













Ortadoğu’da yaşanan isyanlara bağlı olarak ortaya çıkan uyanış hareketini başından beri ilgiyle takip ediyorum. Ve bu konuda pek çok yazı yazdım. Bugün konuya değişik bir bakış açısı getirmek istiyorum.
"Ortadoğu’da kadın toplum hayatının neresinde?" tarzında bir soru sorup bu sorunun cevabını bulmaya çalışırsak konuyu daha iyi ve daha kolay anlayabiliriz. Ortadoğu’da kadın şu anda malesef toplum yaşamının çok uzağında. Bu her anlamda böyle. Bırakın seçme ve seçilme hakkını, daha ehliyet alıp araba kullanmalarına izin verelim mi vermeyelim mi diye düşünen veya henüz izin vermiş olan ülkeler mevcut!
Durum böyle olunca, kadın, yaşam alanını daha çok ev ile sınırlamak zorunda kalıyor. Buna bağlı olarak kadının toplum hayatına katılımı azalıyor. Hatta bazı Ortadoğu ülkelerinde yok denecek oranlara düşüyor. Yani, devlet kadrolarında görev alamıyor. Pek çoğunda seçilme hakkı yeni yeni verilmeye başlansa da bu pratikte asla hayata geçirilemiyor. Böylece ortaya çıkan erkek egemen toplum yapısı varlığını sürdürmekte hiçbir sıkıntı yaşamıyor. Zaten hala Ortadoğu’da kralllık rejimlerinin kendine yer bulabilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de budur.
Bu arada, kadının bütün toplumlarda ev hanımı olarak da toplum hayatının içerisinde kendisi için yarattığı sosyal yaşam tarzıyla yer alabileceğini belirtmeliyiz. Yani toplum hayatının aktif bir üyesi olmanın tek ve değişmez koşulu çalışmak değildir. Ancak özellikle ekonomik bağımsızlığın kazanılması bu konudaki katılımı daha da kolaylaştıracaktır.
Eğitim konusu Ortadoğuda artık eskiye nisbeten biraz yol aldı. Farklı sınıflarda ya da amfilerde olsa da kadınlar üniversiteye gidebiliyorlar. Bu anlamda üniversite eğitimine katılan kadın sayısı arttıkça, yani toplumdaki eğitilmiş kadın oranı sayısı dengelendikçe, demokratikleşme çabalarının kazandığı ivme de artacaktır.
Yaşanan son ayaklanmalara bakacak olursak, Mısır başta olmak üzere, kadınların da meydanlarda yerlerini aldıklarına şahit olduk. Özellikle Mısır örneğinde bu katılımın, olaylardaki şiddet eğilimini büyük oranda azalttığını söyleyebiliriz.
Kadının toplum yaşamı içerisindeki yer alma oranı ne kadar artarsa, toplumdaki bazı kötü anlamdaki reflekslerin de o kadar yumuşadığını düşünüyorum. Buna bağlı olarak, nezaket, zarafet ve hoşgörü oldukça artıyor. İncelik, saygı, sevgi ve hatta toplumun kullandığı dil bile iyi yönde değişiyor. Basit bir örnek vermem gerekirse; Futbol maçlarına eşleriyle ya da kızlarıyla giden erkeklerin stada girdiklerinde kendilerine oturacak yer olarak çoğunlukla bayanların yoğun olduğu bölümleri seçmeleri bunun en açık göstergesidir. Çünkü bilirler ki, o bölümde daha az küfür, daha az hakaret ve daha az şiddet olacaktır. Bütün bu değişimler, toplum yapısını ve özellikle iletişimi olumlu yönde etkiliyor.
Atatürk’ün bu önemli ayrıntıyı çok erken bir tarihte, batıdan bile önce görüp, seçme ve seçilme hakkını Türk kadınına vermesi büyük bir ileri görüşlülük örneğidir. Bu hakkın ise zaman içerisinde orantılı kullanılıp kullanılmamış olması ayrı bir problemdir.
Dönem dönem bu oranlar değişmiştir. Şimdi yakında yine bir seçim süreci yaşayacağız. Partiler aday listelerini belirlediler. Bu son listelere göre, adaylar arasındaki kadınların sayısını arttırma isteğinin özellikle üç büyük partide hız kazandığını gördük. Partiler bazında kadın adayların oranlarına baktığımızda, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: AK Parti’de bu oran yüzde 14.2; CHP de, yüzde 20; MHP’de ise 12.4.
Evet, bu çok da iyimser olmamızı sağlayacak bir tablo değil. Ancak her geçen gün bu oranın biraz daha artıyor olması ümit veren bir durum. Gün gelir de meclisteki kadın milletvekillerinin oranı yüzde elli civarına yükselirse eminim o zaman bugünkü mecliste kulanılan dilden farklı bir dil kullanılacak. Belki çok daha az sözle sataşma, yumruklaşma ve sokak kavgası sahnelerine şahit olacağız.
Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine model olup olamayacağının konuşulduğu ve tartışıldığı şu günlerde ve seçimler arefesinde Türk Parlomentosunun bu anlamda listelerine aldıkları kadın adayların oranı konusunda örnek olması da dikkate alınsaydı ne kadar iyi olurdu!
Kutlu Doğum Haftası Nelere Kadirmiş!
Basından izlediğim kadarıyla aktarıyorum. Diyanet işleri başkanı Kutlu Doğum Haftası ile ilgili düzenlenen törende, başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ana muhalefet partisi başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu sahneye davet etmiş ve her ikisine de kırmızı gül vermiş. Ve her ikisi de protokol konuşmalarında hiç siyasete girmemişler! Sadece günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapmışlar. Ve en önemlisi, tamı tamına dört kez tokalaşmışlar!
Bunları duymak, okumak çok ama çok güzel. Ancak niçin sadece kutsal bir gün çerçevesinde düzenlenen bu törende bu kadar hoşgörülü olabiliyorlar? Bu tutumlarını niye her daim devam ettirmezler. Halbuki vatandaşın beklediği, başbakan ile ana muhalefet lideri ve dahi diğer bilimum liderler arasındaki diyaloğun hep böyle hoşgörülü, anlayışlı ve nezaket sınırları çerçevesinde seyretmesidir. Bunu her daim başarmak mümkün değil mi? Seviyeli siyaset kurallarına uymak çok mu zor?
Aslında hiç de zor değil.
Azıcık öfke kontrolü ve hoşgörü herşeyin çözümü olabilir. Atılan her adım mutlaka ama mutlaka bir karşılık bulacaktır.
Sizler adımı atın, balık bilmesse Halik bilir. Ayrıca seçmen de bunu mutlaka değerlendirir!
Savaş Bey'e cevap.
Muhteşem Varlıklar Olan ''Kadınlar'' ve Seviyeli Siyaset
Umarım CÜneyt Kanat Bey bunu okurlar, zira ancak bu şekilde yazılanların anlamı olabilir...