













En gizli sevdalarda buluşmuştu yürekleri ve birbirine kenetlenen eller birkaç binyıl öncesinin klasik beğenisiyle kırmızı başlıklı kızın masumiyetine saklanmış hiçlikte idi. Pamuk prensesin baygınlığı bile saflığına dokunamadı elmanın. Oysa elma kendi kabuğunun altında barındırıyordu kirlenmişliğini de dünyanın. Dünya kendi dönüşüne kapatmıştı yüzünü arsızca. Ve öfkeye sarmıştı dörtyanını acımasızlığın.
Sana rastlayışım
Yada kirpik ıslaklığımda mıydı
Nemli gizemi ellerinin
En gizemli sevdasını fısıldadı az önce kayan yıldız ayışığına ve özlemin ezgisiyle baktı yakamozlara. Gece ne kadar kendi içinde de yaşıyor olsa da suskunluğunu alınan yorgun solukların, her soluk hem biraz yaşam hem biraz yaşamsızlıktı kendi bağrında.
Kısa soluklarım oldu
Kendine bir çağ kadar uzak hayaller
Yangın gölgesinde savruldu
Yaşamın yitik heyecanı
Kalabalık sokakların akışında
Sesime takılan fısıltınla
Bak yine kendine savruldu küller
Hiçliklerin adaletsizce kıyılara vurduğu bir öğle vakti rastladı büyülü bakışlarına. Anlatmak isteyipte anlatamadığı ne kadar çok şey vardı günün suskunluğu dalgın gözbebeklerinle. Caddenin gürültü kalabalığı arasında “sanki yıllarca yanımdaydın aslında ne kadar tanımıyor olsam da öncesinde” diyordu kalp atışları. Hiç kimse duymadı ama o tınıları bastıran atışlarını duydu heyecanın. Yaşam pınarının sessizce bekleyişinin ödülü müydü heyecan sesi, yada kırk yıla dayanan bir özlem mi bütünleşmesi yüreklerin gündoğumunda. Bir o kadar hızla yayılırken damarlarına sen diye akan kan, bu kadar sıradanlığına da insanlığın yine buruk gülümsedi.
Gecenin karanlığına gülümsüyor kış bizsiz yollarda. Yollar, fırtına, kar ve yağmur altında. Hastaneler, sokaklar, okullar, yollar dezenfekte. Çağın çağa uygun salgınları. Sel alıp başını umutları da beraberinde sürüklemekte.
Sevgide usulca gülümsemesiydi tüm evrime kendi teorisinde, nasıl nefes alınabilirdi ki bu acımasız hiçlikte.
