













Bu sıcak güneş… Ötede ağaç altına vardığımda gölge serinlik… Dinlenmeli… Ama çocuklar evde… Eve de gitmek istemiyorum… Orası daha yorucu… Burası çok sıcak sadece… Ya koca… O nerde? Kahvede… Birkaç adam toplaşmış oturmakta… Sahip olduğu erkek gücünü boşuna harcamakta… Şurada yanımda olsa, beraber olsak… Beraber düşünsek ayakta kalabilmenin yollarını… Ama onda çaba yok… O; böyle gelmiş böyle giderin insanı… Değişmeyecek hiçbir şey… Belki haklı… Ama haklı olamaz… Benim sırtımdan geçindi. Bunca yıl… Kimler geçinmiyor ki sırtımızdan… Hamd olsun yine de… Kocamdan razı değilim… bunu biliyor ve hissediyor… Acımasızlığı da bundan… Beni sürekli sömürmesi bundan… Düşünmek iyi şey değil anlaşılan… Kayıtsız şartsız boyun eğişleri kamçılıyor… Diyorsun ki neden tükettirdim? …Artık kocam beni tüketemez… Desem çare aramak gerek… Çarelere kapalı bir beyin var bende… İtaatkar… Rızakar…. Öyle yetiştik biz… Göklere bakan kafalara sahip değiliz… Kendi adıma konuşmalıyım elbet… Belki başkaları göklere bakabiliyordur… Hep sabah hep akşam..Hep sabah hep akşam. Deli dalgalar gibi umut… Yalnızlık beklemekte.Gün aydınlık... Sessizlik. İşte biri... İşte biri gibi yaşamak istesemesemde... Biri olamıyorsun… Ya kadınsındır ya ana ya cahil ya fakir. Bunlar oluyorsunda; biri olamıyorsun...Bir insan olamıyorsun... Kalbi ve umutları olan... Neydi ki benim umudum... hiç daha umutlar besleyemeden hayallerim olamadan hayatın içine girmedim mi..? Ben mi girdım? Yoksa soktular mı? Şimdi bütün bu sorular neden aklımda... Güneş tepemde... Mevsimler çabuk geçiyor... bir de bakmışım kış... Kışın yaşamak daha zor… Daha çok iş... Daha çok yoksulluğunu hissediyor insan... Daha çok yetersiz kalıyorsun çocuklarına… Kışlıkları almak gerek… Sımsıcak tutan ayakkabılar...Birde hayalim yok diyordum ama; bunlara hayalde diyemeyiz ki.. Bunlar olması gerekenler değil midir zaten... Güneş tepemde... Orda öylece yakarcasına tepemde. Sadece benim mi! Susuzluktan kurumaya yüz tutmuş bitkiler, Her şey çok zorlaştı sadece bizler için değil, benim için değil. Ne okula gidebildim nede camiye kuran okumaya, bildim bileli çalıştım hep çalışmalıydım. Mevsimler değişmekteydi. Yağmurda bir iş, güneşli havada başka bir iş, iş, iş, iş, iş, iş, iş, iş, Çok yorgunum. Kalbim neden böyle çarpmakta, hasta mıyım? Hastayım sanki. Çok yorgunum. Toprağa uzansam mı? Belki de ölsem, biter o zaman bu koşturmaca... Allah a da ibadet edemedik ki iş yüzünden, nasılda gideceğiz öte tarafa. Burada boynumuz eğik, ötede de eğik, hep eğik, hep ezik. Uzanmalıyım şuraya, şu ağaca gidecek kadar gücüm olsa.. Gitmeliyim oraya kadar, ölüm yaklaşıyor bana, bunu anlıyorum, bunu hissediyorum,, kırkımda ölümle mi tanışacağım. Ürpertici. Ölüyor muyum? Nerde doğruları hayatımın, aşk da yok, muhtemelen bir daha da yaşanmayacak yaşamım, hor görülmüş, hor görmüşüm, görüşüm de darmış, İşte sadece şu ağaca kadarmış gittiğim onca yol. Yolum bu kadarmış, hayatım elimden kaymış, kayarsa kaysın, dinleneyim biraz. Güneş de ne yakar oldu beni. Susadım bana su verecek kimsede yok ki, bir uzansam bir uyusam. ya içimde ölüme gidecekmişcesine sızlanan sızı... Sızıyorum...
Suyum yok , ekmeğim yok, yok oğlu yok bu dünya da.
Ölüm bereketli topraklarına çağırıyor beni, sessizliğin ve dinginliğin matemsiz yeri, gidilecek en son yer tek kişilik yaşamım..
Dertlerım bitiyor mu?
