Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Doğu Anadolu Anekdotları
28 Eylül 2009 Pazartesi 20:21

Uzun zamandır çıkmak istediğim bir seyahate çıktım bayramda. Doğu Anadolu’ya gittim. Uçsuz bucaksız ve ağaçsız dağları ile insanda merakla karışık bir korku ve saygı uyandıran güzide bölgemize.

 

Denildiğine göre, eskiden “dibi görünecek kadar” berrak olan, ancak şimdi iyice kirlenen Tohma Çayı’nın (balık yakalamak için atılan ağa büyükbaş bir hayvanın işkembesinin takıldığına bizzat şahit oldum) ortadan ikiye böldüğü Darende, hüzünlü bir yalnızlığın pençesinde kıvranıyordu. Bayramın üçüncü gününün sabahında, arada bir şehirlerarası otobüslerin motor sesleriyle bozulan derin bir sessizlik hâkimdi ilçeye. Dükkânlar henüz kapalıydı. Kahvaltıdan önce bir yolcu bulma umuduyla, otobüs yazıhanelerinin kenarında umutsuz yüzlerle sigara içen taksiciler, “herkesin buraları terk etmesinden” şikâyet ediyorlardı. Ağlamaklı bir yüz ifadesi hâkimdi yüzlere. Tuhaf bir unutulmuşluğun acısı akıyordu Tohma’dan.      

 

Hava gündüz alabildiğine sıcak, gece alabildiğine soğuktu. İnsanlar süratle gelmekte olan kış mevsimine hazırlık yapıyorlardı. Kayısılar kurutulmuş, domatesler ve patlıcanlar güneşe yatırılmıştı. Küpler peynir ve tereyağı ile dolduruluyor, “kavurmalık” hazırlanıyordu. “Terör” kelimesi geçmiyordu hiç sohbetlerde, “bu sene az olan” kayısıdan kaynaklanan belli belirsiz bir hüzün ve kadere rıza duygusu vardı. Bayramda gelmeyen evlatlar ve torunlar hatırlanıyordu yalnızlığın bir kara bulut gibi çöktüğü kederli hanelerde. “Ekonomik kriz olmasaydı, muhakkak gelirlerdi” deniyordu özlemle.

 

Ağlamaklıydı Malatya. Kayısının “artık neden para etmediğini” kimse anlamıyordu. “Eskiden böyle değildi oysa” diyordu yaşlılar, “hele bir de afyon yetiştirdiğimiz dönemlerde bir okkası ile Malatya’nın göbeğinde bir dönüm arazi alabiliyorduk.” Anlaşılan o ki, memleket sathında yoğun bir demokratik açılım tartışması yapılırken, tam da bu açılımın nesnesi olarak görülen vatandaşlar daha başka sorunlarla boğuşuyorlar.

 

O kadar kesif bir keder hâkim ki şehre, “Lalezar”’ın muhteşem iskender kebabını ya da “Ofis”in olağanüstü cevizli-fındıklı baklavalarını yerken bile yapışıyor teninize. İnsanlar, şehrin zenginlerinin “kendilerini zengin eden kayısıya sırt çevirdiklerini ve mesela sağlık sektörü gibi daha fazla para getiren işlerle” iştigal etmeye başladıklarını söyleyerek huzursuzlukla başlarını sallıyorlar. Şehrin her tarafında pıtrak gibi biten alışveriş merkezleri ve dershaneler ve siteler şehre “modern” bir hava katsa da, insanı yapış yapış eden hüzünden kurtulmak mümkün değil burada. An geliyor, nefes almakta bile zorlanıyorsunuz.

 

Malatya’nın hemen yanı başında Elazığ… Yeni binalar ve düzgün mimari ile dikkat çekiyor şehir. Benim gördüğüm kadarıyla çarpık kentleşme oranı düşük. Bir de “Misland”i var. Aklınıza gelebilecek hemen bütün ünlü ve pahalı markalarının ürünlerinin pazarlandığı, gece geç saatlerde gitmiş olmamıza rağmen neredeyse çok kalabalık diyebileceğim kadar “kalabalık” bir alışveriş ve yaşam merkezi.

 

Elazığ’da caddeler ve sokaklar bakımlı, temiz. Orada bulunan dostlarımın dediğine göre tam bir memur kenti. Hoş ve neşeli bir kent… Malatya’da hâkim olan hüzne burada rastlamıyorsunuz. Nezih ve ferah parklarda insanların neşeyle çekirdek çıtlatıp çay içtiğini görebilir, fıskiyelerden akan suyun sesini dinleyebilirsiniz. “Misland”in hemen önündeki lüks araçlardan Elazığ’ın diğer Doğu Anadolu kentlerine nazaran daha zengin ve rahat bir elit kesimin yaşam alanı olduğunu kestirebilirsiniz.

 

Son günlerde yoğun bir biçimde tartışma konusu olan “Kürt meselesi ve demokratik açılım” buralarda pek tartışılmıyor gibi. Benim gözlemlediğim kadarıyla bölge süratli bir kalkınma süreci yaşıyor. Birkaç günlük bir seyahatten sonra kesin yargılarda bulunmak elbette yanlış ve yanıltıcı sonuçlara varılmasına neden olabilir, ancak genel bir yargıya varmanın da pek bir sakıncası yok gibi görünüyor bana.

 

Doğu Anadolu bölgesi, belki de üniversiteden mezun olan sayısız işsize iş olanağı sağlamaya başlamış olmasından olsa gerek, hızlı bir şekilde Batı’daki şehirlerimize benzeme süreci yaşıyor. Yeni açılan üniversiteler ve bu üniversitelerle birlikte oluşan iş alanları, bölgenin ekonomik kalkınmasına görünür bir katkı sağlıyor. Ülkenin her tarafından gelen üniversite öğrencileri bölgenin çehresini değiştiriyor.

 

Görünüşe göre, Kürt sorunu “kendiliğinden” bir çözüm sürecine girmiş gibi görünüyor. Tüm tartışmaların, kavgaların ötesinde, tüm gürültünün altında derinden derine devletle bölge halkı arasında bir uzlaşma olabileceği / olmakta olduğu kanaati hâsıl oldu bende. Gerçi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki birkaç kente bakarak karar vermek pek sağlıklı olmayabilir, ancak bu şehirler, pilot bölgeler olarak düşünüldüğünde, aynı homojenleşmenin bölgenin diğer kentlerinde gelişmemesi için de hiçbir neden yok diye düşünüyorum.

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR