön yargıları gidermek için ne yaptık? Hatta bu ön yargıları oluşturacak
ne yaptık? Bunu da kendimize sormamız ve öz eleştiriyi artık gecikmeden
yapmamız gerekiyor. Merhum Mehmet Akif ne güzel ifade etmiş; 'İbret
olmaz bize, her gün okuruz ezberde/Yoksa bir maksat aranmaz mı
ayetlerde?/Lafz-ı muhkem yalnız, anlaşılan, Kur'an'ın/Çünkü kaydında
değil, hiçbirimiz mananın/Ya açar Nazm-ı Celil'in, bakarız yaprağına/
Yahut üfler geçeriz, bir ölünün toprağına'. Esasen Akif'in gönül ve
hikmet diliyle ortaya koyduğu bu dizeler, benim bahsettiğim o farklı
algılamaların sebebini de gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Evlerimizin odalarında, duvarlarında asılı durur ama bunun için değil
tabii hikmeti nüzulü...
Safahat'ın bir başka yerinde de şunları söylüyor Akif, bu hele bizim
için çok daha önemli; 'Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, asrın
idrakine söyletmeliyiz İslam'ı'. İşte bunun üzerinde ısrarla durmamız
gerekiyor. 1400 yıl önce 'Oku' emriyle nazil olmaya başlayan ve Akif'in
dediği gibi idraki kuşatması gereken bu ilahi kitabın müntesiplerine,
açık söylüyorum, böyle bir manzara yakışmıyor. Aydınların, yazarların,
bilim adamlarının özellikle de din alimlerimizin bu soruyu çok daha
yüksek sesle, çok daha gayretli biçimde sormaları ve sorgulamaları
gerektiğine inanıyorum.''
''İSLAM DÜNYASININ PROBLEMLERİ KÜÇÜK HATALARDA''
Ziya Paşa'nın gazelindeki ''Dolaştım mülkü İslamı, bütün viraneler
gördüm'' dizesini de hatırlatan Başbakan Erdoğan, bugün böyle bir
manzarayla karşı karşıya olunduğunu ifade etti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Gerçekten de yoksulluğun had safhada olduğu, gelir dağılımındaki
uçurumun büyüdüğü, hoşgörüsüzlüğün arttığı, savaşların, çatışmaların
terörün artık alın yazısına, yaftaya dönüştüğü bir çağı yaşıyoruz. Hiç
kuşkusuz bu manzara bizi var eden öğretilerin eseri değil. Tam tersine
bu manzara bir uzaklaşmanın, teori ile pratik arasında oluşan uçurumun
eseridir.
Dünyayı değiştirmek, dönüştürmek için kafa yoranların, kendisine büyük
büyük hedefler belirleyenlerin, bu yolda uçlara doğru yolculuk
yapanların mikro meseleleri unuttuğunu, ihmal ettiğini üzülerek
görüyoruz. İslam dünyasının problemlerini belki de çok küçük hatalarda
aramak gerekiyor. Acaba sokakta bir yaşlının ayağına mı bastık? Acaba
semtimizde bir yoksul var da bizim haberimiz mi yok? Acaba birine hor
gözle mi baktık? Kalp mi kırdık? Bir gönül mü yıktık? Bence asıl
sorulması gereken sorular bunlardır. Gençlere, çocuklara anlatılması
gereken, hiç kuşkusuz, dünyayı değiştirme hedefinden ziyade kendisini,
kendimizi değiştirme hedefi olmalıdır. Dünyayı kurtarmak için yola
çıkanların kendi yuvasını, sokağını, semtini, mahallesini, ilini ve
ilçesini gözetmesi öncelikle tavsiye edilmelidir. 'Kendini bilmeyen
Rabbini bilmez' diyor ilahi mesaj. Ondan esinlenerek Yunus Emre, 'İlim
ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir/Sen kendin bilmezsen bu nice
okumaktır' diyor. Kur'an'ın ve hadislerin bir çoğunda güzel ahlaka vurgu
yapılıyor.Ne yazık ki bu ayrıntı gibi görülen ilkelerin terk edilmesi,
telafisi son derece güç zararlara yol açıyor. Ben Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın bu manada çok önemli bir vazife yüklendiğine inanıyor ve
bu vazifeyi de hakkıyla taşıdığını düşünüyorum.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hakkari'deki anne ile Yozgat'taki anne,
evlatlarının başında aynı Fatiha'yı, aynı Yasin'i okuyorsa, aynı duayı
ediyorsa, cemaat aynı kıbleye dönüyorsa, burada ciddi bir yanlış var.
Ben bunu söyledim. Bu ifadelerimin bile farklı yerlere çekildiğini
gördüm'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş yıl dönümü ve
''2010 Kur'an Yılı'' etkinlikleri açılış töreninde yaptığı konuşmada,
terör konusuna değindi.
''Radikal İslam değil, ılımlı İslam değil, buna benzer önüne sıfatlar
eklemek suretiyle getirilmiş bir İslam anlayışı değil, dosdoğru ve son
derece sade bir anlayış, baskıdan uzak, zorlamadan uzak, iradeyi gözeten
bir yaklaşım sergileniyor'' diyen Erdoğan, dünya konjonktürü dikkate
alındığında Diyanet İşleri Başkanlığının yaklaşımını ne kadar doğru
olduğunu gördüklerini söyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığının, her türlü siyasi tartışmanın dışında
tutulması gerektiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bu kurumu daha verimli kılacak tavır, budur. Başkanlığın her adımının
linç yaklaşımıyla eleştirilmesini, başkanlık personelinin hakları söz
konusu olduğunda konunu çok farklı yerlere çekilmesini ben ülkeye ve
millete yönelik ciddi bir sorumsuzluk olarak görüyorum.
Şunu da hatırlatmak durumundayım, Diyanet İşleri Başkanlığı,
Medeniyetler İttifakı Projesine eş başkanlık yapan ülkenin Diyanet
İşleri Başkanlığı'dır. Biz, ülke olarak kültürler arasında, medeniyetler
arasında çatışmayı değil, uzlaşmayı ve diyaloğu teşvik eden
uluslararası bir projenin sahibiyiz. İslam... Bu kökten gelen bir dinin
mensuplarıyız. Barış... Öyleyse dünya barışında baş aktör olması gereken
ülke biziz. Bu ülkede de birincil noktada da konuşacak olan bence
sizlersiniz. Yine ulusal ve uluslararası bazda bunu söylüyorum.
Tarih boyunca, tarih boyunca 3 kıta üzerinde kurulmuş devletlerimiz,
böyle bir hoşgörü iklimini inşa ettiler ve yaşattılar. Bunu ecdadımızda
görüyoruz. Bugün o devletlerin mirasçısı olarak, bu iklimi geliştirmek
ve çağın imkanları doğrultusunda insanlığa taşımak gibi bir
sorumluluğumuz var.
100'den fazla ülkenin desteklediği bu proje, zaten aynı zamanda bizim
dilimizdeki inceliğin, o yumuşaklığın da bir tezahürüdür. Bizim tarihi
tecrübemizin yanında Diyanet'in de gayretiyle inanıyorum ki bu proje
başarıya doğru yol alacaktır.''
''MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK PROJESİ''
Başbakan Erdoğan, bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı'nın gerekli
birikimi olduğunu dile getirerek, Medeniyetler İttifakı gibi
uluslararası projeyi başarıyla taşırken, ülke içinde de kardeşliği,
birliği, bütünlüğü pekiştirecek, beraberliği pekiştirecek, destek olacak
kurumlardan birini yine Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu söyledi.
Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Tüm kurum ve kuruluşlarımızla,
STK'larla, aydınlarımız, sanatçılarımızla birlikte Diyanet İşleri
Başkanlığının ve onun değerli mensuplarını da bir devlet projesi olan
milli birlik ve kardeşlik sürecinde, aktif rol almalarını ben sizlerden
rica ediyorum, istirham ediyorum. Esasen, sürecin başarıya ulaşmasında
ön yargıların kırılmasında toplumsal hastalıkların şifa bulmasında
Diyanet kurumumuz tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya.
Çok ciddi çalışmaların olduğunu biliyorum. Farklı dil ve lehçelerde vaaz
ve hutbe, farklı dil ve lehçelerde Kur'an-ı Kerim meali, ilmihal gibi
çalışmalar belli bir aşamaya geldi.
Bunun ötesinde gönüllere hitap etmek, gönülleri birbirine ısındırmak,
bizi var eden yapı taşlarını, bizi birbirimize bağlayan o sarsılmaz
bağları tekrar hatırlatmak noktasında da sizden destek bekliyoruz.
Ülkenin sadece belli bölgelerinde değil, 7 coğrafi bölgede, 81 vilayette
hatta yurt dışı teşkilatlarımızda hükümetimizin başlattığı ve bir
devlet projesi olan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nin en iyi şekilde
Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından anlatılacağına yürekten
inanıyorum.
Zira biz, birliğin, beraberliğin, kardeşliğin adeta bir çimento gibi
birbirine iyice kenetlendiği, birbiriyle kaynaştığı toplumuz, milletiz
böyle olmamız gerekiyor. Hiç kimse bunu farklı yerlere çekmeye
çalışmasın. Bakınız, Hakkari'deki anne ile Yozgat'taki anne,
evlatlarının başında aynı Fatiha'yı, aynı Yasin'i okuyorsa, aynı duayı
ediyorsa, cemaat aynı kıbleye dönüyorsa, burada ciddi bir yanlış var.
Ben bunu söyledim. Bu ifadelerimin bile farklı yerlere çekildiğini
gördüm. 'Başbakan meseleyi din üzerinden mi çözmek istiyor' şeklinde
yüzeysel ve art niyetli yorumlar yapıldı. Ben türküleri de, şarkıları da
dile getirdim, kahramanlarımızdan, birlikte gazi olduğumuzdan, birlikte
şehit verdiğimizden bahsettim.
Elbette inançlarımız da bu noktada ortak paydamızdır. Elbette sahip
olduğumuz inancın temel ilkelerini hatırlatmak durumundayım. Söz konusu
olan kan, söz konusu olan gözyaşı, söz konusu olan insan. Biz yeter ki
insanı yaşatalım, yeter ki insanı yüceltelim. Bunu ne şekilde ve nasıl
yaptığınız teferruattır. Ortak inancı paylaşan, aynı yöne dönen, aynı
ruh ikliminde yaşayan insanların birbirine husumet duymasının hiçbir
mazereti olamaz.
Bizim tarihimizde Kerbela gibi, Hazreti Peygamber'in torununun ve
ailesinin katledilmesi gibi gerçekten son derece acı bir vaka var, bu
vakadan ders çıkarmak yerine, husumeti yaşatmak yeni Kerbelalara zemin
hazırlamaktır.
Ülkemizin hiçbir ferdi arasında husumet ve hoşgörüsüzlüğün mazereti
olamaz. Birbirimizi dinleyecek, anlayacak, hoşgörü ile birbirimize
yaklaşacağız. Aramızdaki meseleleri konuşarak, asgari müşterekte
uzlaşarak çözüm yoluna koyacağız. Bize yakışan budur, medeniyetimize,
inancımıza yakışan budur. 1400 yıl boyunca dalga dalga büyüyen ilahi
mesaj; 'inananlar kardeştir' diyor. Bunu tevile de, tefsire de bence
ihtiyaç yoktur. Bu kadar özet ve net bir ifadedir.''
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR