













Belki unutanlar hatırlayacak ve üzülecektir, hoş kimse unutmamıştır ama… Unutmak ne mümkün gitti gideli her şey anlamsızlaşmaya başladı sanki. Önce öğrettiklerinden başlamalı bu yazıya. Buradan başlanırsa belki bitmez bu yazı ama denemeli.
En büyük eseriydi dürüstlüğü, sözünün eri olması. Etrafındaki herkese kelime-i şahadet gibi öğretmeye çalıştığı “Doğru duvar yıkılmaz” lafını. Bu yönünden dolayı onunla aynı soy ismi taşımaktan şeref duyuyorum ama ona göre zaten olması gereken buydu ve bu dürüstlüğü normaldi.
Esnaftı. Hemde herkesin yapamayacağı esnaflardandı. Edebiyle, terbiyesiyle ve en önemlisi işinin ehli olmasıyla parmakla gösterilen esnaftı.
Memleketine aşıktı. Herkesin sevmeyi beceremediği Diyarbakır’ı en çok sevenlerdendi. Son günlerdeki halini gördükçe için için üzülür “bu memleket ne haldeydi ne hale geldi” derdi.
Yazarsam sayfa yetmez.
Hani her insanın hayatında onu bütün kötülüklerden koruyan birisi vardır ya, hani kıyamet kopsa kimse size karışamaz, hani cam kırsanız, komşu çocuğunu dövseniz, arabaların radyo antenini koparsanız, evin içinde futbol oynasanız ve alt kattaki bundan rahatsız olsa, uyarmasına rağmen devam etseniz ve şikayet etse yinede kimse ters bir bakış dahi atamasa size onun korkusundan. Hani az önce size verdiği harçlığı kuzenlerinizle bitirmişsiniz ve aradan daha yarım saat geçmemesine rağmen tekrar harçlık istemeye korkmazsınız, hani size kebap yedirmesi için evde az yemek yiyip yanına gidince acıkırsınız ve bu isteğinizi 2 saatte bir yenilemenize rağmen hiçbir zaman geri çevrilmezsiniz… “Herkes kendine olan güvenini çocukken kazanır” derler ya o özgüveni bendenize veren “benim torunum istediğini yapar” diyen diğer torunlarından dahi sizi sakınan bir DEDE düşünün…
Benim böyle bir dedem vardı dostlar. Kimsenin yan gözle dahi bakamamasının nedeninin o olduğunu daha yeni yeni anladığım, beni cumhuriyetçi bir genç olarak çekirdekten yetiştiren, yani kahramanlıkları efsaneler yerine Mustafa Kemal ile İsmet Paşa arasında geçenleri anlatarak vatanın, milletin, ülkenin ne demek olduğunu daha o yaşta öğretmeye başlayan, ihanetin bile affedilir olduğunu göstererek büyüklüğü öğreten, hayatımın şüphesiz en güzel çocukluk günlerini berber dükkanında beraber geçirdiğim en iyi çocukluk arkadaşım artık yok.
Senin yaşadıklarını daha çok anlatacağız ve ne şerefki bana “böyle bir dedenin torunuyum” diyeceğim, şimdiye kadar hep dediğim gibi.
Yerini doldurmak zaten mümkün değil ama “bellidir, berber Kemal’ın torunu olduğu” dedirtebilirsem yapamazsam bile gram olsun sana bezersem o şeref bana yeter.
Seninle ilgili cümlelerimizin hepsi artık “keşke”’li.
Keşke şimdi olsaydında…
Atamızı bende çok özledim yegen
kendimden geçtim..
PEYGAMBER EFENDİMİZE KOMŞU OL DEDEM MEKANIN CENNET OLSUN...