Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Daniel
24 Ekim 2010 Pazar 09:59
Daniel... Hani şu, trafik kazasında ölen karı-koca turistin talihsiz oğlu...
Hemşire tarafından emzirilen ve İzlanda Fahri Konsolosu tarafından akrabalarına teslim edilen bebecik.
¡
Hiç
merak ettiniz mi, niye fahri konsolos? Haritadaki yerini bilmediğimiz
Afrika ülkelerinin bile Türkiye’de elçiliği falan varken, İzlanda’nınki
niye elçi değil de, fahri?
¡
Sene taaa 1627...
¡
Korsanları
kovalıyorum ayaklarıyla Danimarka kıyılarını talan eden Murat Reis,
bakalım yukarda başka ne var diye, kutuplara yelken açmıştı ki, şak,
karşısında yemyeşil bi ada... Altından girdi, üstünden çıktı, 26 gün
boyunca hal hatır(!) sordu, ayrılırken de 400 civarında esir aldı,
erkekleri köle olarak sattı, sarışın kızları ganimet aldı, hareme mareme
hediye etti.
¡
İzlanda bizimle tanışmıştı!
¡
O kadar
sevdiler ki bizi, orada sadece 26 gün kalmamıza ve aradan 383 sene
geçmesine rağmen “Tyrkjaranid” diye bi kavram var hâlâ İzlanda’da...
“İnsan çalan Türk” diye tercüme edebiliriz kabaca... Ve, bu travmatik
hadiseden hemen sonra, kalbimizi kıran özel bi kanun çıkardılar...
İzlanda topraklarında Türk öldürmek suç olmaktan çıkarıldı!
¡
Neyse
ki, üç asır boyunca Türk kıstıramadılar, bu kanundan faydalanan
İzlandalı olmadı. Baktılar ki, öldürmek için Türk denk getiremiyorlar,
1970’lerde filan kaldırdılar kanunu.
¡
Vay sen misin kaldıran, pasaportu kapan soluğu İzlanda’da aldı kardeşim... Selamünaleyküm.
¡
Adamlar
kanunu kaldırdığına bin pişman olmuştu ama, iş işten geçmişti. Halbuki,
bizimle görüşmemek için diplomatik temas bile kurmamışlardı, elçilik
bile açmamışlardı. N’oluyor demeye kalmadan, İzlanda’nın her tarafı
dönerci doldu. Onlar diplomatik temas kurmamıştı ama, biz yakın teması
derhal kurmuştuk. Derhal evlenmeye, kız alıp, erkek vermeye başladık!
¡
Suratımızı
görmek istemeyen İzlanda ile “dünür” olmuştuk. Çocuklar doğdu. Başta
iyiydi. Kaçınılmaz tabii, korkulan oldu. Türk babalardan biri, kızlarını
Türkiye’ye getirdi, türban giydirdi, anneleriyle görüşmelerini
yasakladı, sonra da İzlandalı eşini boşadı.
¡
İzlanda mahkemesi,
çocukların velayetini anneye vermişti aslında. Hikâye... Türkiye ile
İzlanda arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme olmadığı için, Türk
hukuku, İzlanda hukukunu tanımadı. “Yürrü, anca gidersin” dedi. Anne
uçağa binip geliyor, polis nezaretinde kapıya dayanıyor, baba alt tarafı
50 lira ceza ödeyip, çocukları göstermiyordu.
¡
İzlanda ayağa
kalktı. Kampanyalar yapıldı, şarkılar bestelendi. Anne, Türkiye’de dava
açmak için, insan hakları avukatı Hasip Kaplan’ı tuttu. O zamanlar
milletvekili değildi, açılım da henüz yapılmamıştı, dolayısıyla
birbirimize ırkçı-bölücü diye hakaret etmiyorduk. Dinci medya Hasip
Kaplan’ın “Hıristiyan” olduğunu iddia etti, anne de “kahpe” ilan edildi!
¡
Takunyalı
siyasetçiler devreye girdi, kolayca tatlıya bağlanabilecek mevzu,
dallanıp budaklandı, “din kavgası”na dönüştürüldü. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne gitti. Türkiye mahkûm oldu. Gene hikâye... Anne,
evlatlarını göremedi. Gel zaman git zaman, çocuklar 18’ini geçti. Dava
düştü. Siyasetçiler elini çekti. Siyasetçiler defolup gidince, aile baş
başa kaldı, tatlıya bağlandı. Anne, çocuklarıyla görüşüyor şu anda,
torunları oldu.
¡
300 küsur sene sonra yaşanan bu yeni travma,
İzlanda’yı, hiç olmazsa olan bitenden haberleri olsun diye, diplomatik
temas kurmaya mecbur bıraktı. Elçi göndermediler, elçi kabul etmediler.
İstanbul, Ankara ve İzmir’de fahri konsolosluk kurdular. İzmir’de minik
Daniel’ı akrabalarına teslim eden Esat Kardıçalı, o yüzden fahri
konsolos.
¡
İzmir’in en köklü, en saygın ailelerinden biridir
Kardıçalılar... Esat beyin, İzlanda ile hiç alakası yok aslında, tek
kuruş ticari ilişkisi yok, tanıdığı yok, hatta, fahri konsolos olana
dek, İzlanda’yı görmemiş bile, ayak basmamış... 17 sene Kanada’da
yaşadığı halde, yüzlerce kez uçakla İzlanda’nın üstünden geçtiği halde,
bir kez olsun inip bakmamış.
¡
Gelip bulmuşlar onu... O da, medeni
bir ülkenin konsolosluğunu onurla kabul etmiş... Neden kendisinin
tercih edildiğini bilmiyor... Bana sorarsanız, hayatı boyunca İzlanda’ya
gitmediği, hiç alakası olmadığı için tercih etmişlerdir... Gidenlerin
ne yaptığı belli çünkü!
¡
Fahri konsolosluklar açılınca, genelde
Ege kıyılarına, İzlandalı turistler gelmeye başladı tabii... E
kaçınılmaz olarak, trafik, onları da öldürmeye başladık tabii.
¡
Bebiş
Daniel böyle bir öykünün kurbanı... Hemşiremiz tarafından emzirildi.
Türk lafını duyunca suratının rengi kaçan İzlanda milletiyle, bu sefer
de “sütkardeş” olduk yani!
¡
Şimdiiii...
¡
İzlanda
basınının, dünya çapındaki bu habere, hiç ilgi göstermemesini
anlayabiliriz. Alman olsa, İngiliz olsa, yüzlerce gazeteci televizyoncu
gelirdi, İzlanda’dan kimse gelmedi. Çünkü, sütkardeş mütkardeş istemiyor
adamlar, mümkünse hatırlamak bile istemiyorlar bizi.
¡
Peki, bu
tür konuların üstüne atlayıp, özel uçak filan gönderen, kendine mal eden
hükümetimiz, Daniel meselesine niye girmedi hiç? Yandaş medya, niye
görmezden geliyor?
¡
Galiba, iki sebebi var.
¡
Birincisi;
Daniel’ı emziren hemşiremiz, özel hayatında başörtülü aslında... Kamusal
alanda başını açıyor. Eylem koymaya kalkmıyor. Hatta, Star Haber’de
canlı yayına davet ettik, evinden yapacaktık yayını, başörtüsüyle
çıkacaktı, sonra vazgeçti, hastaneden çıkayım dedi, hay hay dedik,
yayına bi çıktı ki, başı açık... İşini yapıyor çünkü o hemşiremiz,
işiyle özel hayatını birbirine karıştırmıyor. Hazır gündeme gelmişken,
fırsat bu fırsat deyip, türban şovu yapmak istemiyor. Bahsetmedi bile...
İzlanda tarafından baş tacı edildi, şimdiden yılın annesi,
ödüllendirilecek ama, şov yapmadığı için burada kuru bi teşekkür bile
yok henüz.
¡
İkincisi; hani şu İzlandalı anne davasını anlatmıştım
ya, Hasip Kaplan’ın avukat olduğu... Anneyle evlatları görüştürmeyen
babanın avukatı kimdi biliyor musunuz? Başbakanımızın da avukatlığını
yapan Hayati Yazıcı.... “Analar ağlamasın” hükümetinin, başbakan
yardımcısı.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...