Geçen gün AKP’nin önde gelen eski bakanlarından biri özeleştiri yaptı:
“En büyük hatamız, bu referandumu hükümet için güven oylamasına dönüştürmek oldu” dedi.
Bu cümlenin girişini “Muhalefetin en büyük başarısı” şeklinde de değiştirebiliriz.
Dolayısıyla, artık
12 Eylül’de oylanacak şey, sadece
anayasa paketi değildir.
“Hayır”, hatta düşük yüzdeli bir “Evet”, hükümete uyarıdır.
Güçlü bir “Evet” ise, Erdoğan için güvenoyu sayılır.
* * *
Paketin içeriği çokça tartışıldı.
Ancak bence
referandum,
Anayasa’yı yenilemek için bir şans sunmaktan çok, yanlış bir üslubu
cezalandırmak, doğru yaklaşımları ise cesaretlendirmek için iyi bir
fırsat oluşturuyor.
Başbakan pakete karşı çıkanları sıralıyor ya:
“
CHP,
MHP,
YARSAV, komünistler, Kürtler,
İşçi Partisi, Apo,
PKK...” diye...
Mesela bu “öcüler ittifakı yaratma” tavrı, paketle değiştirileceği söylenen 12 Eylül mantığının ta kendisi gibi geliyor bana...
30 yıllık “Herkes düşmanımız” zihniyetiyle, o zihniyetin yeni versiyonuna destek vererek mi hesaplaşacağız?
* * *
Mesela Başbakan:
“Desteklemeyenler yarın huzurumuza geldiklerinde biz de sessiz kalırız” diyor ya...
Bu “huzura çıkmak” tabirindeki padişah tınlaması da..
“Ya benimsin ya toprağın” dayatması da...
“Bitaraf olursanız bertaraf olursunuz” tehdidi de bana paketin hedef aldığı 12 Eylül baskısını çağrıştırıyor.
Değiştirilecek maddeler önemini kaybediyor.
Seneye bu antidemokratik anayasa baştan sona değiştirilebilir; ya bu antidemokratik tavır?
“Bu
pakete itiraz edecek olanın aklından şüphe edilir” diyorlar ya; sırf bu
laf bile pakete itiraza yetiyor benim “şüpheli aklım”ca...
“Evet demeyenin telefonuna çıkmayacak olan” bir idare, dünyanın en demokratik anayasasına sahip olsa kaç yazar?
* * *
Paketin getirisi çok; ama bu zihniyetin götürüsü daha çok...
12 Eylül’den kurtulalım derken 12 Eylül damgalı “Bütün Hayır’cılar haindir” tuzağına yakalanma tehlikesi büyük...
Muhalefetle,
iş dünyasıyla, yargıyla, medyayla, sendikayla, sivil toplum
kuruluşlarıyla, üniversiteyle, “monşerlerle” sürekli kavga etmeyi
yönetim tarzı bilen bir Başbakan var.
Bu “güven oylaması”nda herkes
kendi meslek grubu adına konuşacaksa ben de gazete patronlarına çağrıda
bulunup “Ya şu köşe yazarlarınıza sahip olun ya da karşıma gelmeyin”
diyebilen Başbakan’ın, demokratik bir anayasa talebine güvenemediğimi
belirtmek istiyorum.
Şu anda iktidarın gaza değil, frene ihtiyacı var.
Çevresinde
aklıselim telkin edenlerin büyük oranda dağılmasından sonra Başbakan’a
“Herkesin Başbakanı olması gerektiği”ni hatırlatabilecek bir tek merci
kaldı:
Sandık...
Yani 22 Temmuz 2007 gecesi onu balkona çıkartıp “Herkesin Başbakanı olacağım” dedirten irade...
Şahsen ben, 12 Eylül gecesi Başbakan’ı yine o balkonda dinlemek istiyorum.
* * *
“Neye evet!”i, yarın yazacağım.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR