Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Bu Bir Meşrûiyet Sorunu Değildir Beyler!
16 Ocak 2009 Cuma 22:17

18 aydan beri abluka altında tuttuğu Gazze’yi 20 gün boyunca kan ve gözyaşı cehennemine çeviren İsrail canavarı zincirlenemiyor. Ölü sayısının 1100’ü (yazı ile: bin yüz), yaralı sayısının 3000’i (yazı ile: üç bin) aştığı içinde bulunduğumuz günlerde, dünyanın hâlâ sesi soluğu çıkmıyor. Bu vahşetin Gazzelilere neler getireceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz, şimdi, İsrail’in masum ve silahsız siviller üzerine düzenlediği kanlı terör saldırıları karşısındaki tavırlarımızı sorgulamamızın ve kendi kendimizle hesaplaşmamızın vaktidir.

 

İsrail’in, Hamas üyeleri tarafından İsrail topraklarına atılan füzeleri bahane ederek Gazze’yi yerle bir etmesi üzerine tüm dünya halkları ayağa kalktı. Metropollerde gösteriler, protestolar düzenlendi ve İsrail’in Filistin halkına karşı kullandığı orantısız güç halklar tarafından lanetlendi. Peki ya devletler ne yaptı? Dünyanın en güçlü ekonomilerine, en yetkin demokrasilerine ve en ideal rejimlerine sahip olan devletler ne yaptılar? Sustular. Çıldırtıcı bir umursamazlık ve tarihe geçesi bir korkaklıkla sustular…

 

Ama haksızlık etmemek lazım… Konuşanlar da oldu. İsrail’in kendisini savunma hakkına saygı duyduklarını ve terörle mücadele etmek uğruna, özgür dünya olarak ellerinden gelen bütün gayreti sarf edeceklerini açıkladılar. Hiç kimse, 40 kilometrelik küçücük bir alan içinde yaşamaya hapsedilen bir buçuk milyon Filistinlinin dramından söz etmedi. Terör örgütü olan Hamas’ın İsrail’e katyuşa roketleri atarak kendilerinin kaşındığını söyleyenler oldu. Gürcistan’da bir grup üniversite öğrencisi, İsrail lehine gösteri yürüyüşü bile düzenlendi. Yahudilerin, tarihsel topraklarında yaşamaya hakları olduğunu ve bu hakları, kimsenin, onların elinden alamayacağını, açıklayarak birkaç önceki Rus saldırısının kötü etkilerini kısa sürede hayatlarından çıkarmış olduklarını edepsizce bir üslupla beyan ettiler.

 

Özellikle Türkiye Başbakanı’ndan sert tepki gören İsrail terörüne en ciddi, güçlü ve anlamlı tepkiyi, İsrail büyükelçisini sınır dışı etme kararı aldıklarını açıklayarak tüm dünyanın takdirini kazanan Venezüella lideri Hügo Chavez verdi. Keşke aynı tepkiyi Türkiye, İran, Suriye, Mısır, Rusya, Almanya, Kore, Çin vs de gösterebilseydi. Ama göstermediler. Çıkarları elvermedi.

 

Medya kuruluşları ve mensupları, İsrail vahşetine üç farklı tepki verdiler. Bir kısmı İsrail’i kayıtsız-şartsız lanetleyerek saldırıların hiçbir argümanla açıklanamayacağını haykırdılar. Diğer bir kısım ise İsrail’in yanında yer aldı. Hamas’ın terörist olduğunu, İsrail’e füze yağdırdığını ve bunun karşılığında da İsrail saldırılarını hak ettiğini söylediler. Bu kesimden, Türkiye’nin terör sorunu ile İsrail ve Hamas arasındaki ilişki arasında paralellikler kurma çabası gösteren sefiller bile çıktı. Bir diğer kısım ise, kendilerine göre en mantıklı yaklaşımı benimseyerek evet, İsrail’in katliam yapmakta olduğunu, ancak Hamas’ın İsrail’e attığı füzelerin de unutulmaması gerektiğini yazdılar.

 

En tehlikeli ve sinsi tavır, üçüncü kesimin gösterdiği tavırdır. Bu grupta olan medya mensuplarının birçoğunun –hepsi değil elbette- bu fifty-fifty argümanını iyi niyetle dillendirdiklerine benim kuşkum yok… Ancak liberal düşünceden taviz vermemek adına yapılan bu açıklamalar, İsrail’in saldırganlığını meşrûlaştırma aracı olarak kullanıldı. Kullanılıyor. Ve Hamas’ın terörist olduğunu varsayalım, bu şekilde bütün Gazze halkı Hamas ile özdeşleştiriliyor. Tamam İsrail vahşet işlemekte, ancak Hamas füzelerini de göz ardı etmeyelim, demenin en kötü yanı bu: Gazzelilerin, işi gücü bırakıp gece gündüz İsrail’e füze göndermekte olduklarını ima etmek. Bu şekilde de İsrail’in saldırılarına meşrûiyet kazandırmak…  

 

Ellerinde, evlerinde yaptıkları etkisiz ve güçsüz füzelerden başka bir şey olmayan teröristlere tanklarla ve akıllı füzelerle karşılık vermek bile vahşettir, kaldı ki, İsrail’in yapmış olduğu saldırılarda hayatını kaybedenlerin birçoğu kadın ve çocuk… Ayaklarında ayakkabı, üzerlerinde elbise ve midelerinde ekmek olmayan küçücük bebeklerin, okullarında öğretmenlerinin anlattığı dersleri dinlerken sınıfın penceresinden giren füze ile kollarını, bacaklarını ve hayatını kaybeden minicik çocukların feryatlarının olduğu yerde, meşrûiyet sorunu diye bir şey kalmaz.

 

40 kilometrelik Gazze şeridine hapsedilen yoksul bir toplumun yıllarca abluka altına tutulmasından, ihtiyaçlarını karşılayamamasından, yüzlerce yıldan beri yaşadıkları toprakların insanlığa düşman bir topluluk tarafından işgal edilmesinden, bu işgalcilerin düpedüz hapsettikleri ev sahiplerinden ve tüm geleceklerine ipotek koyulmasından ve bir halkın her bir bireyinin doğar doğmaz yok olmaya mahkûm edilmesinden ve üstelik tüm bunların, sözümona uygar dünyanın kör olmuş gözleri önünde yapılmasından söz ediyorum. Dini, dili, kültürü, kavramları, okulları, kitapları ve şiirleri prangaya vurulmuş bir halktan…

 

Tanrı aşkına hangi meşrûiyetten söz ediyorsunuz siz! Kendimizi ve başkalarını kandırmayalım beyler, bu bir meşrûiyet sorunu değildir!

 

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR