Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Ali Zengin
alizengin44@hotmail.com
Bukalemun gibi değişmek…
24 Haziran 2009 Çarşamba 14:38

     Hayatı yeni öğrenmeye başladığım zamanlarda; davranışlarını ve huylarını beğenmediğim dostlarımın, beni rahatsız eden özelliklerini değiştirmeye çalışırdım. Bunlar sözsel bazen de tavırsal karşı koyumlardı.  

      Tabii ki bunda hep başarısız oldum. Kısa bir süre sonra bu gönüldeşlerimin benliklerini ele geçirememe zorluğu benim zayıflığım ile birleşince kendimi değiştirmeye karar verdim. Bunda da hayli başarılı oldum. Bütün güzellikler o anda başladı.  Zayıflığım ilk defa işe yaramıştı. Değişmek için zayıflığını bilmek gerekiyor. Bu durum dua etmek gibi bir şey. İnsanoğlu, dua ile yaratıcısına karşı; küçüklüğünü, metanetsizliğini, acizliğini gösterir. Zayıfsın ki kudretli olandan istiyorsun. Bukalemun gibi değişmek de bunun gibi aslında. İnsanlara karşı kendini 'yok' saymak… Evet, ‘Hiç’ değil yok saymak gerekir. Çünkü ‘hiç’ kavramında mutlaka işin içine bir benlik karışır.  

    Bazı düşünürler bu değişimlere kaypaklık deseler de, her kişi de kendimi farklı biçimlerde görmek benim hoşgörü dünyamda vazgeçilmez bir yol oldu. Geometrik şekillerin içinde biçimden biçime girdim. İçimi ezip hırçınlaştıran cevaplanmamış sorulara kısa sürede hayatımda iz buldum. Bütün bu değişim hoşgörüsü her şeyiyle, Kuran ve Sünnet nezdinde olunca daha olumlu ve yapıcıydım artık. Bu o kadar ileri gitti ki; tavizsiz olduğum futbol takımımdan tutun, az çok taraftarane olduğum siyasi partime kadar konuşulabilinecek, tartışılacak konular yaşamımın içine girmişti.

      Nasıl mı başardım? Kendi değişimim inanın çok kolay oldu. Çünkü biz insanlar karşımızdakini değiştirmeye çalıştıkça o kadar kendi düşünce ve fikirlerimizin uç noktalarındaki erişilmez basamaklarına çıkıyoruz ki; değişimini istediğimiz kişiden gittikçe uzaklaşıyoruz. Onun değişimini beklerken kendimizi başkaları tarafından değiştirilmeye hazır hâle getiriyoruz. Yani bir nevi ruh mizacımız; “Arkadaşımızı gördüğümüz bir gözle bizim başkalarına görünmemize neden oluyor.” Bu şu demek; alt tabaka bizi değiştirmek için yola çıkmış bile. Onun altı da toplumsal sınıfların sınırlarını çiziyor belki de. Bu örnekten sonra, bir kişinin değişimi toplumun düşünsel kavramlarına yön veriyor diyebilmek yanlış olmasa gerek.

    “Komünisttim. Ülkücü oldum. Şimdi muhafazakârım,” demek ya da tersini söylemek kaypaklık mıdır sizce? Körü körüne bağlanılıp hiçbir hatası görülmeden arkasından gidilen yoldan daha iyi olsa gerek. Hiç yoktan özgür düşünebilme hakkı veriyor insana değişmek…

    Asıl menfi değişiklik sözünün eri olmamaktır. Amiyane olarak buna 'satış' denilir. Bu değişiklik bukalemunun renk değişikliğini de aşar ve benlik, haysiyet değişikliğine sürükler insanı. Bu da insan için en büyük tehlikedir.

    Bütün edebi eserler değişim üzerine kurulmamış mıdır aslında. Yazar, bir karakteri alır ve onu istediği hamurda yoğurur. Dilediği kalıp oluşsun diye bal mumuna döker. Reşat Nuri de kötü yoktur mesela. Herkes mutlaka iyileşecektir. Çünkü roman ve öykü dünyası tamamen yapmacık bir dünyadır. Bir büyüğümüz demiş ya; “Roman dünyanın en güzel yalan söyleme sanatıdır,” diye işte onun gibi değişimle mükemmele ulaşmak sadece roman ve öykülerde olur. Bundan dolayı başkasından önce kendini değiştirmeli insan.

     Bazı eneler o kadar güçlüdür ki, ne yaparsanız yapın onu herkesin doğru kabul ettiği bir konuda bile ikna edemezsiniz. Çünkü onun da egosunu destekleyen doğru kavramları vardır. Felsefi yaklaşım iki kere iki dört eder sonucu gibi kesin değildir. Şimdi herkes aklından geçirebilir. İki kere ikinin dört etmediği ispatlandı filan diye. Ben de derim ki, uydurmayın Allah aşkına. Bal gibi işte iki kere iki dört eder. Dünyadaki on bin de bir dahi matematik bilgini var desek, onlarında bu sonucu beş çıkardıklarını çarşaf çarşaf gazetelerde, reytingi ağır basan televizyonlarda yayınladıklarını görsek fikrimiz değişir miydi acaba? Kendim sordum kendim cevap vereyim. Malum burada tek ben konuşuyorum... Koskocaman bir Hayır... Bunun büyüklüğüne siz karar verin.

      Bırakın on bin de bir ortaya çıkan dahiler kendilerini değiştirmeye çalışsınlar, yoksa vakit israfı olacak. Diğer bütün insanlar ve on bin de bir... Kabul edecekler başka yolu yok. İki kere iki dört eder beş değil. Yani burada değişim olamaz. Nasıl öderiz yoksa bu ikisi bir araya dört etmek için gelmiş  ikilerin günahını...

      En basit insanın bile yanında olduğu olguyu değiştirmeye çalışmak ya da, pozitivizmi bir kenara atarak dayatmayı seçmek değişimi gerektirmez mi? Bu da toplum ile değil ilk önce birey ile olur. Bunun için de mizantropluğa prim vermeye gerek yoktur. Her şey insanla olur, insancıllıkla yürütülür.

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Ferhat
Yorum Saklısır
Değişmek kolay deil yapana bravo be
08 Temmuz 2009 Çarşamba 00:04
Musa Kılıç
Yorum Farklı bir bakış açısı
nedendir bilinmez kendini değiştirmek daha zor gelir bize. doğru tesbit edilmiş.
26 Haziran 2009 Cuma 12:42
ismail yiğit
Yorum teşekur
ÇOK TESŞEKUR EDERIM aLİ BEY DUYGULARIMA TERCUMAN OLDUGUNUZ ICIN...
24 Haziran 2009 Çarşamba 16:29
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR