













Başımıza ne geldiyse ülke içindeki ayrılıklardan geldi ama biz hala ders almadık bu ayrı gayrılıktan. Bakın yine iki kutuba bölünüyoruz. Ermenilerden özür dileyenler ve bekleyenler. Bazı konular niye pişirilip pişirilip hala önümüze getiriliyor bunun dahi farkında değiliz. Kıbrıs’ı 35 yıldır tartışıyoruz, türban sorunun 50’den bu yana tartışıyoruz, Kürt meselesini Cumhuriyetin ilanından beri tartışıyoruz, irtica sorununu hilafetin kaldırıldığı o tarihten bu yana tartışıyoruz, 1915 olaylarını o tarihten beri tartışıyoruz. Bir katre yol alabildik mi? Artık bunların bizi zayıflattığını, bize zarar verdiğini, ülkemizin bu tartışmalarla yaşanılası bir yer olmaktan çıktığını fark edemiyor muyuz? Muhakkak ki tartışarak ve birbirimizi eleştirerek daha iyi yerlere geleceğiz ama biz sadece tartışıyoruz, sorunlara çözüm aramak yerine suçluyu bulmaya çalışıyoruz. Bir grup tatlı su aydınımız “Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum” diye bir kampanya başlattılar. Diğer cenah insanlarıda hemen “Soykırım yapmadık vatan savunduk” diyip karşı bir kampanya başlattılar. Hayır anlamıyorum sonunda ne olacak nereye varacaklar? 1915'te olan olaylarda kampanyayı başlatanladan hiçbiri yoktu. Ne zamandan beri torunlar çekiyor dedelerinin cezasını? Varsa o dönem karanlıkta kalan aydınlatılmayan bir olay, tarihçiler araştırır merak edenlere cevabını verir ama sen hiçbir tarihsel dayanağın olmadan çıkıp “soykırım var, ben bunu kabul ediyorum ve kendi hesabıma özür diliyorum.” diyeceksin. Sonrada bu kampanyayı halkları barıştırmak için bir köprü olarak nitelendireceksin. Öyle yağma yok. Madem aydınsın, madem dünya halklarına sorumlulukların var, madem artık bitsin istiyorsun bu kin ve nefret o zaman iki ülke tarihçilerinin bir araya gelip bir komisyon kurarak bu olayları bilimsel olarak araştırıp incelemelerini istersin. Bu konularda Nobelli “aydın”ımızda (ki o açıklamayı yapmasaydı Nobel alamazdı) konuşmuştu vakti zamanında. Nerden icap ettiyse kimse bilemez tarih profesörü gibi rakamlar vererek anlatmıştı olayı. Nobeline kavuştuktan çok değil 3 ay sonra Almanya’da fuarda ülke meseleleri sorulunca cevap vermemişti: Yazarların işi siyaset konuşmak değildir, diyerek.
-Ermeni diasporasına sesleniyorum! Ermeni milliyetçiliğini Türk düşmanlığı yaparak büyütmeyin. Bu toplumu nasıl dünyanın en ileri toplumlarından biri haline getirebiliriz, ülke ekonomisini nasıl dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapabiliriz, bu ülkeye olimpiyat oyunlarını nasıl getirebiliriz bunları düşünmelisiniz. Çünkü gerçek vatansever, ülkesinin kalkınması için çalışan çabalayandır.
Hrant Dink, bu sözleri 11 Aralık 2004’te Can Dündar, Nihat Genç ve bir grup yazarla Ermenistan’a gittiği zaman konferansında söylemişti. Hatta o konferans başlamadan duyulan ”1915 olaylarında zülme maruz kalıp, soykırıma uğrayan tüm soydaşlarımız için 1 dakikalık saygı duruşu” anonsunda Can Dündar ve Nihat Genç hafif çekinerek ayağıya kalkarken, Hrant Dink onları uyarıp oturmalarını istemiş ve bu çağrıya kulaklarını kapayarak ayağıya kalkmamıştı. Alın size aydın işte. Hiç mi bir şey öğrenmediniz Hrant’tan? Oysa o, sizlerin ekmeye çalıştığı nefret tohumlarının yerine, sevgi aşıladığı için öldürüldü.
Konuyu araştırmak isteyenlere önereceğim kitaplar.
Massachusetts Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Guenter Lewy-'
Ermeni Soykırımı' Neden Soykırım Değildi
Mehmet Perinçek-Ermeni Soykırımı Emperyalist Bir Yalandır
Türkeçe'yi düzgün kullanmış...
Türkçeyi düzgün kullanalım...
serdar turgut güzel söylüyor bunlar rokoko entellektüeli.