Facebook'da
takip et..
Kandil’den birileri döndüğünde en çok onlar
heyecanlandı. Başbakan Erdoğan, her demecinde o insanlara seslendi.
Açılım tartışılmaya başlandığında ise yine onlar gündeme geldi.
Türkiye Gazetesi'nin haberi:
Evlatları dağda olan aileler ya da bir oğlu askerde bir oğlu dağda
olanlar. Bu defa o ailelerin peşindeyiz. Şırnak bu ailelerin yoğunlukta
olduğu yerlerden. İke ailesinin evindeyiz. Büyük çocukları trafik
kazası geçirdiğinden ev hayli kalabalık. Buna rağmen misafir odasına
buyur ediyor, “serçavan” diyorlar. Bir şeyler sormak istiyoruz, yeğeni
“onlar Türkçe bilmiyor, siz sorun tercüme ederim” diye araya giriyor.
71 yaşındaki Eyüp İke, oğlunun dağa kaçırılışını göz pınarları dolarak
anlatıyor:
“1994 yılıydı. Oğlumla Şırnak’ta
kömür ocaklarında çalışıyorduk. 4 nisan akşamı 18.30 sıralarında
PKK’lılar kömür ocaklarını bastı. Hepimizi dışarı çıkardılar, oğlumun
da içinde olduğu 16-18 yaşlarındaki 6 genci alıp gittiler. Asker, polis
operasyona başladı, gençlerden birisi takip sırasında ölü olarak
bulundu. Bir iki hafta sonra sanırım ailevi durumlarından dolayı 4
genci serbest bıraktılar. Bizim çocuk ise bir daha geri gelmedi. “
OĞLUNU ARAYAN TERÖRİST MİDİR?
Oğlunu
bulmak için ölümü bile göze aldığını dile getiren Eyüp İke’yi dinlerken
insanın tüyleri diken diken oluyor. Bakın neler yaşamış;
“Çalmadığım
kapı kalmadı. Dağları taşları gezdim oğlumdan
haber yok. Birileri,
benim oğlumla irtibatlı olduğumu ihbar etmiş. Polis ve jandarma kapıya
dayandı. ‘Sen oğlunla dağda görüştün bize neden bilgi vermiyorsun?’
diyerek baskı yapmaya başladı. Gitmedim, görüşmedim dedimse de ikna
edemedim. Hakim karşısına çıkardılar. 3 yıl dokuz ay Batman Cezaevi’nde
hapis yattım. Hiçbir suçum olmadığı halde bunu bana reva gördüler.
Ecevit affı çıkınca tahliye oldum. Şimdi Allah aşkına size soruyorum
gözünüzün önünde çocuklarınızı dağa kaldırsalar oturup bekleyecek
misiniz? Çocuğunuzu aramayacak mısınız? Ben de öyle yaptım. Lakin ne
işkenceler gördüm anlatamam. Ben yaşlıyım, çocuğum için ölsem de gam
yemem. Ama gençler bu baskıları, işkenceleri, iftiraları kaldıramıyor.”
PEKİ ASKER BABASINA NE DENİR?
Aradan
16 yıl geçtiğini ve ne zaman kapı tıklasa, telefon çalsa, “Tahir’im
geldi” diye koştuğunu söyleyen baba, “Bir anda terörist ilan edildik.
Yahu peygamber aşkına kendinizi benim yerime koyun. Ben göndermedim
kaçırıldı. Bunu bulması gereken de devlettir. Ama gelip bizi yardım ve
yataklıktan suçlamaya başladılar. Oğluma ait ne varsa alıp götürdüler.
Bir tane fotoğraf dahi bırakmadılar”diyor. Tahir kaçırıldığında 4 aylık
evli olduğunu söyleyen baba, “Sonra bir kızı oldu. Onu kendi üzerime
kaydetmek zorunda kaldım. Ne kadar acı değil mi? Tahir’den başka 7
evladım daha var. Hepimizi lekelediler. Tahir dağda diye bize
‘terörörist’ diyenler, bir hafta önce askere gönderdiğim Ekrem için
bize ne diyecekler? Ben hain olsaydım onu da dağa göndermez miydim?
Demek ki burada adalet böyleymiş. Öteki tarafı bekleyeceğiz”diyor.
YA KARŞI KARŞIYA GELİRLERSE?
Her
iki oğlunun dağda karşı karşıya gelmesinden korktuğunu söyleyen anne
Emine İke, “Kim dağdaki oğlu ile asker oğlunun karşı karşıya gelip
birbirlerine kurşun sıkmasını ister? Hele hele bir annenin gönlü,
vicdanı buna nasıl razı olur ? Ben bunu asla kaldıramam” diye feryat
ediyor.
Dağa
kaçırılan gençlerden sonra bırakılanları gördükçe yüreğinin sızladığını
anlatan anne İke, “Tahir’im gelmedi. 2000 yılında Silopi’de Botaş
kuyularında öldüğünü söylediler. Roj TV’de yayınlanmış. Birileri de
yaşadığını söyledi. Ölünceye kadar her gün onun dönmesini bekleyeceğim.
