













Bu ülkenin yetiştirdiği nice değerler var…
Belki de vardı demek daha doğru olur…
Kimine sağcı demişiz, hırpalamış, ezmişiz, küstürmüşüz…
Hapisler, sürgünler…
Peki, sorunlar çözülmüş mü?
Kimine solcu deyip bitirmişiz...
Hapisler, sürgünler…
Peki, sorunlar çözülmüş mü?
Bazen sürgünlerde, bazen öz yurdunda yalnızlıklar, gariblikler içinde yaşamışlar ve ölmüşler…
Kimi fazla ilerici, çağdaş bulunmuş, kimisi fazla gerici, yobaz…
Bir ölçü var mı dersiniz…
Ölçü galiba sistemin nelere ne kadar müsaade ediyor olmasında…Bir de zaman konusu önem arz ediyor olmalı… Baksanıza 1960’ın dünyası 2000’lerin dünyasıyla bir değil, bugün olsa bir Adnan Menderes asılabilir mi?
Terörün gerek dünyada gerek ülkemizde geldiği nokta gerçekten ürkütücü…İddialara göre terör bazı devletlerin istihbarat örgütleri ile kullandığı bir araç haline çoktan gelmiş durumda…
Her şey post modern kimliğe bürünmüş… Bakınız 28 Şubat’a… En aklı başındakiler bile post modern bir darbe olduğunda ısrarcı değiller mi?
Şimdi insanları sistemin zararsız birer unsuru haline getirmenin araçları bile yeniden yorumlanıyor ve yazılıyor…
Dünyayı şekillendirmeyi, toplumları özgürleştirmeyi dış politikasının temeline oturtan büyük devletler başka milletleri şekillendirme materyallerini, araçlarını üretmek için fazlasıyla çaba harcıyorlar…
Köyün ortak bir çeşmesi vardır. Çeşmenin suyu zehirlenmiş, her içen deli oluyor. O gün de köyde iki kişiden başka herkes çeşmenin suyundan içmişler. Haliyle köyde iki kişiden başka aklı başında kalmamış.Fakat köydeki herkes iki kişiye deli der olmuşlar…
Sonunda bu iki kişiden biri de bilerek sudan içmiş ve o da delirmiş…
Ancak aklı başında kalan bir kişinin sudan içip içmediği hala bir sır…
Duymadan, görmeden ve işitmeden yaşamak isteyenlerin içebileceği çeşit çeşit çeşmeler mevcut…
İçenlerin bir sıkıntısı olmaz belki…
Bu çeşmelerden içmeden yaşayanlar da bu ülkenin ihtiyacı yok mu?
