Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
CHP’de ne değişti?
24 Mayıs 2010 Pazartesi 12:02

CHP Tunceli milletvekili, SSK Eski Genel Müdürü ve sessiz sığınların sesi olma iddiasındaki Kemal Kılıçdaroğlu, parti içi bir kumpas olduğu yönünde ciddi iddialar bulunan bir “alicengiz” oyunu ile istifa ettirilen Deniz Baykal’ın yerine Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni genel başkanı oldu.

Başta CHP’liler olmak üzere, bütün vatana-millete hayırlı uğurlu olsun.

Umudum ve umarım oldur ki, CHP yeni başkanı ile birlikte, AK Parti’nin hayrına çalışan gizli bir “Ak Partili” imajından sıyrılarak gerçekten de muhalefet yapar, Türkiye’nin sorunları ile ilgili iktidarı aşacak çapta projeler üretir, “yalnız ve güzel ülkemize” aydınlık yarınların kendisini olmasa bile, en azından umudunun umudunu verecek bir kimliğe bürünür.

*                  *

Tüm bu iyi dileklerimden sonra, Kılıçdaroğlu’na dair ilk izlenimimden, “coşkuyla” geçen büyük kurultayda yaptığı konuşmanın bende uyandırdığı “durumdan” da söz etmeliyim.

Değil mi ki, eleştiri dediğimiz nesne, insanların kendilerini sıgaya çekerek yanlışlarını düzeltmelerine, hatalarını telafi etmelerine ve yanlıştan dönmelerine vesile olan kutlu bir edimdir, belki Kemal Bey (Recep Bey derken ne kadar da sempatikti) de, pek zannetmemekle birlikte, bizim söylediklerimizi, en azından sıradan bir vatandaşın başkanından istediği bir şey olarak algılar da, biz halk evlatlarının konuşmasının hangi yönlerini beğendiğimizi, hangi yönlerini de eksik, yetersiz ve güdük bulduğumuzu görüp bir dahaki konuşmasında bu hususlara dikkat eder.

*                  *

Öncelikli olarak, Kemal Bey’in üslubundan dolayı nispi bir hayal kırıklığına uğradığımı ve üzüntüye gark olduğumu belirtmek isterim.

Tıpkı Hindistan’ın efsanevi lideri Mahatma Gandhi gibi mazlum, mazbut, sakin ve “ermiş” havası veren başkanımızın, kurultay öncesine kadar nazik, sevimli, sempatik ve hatta zarafeti ile rakiplerini ezen (Fırat ile tartışmasını hatırlayın) havasının kaybolup gitmiş olduğunu şaşkınlık içinde temaşa ettim.

Herhalde, CHP İstanbul İl Başkanı Sayın Gürsel Tekin’in sözünü etmiş olduğu “konuşma metni” kaybolduğu için ya da bir şekilde birileri tarafından, meçhul birileri tarafından değiştirildiği için bu şekilde olmuştur.

Yoksa Sayın Kılıçdaroğlu’nun, o dürüstlük abidesi nazik insanın, sloganların gazına gelerek amiyane bir üsluba teslim olmasının imkânı yok bana göre…

Hadi konuşmanın üslubunu geçtik…

İçerik çok mu doyurucu, umut verici ve geleceğe dönük iyi mesajlar içeriyor ya da güzel günler ve umutlu bir toplum vaat ediyordu?

Maalesef hayır!

Kemal Bey konuşmada bol bol vaatlerde bulundu, ama herhangi bir somut, “işte budur” denilebilecek vaatte bulunmadı.

Konuşma haşindi, ama ben de hiç de umut duygusu uyandırmadı.

“Recep Bey”i ekonomi bilmemekle suçlayan Kemal Bey, kendi engin ekonomi bilgisini falan konuşturmadı.

“Türkiye’de hiçbir yoksulun kalmayacağını” ifade eden sevgili başkan, bunun nasıl olacağı konusunda herhangi bir açık ipucu vermedi.

Türkiye’nin 30 yıllık sorununu sıradan bir “siyasi iktisat meselesine” indirdi ve tarım ile faizsiz kredinin Kürt meselesini çözeceği şeklinde şahane bir analizde bulundu.

Sevgili Deniz Baykal’ın başkanlık makamı ile birlikte Ergenekon’un avukatlığı titrini de kolayca, sevgiyle benimsedi ve “aydınlarımızın” hapse atıldığını söyleyerek “yargıdaki bir davada, hem de Türkiye’nin geleceği ile ilgili olan çok önemli bir davada” taraf oldu.

Sanıklara isnat edilen o kadar ciddi suçlama varken, ülkenin her yanından cephaneler fışkırırken, sağdan soldan krokiler, silahlar, planlar, günlükler, kasetler vs çıkarken, “eğer gerçekten hiçbir şey yoksa bile, bunun, en azından Kılıçdaroğlu tarafından bilinmesinin mümkün olmamasına rağmen” tüm bunlar yokmuş gibi davrandı.

Sanki Türkiye’de hiç darbe yapılmamış gibi konuştu.

Sanki bir yığın darbe planı ortaya çıkmamış gibi konuştu.

Daha önce Şamil Tayyar’ı arayarak “Ergenekon ile ilgili çalışmalarından dolayı tebrik ve takdir eden” Kemal Bey gitmiş, yerine, sanki sermayenin iktidarından ve muktedirliğinden haberi olmayan, Türkiye’nin sermayenin gücünden uzakta kendi başına şirin ve mutlu bir tarım ülkesi olabileceğini sanacak kadar ekonomiden anlayan, sevgili Kemal Anadol’un yaptığı gibi, Almanya’da “bu kadar maden kazası olmamasından hareketle” Zonguldak’ta gerçekleşen talihsiz olayları “Ak Parti’nin iktidar olduğu dönemde maden kazalarının artmasına” yoran ve “Osmanlı döneminde Cumhuriyet döneminde gerçekleşen maden kazalarından daha az maden kazası oluyordu, dolayısıyla, Cumhuriyet dönemi maden kazalarının artmasına ve Zonguldak’taki yurttaşlarımızın hayatlarını kaybetmesine neden olan bir sürecin başlangıcı olmuştur” şeklindeki muhteşem ötesi sosyolojik analiz için üretilecek bir önermeye katkıda bulunan bir zihniyetin temsilcisi gelmişti.

Açıkçası hayal kırıklığına uğradım.

Ancak tek bir konuşmaya bakarak doğrudan bir sonuca ulaşmak da istemem tabi…

“Şu ana kadarki” duruma bakarak yazımızın başlığındaki soruyu yeniden sorarsak, cevap üç aşağı beş yukarı şöyledir: “Başkanın ismi”

Ama umudumuzu da yitirmeyelim, bakarsızın “Gandi Kemal” de tıpkı orijinal Mahatma Gandhi gibi kendisini kontrol altına almaya çalışanlara karşı “aktif bir direniş” serdeder de, hem CHP yeni bir paradigma hem de ülke yeni bir iktidar ve dahi yeni bir başbakan görür.

Hayırlısı bakalım!

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR