Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Enerji İmparatorluğu
18 Eylül 2008 Perşembe 01:01

Kafkasya krizinin Rusya’nın açık üstünlüğü ile şimdilik sonuçlanması ile birlikte Rusların dünya siyaset sahnesine geri döndüğü ve ABD eksenli tek kutuplu dünyanın sonuna gelindiği tartışmaları yapılmaya başladı. Bu tartışmalara göre, Rusya ikinci bir süper güç olarak ortaya çıkmış durumda ve mevcut durum, yeni bir soğuk savaşın çanlarını çalıyor.

 

Rusya’nın muhteşem dönüşü ile ilgili kaygılı düşünceler bir yönüyle doğru olsa da eksik aslında. Yani Rusya’nın yeni bir süper güç olarak çağdaş tarihin sahnesine çıkmakta olduğu doğru, ancak Rus yükselişini ABD’nin kudretinden ayrı bir yere koymamız için elimizde bazı nedenler var. Mesela Rusya’nın savunma sanayi bütçesi Pentagon’unkinin yanında devede kulak gibi duruyor. Bu konu ile ilgili söylemlere göre, Rus savunma sanayi, ABD savunma sanayinin ancak yüzde beşine tekabül edebiliyor ki, bu da hâliyle çok düşük bir miktar. Buna göre, ABD ve Rusya’yı askeri güç açısından karşılaştırmak hiç de mantıklı değil ve bu açıdan yaklaşıldığında, Rusya’nın süper güç olması ile ilgili retorik de bir hayli sorunlu hale geliyor.

 

Fakat Rusların bu eksikliklerini fazlasıyla giderdikleri bir başka alan var: enerji sektörü.

 

Ruslar, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in devlet başkanı olmadan önce başında bulunduğu ürkütücü bir devlet aygıtı olan Gazprom’a sahipler. Rusya’nın en büyük şirketi [Forbes Dergisi’nin Nisan 2008 sayısında yayınlanan rapora göre dünyanın on dokuzuncu en büyük şirketi] olan Gazprom, dünyada en fazla doğalgaz çıkaran şirket ve Rusya’nın, toplam doğalgaz üretiminin yüzde doksan üçü gibi astronomik bir kısmını karşılamasını sağlayan en önemli ekonomik kaynağı. Rusların, Gazprom’u, daha önce tüm dünyanın şahit olduğu Ukrayna örneğinde olduğu gibi siyasi bir baskı aracı olarak kullanmaya yönelik güçlü bir eğilimleri var.

 

Bosna-Hersek, Estonya, Finlandiya, Makedonya, Litvanya, Letonya, Moldova ve Slovakya gibi ülkelerin bütün doğalgaz ihtiyacını Gazprom karşılıyor. Ayrıca Bulgaristan yüzde doksan yedi, Macaristan yüzde seksen dokuz, Polonya yüzde seksen altı, Çek Cumhuriyeti yüzde yetmiş beş, Türkiye yüzde altmış yedi, Avusturya yüzde altmış beş, Romanya yüzde kırk, Almanya yüzde otuz altı, İtalya yüzde yirmi yedi ve Fransa da yüzde yirmi beş oranında Rus şirketine bağımlı. Genel anlamda Avrupa Birliği ülkelerinin doğalgaz ihtiyacının yüzde yirmi beşini Gazprom karşılıyor ve bu oran güç geçtikçe artıyor.

 

Bu istatistiksel bilgilere baktığımız zaman Rusya’nın elindeki muazzam silahın etki alanının sınırlarını büyük ölçüde kavrayabiliyoruz. Rusya’nın Gürcistan’a girmesine Avrupa Birliği ülkelerinin vermiş olduğu cılız tepkinin nedenlerini de…

 

Rusya’nın sahip olduğu bu muazzam silahın nelere kadir olabileceğinin bilincinde olan Putin, iktidara geldiği zaman Rus dış politikasını enerjiye endekslendirmişti. Nitekim ne kadar ileri görüşlü olduğunun ortaya çıkması fazla zaman almadı. Bugün Rusya, askeri anlamda ABD’ye karşı bir süper güç olabilecek konumda [ABD’nin askeri gücünün dünyanın birçok yerine dağılmış durumda olduğunu ve bunun da Rusya’nın savunma potansiyelini görece güçlü kıldığını da unutmamak lazım] değilse bile, enerji sektörünü kullanarak bu açığını kapatmış durumda ve farklı bir açıdan süper güç pozisyonunu elde etmeyi başardı bile.

 

Rusya, AB’nin yapmakta olduğu enerji ithalatını tamamıyla kontrol altına alabilmek, deyim yerindeyse Avrupa’nın elini kolunu bağlayabilmek için yeni boru hatları ve ihracat anlaşmalarına yönelik güçlü bir dış politika izliyor. Orta Asya, Afrika ve Ortadoğu’da enerji kaynaklarına sahip olan küçük ve güçsüz devletlerle ikili ilişkiler kurarak, Avrupa’nın enerji ihtiyacının belli bir bölümünü karşılayan bu ülkelerin enerji ihracatlarını tamamıyla Rusya’ya yönlendirmeye ikna etmeye çalışıyor.

 

Rusya’nın enerji alanında sektörel bir tekel oluşturma gayreti içinde olduğu görülüyor. Ruslar, sahip olmadıkları kaynaklarının Avrupa’ya pazarlanmasını da kendileri üstlenmek istiyorlar. Enerji İmparatorluğu’nun bu girişimine bir örnek olarak, 2007 yılının Aralık ayında imzalanan Hazar Kıyısı Boru Hattı Projesi Antlaşmasını hatırlamak yeterli olur. Rusya’nın, Azerbaycan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile imzalama başarısını gösterdiği bu anlaşma ile Ruslar, kendi tekellerinin kırılması için planlanan Nabucco projesinin yürürlüğe girmesini engelleme noktasında bir adım öne geçmiş oldular.

 

Ayrıca Rusya’nın, Azerbaycan’a yapmış olduğu doğalgaz, petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz gibi ürünlerin ihracat için ayrılmış olan kısmının tamamını yüksek fiyatla satın almak önerisi de Rusların enerji diplomasisinin ve enerji sektörüne verdikleri önemin açık bir göstergesi olarak önümüzde duruyor.

 

Sonuç olarak denebilir ki:

Rusya, dış politikasının başarıya ulaşması noktasında en önemli etken olarak gördüğü enerji sektöründeki gücünü kullanarak süper güç olmak üzere. Kurduğu enerji imparatorluğu ile Avrupa’yı kendine bağımlı hale getirmek ve böylece yalnız kalacak olan ABD ile kozunu daha eşit şartlarda paylaşmak istiyor. Rusya’yı devre dışı bırakmayı hedefleyen Nabucco gibi petrol boru hattı projelerinin özellikle ABD tarafından hararetle desteklenmesi boşuna değil. Yani Rusya ile ABD arasındaki nihai savaşın başlamış olduğunu ilan etmek mümkün.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR