













Türkiye’de bir muhalefet sorunu olduğuna kimsenin bir kuşkusu yok…
Aynı şekilde bir demokrasi sorunu olduğuna da…
Muhalefet sorunundan dolayı mı bir demokrasi sorunu olduğu, yoksa demokrasi sorunu olduğundan dolayı mı bir muhalefet sorunu olduğu “ulema” arasında ihtilaf konusu olsa da, genel anlamda bu ikisi arasında bir bağlantı olduğuna kuşku yok…
Ülkemizde muhalefet denen nesnenin “keyfiyeti” her zaman bir tartışma konusu olsa da, son günlerde gündemi yangın yerine çeviren “Anayasa değişim paketi”ne verilen tepkiler üzerine yeniden bir muhalefet tartışması başlamış durumda.
CHP’nin hangi nedene istinat ettiği anlaşılamayan muhalefeti ile MHP’nin yöntem meselesi üzerinden yürüttüğü muhalefet arasındaki farkı anlamaya çalışan “ehl-i kalem ve ehl-i kelâm” da şu ya da bu nedenden dolayı iki zeminden birine mevzilenerek meseleyi “fehmetme” çabası içinde. Haliyle fakir de tefehhüm etmeye çalışıyor.
* * *
CHP’nin “kadim ve zeminden yoksun” muhalefetinden dolayı, değişim paketinin Meclis’ten geçmeyeceği konusunda ciddi endişeler olduğu görülüyor.
Bu vesile ile dikkatinizi “Taraf”ın dünkü (Pazartesi) nüshasında yayınlanan Önder Aytaç imzalı “Ergenekon Partisi ‘evet’ dese de referandum olmayacak (mı)” köşe yazısı ile bugünkü nüshasında manşetten verilen “Anayasaya CHP’li destek” başlıklı habere çekmek istiyorum.
Aytaç, yazısında, Anayasa değişim paketi ile ilgili tartışmalar esnasında iktidar partisi tarafından dile getirilen ve paket Meclis’ten geçmediği takdirde işlerliğe sokulacağı anlaşılan referandum konusuna ayırmış.
Referandumun her halükarda yapılmayacağını ileri süren Aytaç, CHP’nin de MHP’nin de referandumu göze alamayacağını, çünkü değişim paketinin içerdiği maddelerin hem CHP’nin hem de MHP’nin tabanından destek göreceğinin altını çizerek, muhalefetin, “oylama sırasında fire vererek” paketin Meclis’ten geçmesine destek vereceklerini ileri sürmüş.
Ne derece isabetli bir analiz zaman gösterecek.
Ancak, yine aynı gazetenin bugünkü manşetine baktığımız zaman, Aytaç’ın iddiasının pek de yabana atılmaması gerektiği anlıyoruz.
Haberde, “Kürt açılımında partisi CHP ile ters düşen Eşref Erdem’in, AKP’nin Anayasa çalışmasına karşı olmadığı” kendi ağzından aktarılıyor.
Habere göre, şöyle diyor Sayın Vekil:
“Direnmenin bir anlamı olmalı.”
Erdem’in haklı olmadığını kimse iddia edemez, ancak biz faniler, CHP ile ilgili tecrübeleri ve CHP muhalefetinin ya da Sayın Vekil’in ifadesiyle “direnişinin” her zaman bir anlamsızlık zemininde kurulduğunu tecrübe ettiğimiz için Erdem’in açıklamalarını “büyük bir memnuniyetle karışık kuşku” ile karşılıyoruz.
Bunun nedeni, yalnızca, çok fazla sevdiğimiz, benimsediğimiz ve kendimizden biri olarak gördüğümüz Sayın Kılıçdaroğlu konusunda hayal kırıklığına uğramış olmamız değil, aynı zamanda CHP’nin ayrıksı sesler konusunda her zaman takındığı mücadeleci ve dışlayıcı tavırdır.
Bundan dolayı Sayın Vekilimiz üzerine alınmasın.
Öte yandan, gerçi o şekilde değerlendirmeyi hiçbir zaman istemeyiz, ama sevgili Önder Aytaç’ın tezini de duyduktan sonra artık daha bir ihtiyatla yaklaşma dürtümüz kabardı meselelere ve CHP’nin ya da herhangi bir CHP’li vekilimizin açıklamalarına ve tavırlarına.
Bundan dolayı, meseleler konusunda son kararımızı vermek için değişim paketinin Meclis’e gelmesini (bugün gelecek), burada yaşayacağı macerayı ve daha sonrasını tecrübe etmek ve tüm bu süreçte Sayın Erdem’in ve diğer vükelânın hal ve tavırlarını iyi bir imtihan etmek ve son kararımızı da ondan sonra vermek istiyoruz.
Eğer referandum deyû önümüze bir sandık gelirse ne âlâ, yok gelmezse Meclis’e göndermiş olduğumuz vekillerimizin, haklarımızı en iyi şekilde savunmalarını ve oy almak için değiştirmeyi vaat ettikleri “darbe anayasası”nın değiştirilmesi için ellerinden geleni, hatta daha da fazlasını yapmalarını beklemek en doğal hakkımız.
Şöyle toparlayalım:
CHP’nin “zeminsiz ve muhalefeti sözlük anlamıyla yapması ile biçimlenen muhalefet anlayışı” kamu vicdanında onulmaz yâreler açtığından dolayı, CHP’li bir kimsenin “söylediği doğrular” bile altında buzağı aranan öküze dönüşüyor gözümüzde.
Bundan dolayı,
“CHP’nin, önce muhalefeti tanımlayarak yapmakta olduğu muhalefeti düşünsel bir temele dayandırması, daha sonra da bu tanım doğrultusunda muhalefet üretmesi gerekir.”