Dağdaki oğlumun üzüntüsüyle, askerdeki oğlumun hasretini bir arada
yaşıyorum. Tahir’imi önceleri sık sık rüyalarımda görürdüm. Artık
rüyalarımda bile yok. Ben Tahirim’e kavuşmak istiyorum. Artık ağlayıp
gözyaşı dökmekten kurtulmak istiyorum” diyor.
Aileye
son olarak ‘açılım hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyoruz. İke
ailesi, “Açılım, hak, adalet, özgürlük ve Tahir’in eve geri gelmesidir”
diye cevap veriyor!...
Çoban Abdullah, “Böyle yasağa can kurban” diyor.
TÜRKİYE’NİN İLK SİYASİ YASAKLI ÇOBANI ÇÖPÇÜLÜĞE AÇILIM YAPTI
Türkiye’nin
ilk siyasi yasaklı Çobanı Abdullah İsnaç da Şırnak’ta... BDP’li
belediye başkanları ve partililere yönelik KCK operasyonlarında
gözaltına alınan Çoban Abdullah’a göre bakın açılım neymiş: “DTP
üyesiydim. Mahkemeye çıkarıldım siyasi yasaklı oldum. Çobanlığı bırakıp
belediyede çöpçü olarak işe başladım. Ayda 500 TL alıyordum, çöpçü
olunca maaşım 600 TL’ye çıktı. Ben açılımı böyle yaptım. Darısı diğer
çobanların başına.”
Sen misin şehit babası?
Bahçelievler
Mahallesi’nde Şırnak’ın tek şehidi Burhan Yalçın’ın evindeyiz. Baba
Yusuf Yalçın 15 Şubatta yani Öcalan’ın yakalanışının yıl dönümünde, 15
yıldır sürdürdüğü Zabıta Müdürlüğü’nden hiç anlamadığı Veteriner
Müdürlüğü’ne sürgün edildiğinden bizlerle konuşup konuşmamakta
tereddütlü.
Şehit oğlu için konuşacağını
söylüyor. Oğlu şehit olduğu için baskı gördüğünü anlatan baba Yalçın,
“Burhan’ım 4 Haziran 2007 günü Tunceli Pülümür Kocatepe Jandarma
Karakolu’nda görev yaparken PKK baskını sonucu 6 arkadaşıyla şehit
oldu. Sonrasında buradaki bazı insanların bana karşı tavırları değişti.
Sanki şehit olmakla suç işledi ihanet etti. O kimin için şehit oldu. Bu
vatan kimin? Daha acısı dilim varmıyor ama açılım yapan devletim bile
bizi unuttu” diyor.
Açılımın geçtiğimiz yıl
Şırnak’ta başladığını vurgulayan şehit babası, “Geçen sene terör örgütü
militanlarının aileleriyle de bir araya geldik. Hem de acımızı içimize
atarak, kan dökmekle, insanları vurmakla, öldürmekle bir sonuç
alınamayacağını anlatmak için buluştuk. O aileler evime geldiğinde,
Burhan’ım gözümün önüne geldi, içim acıdı. Fakat eğer katkımız olacaksa
bunu yapmaya mecburuz diyerek sustum. Ayrılık fitilini ateşleyenler her
kimse bize baksın utansınlar istedim. Biz açılımı geçen sene zaten
yaptık” diye konuşuyor. O aileler geldiğinde oturup dertleşen Yusuf
Yalçın, “Ama ben evladıma yapılanları kesinlikle unutmayacağım sadece
hesabı ahirete erteledim. Onun tabutuna sarılı bayrağıyla, övünmekten
başka çarem yok” diyor.
Hatun Akpınar: ‘Oğlum dayak yedi, dağa çıktı’
Şırnak’ta
hangi evin kapısını çalsan içeriden bir acı, bir dram fışkırıyor. İşte
onlardan bir tanesi daha. Bu defa Vakıfkent Mahallesi’ndeyiz. Şehrin
hatırı sayılır kişilerinden birinin selamını parola olarak kabul eden
yaşlı kadın ayakları titreye titreye açıyor kapıyı. “Sorduğu ilk soru
siz polis misiniz?” oluyor. Gazeteci olduğumuza ikna oluyor 5 çocuk
annesi Hatun Akpınar... Bir leğen cevizle çekiç getiriyor, inşaat
halindeki evinin bir köşesinde konuşmaya başlıyoruz;
“Kardeşim
Kadir Çelik 28 yıl önce dağa çıktı. 2004 yılıydı bir akşam oğlum Murat
eve ağzı burnu kan içinde geldi. Bir yerde toplantı varmış o da gitmiş.
Baskın sırasında dayak yemiş. Birkaç defa da ‘siyasetle uğraşıyorsun’
diye gözaltına aldılar. Mardin’de 23 gün hapse attılar. Cezaevinden
sonra dağa çıkmayı kafasına koydu. 2005 baharında da gitti.”
Hatun
ana açılım sürecinden sonra oğlu Murat’ın da Mahmur’dan gelenler gibi
dağdan dönmesi için umutlandığını söylüyor. Ancak kaygılı:
“Murat’ımın
dönmesini istiyorum ama, geldiğinde yine onu tutuklayıp cezaevine
koyacakları için korkuyorum. Ortam tam anlamıyla düzelmeden, refah ve
huzur gelmeden onun dönmesini istemiyorum. Oğlum silahlı bir gerilla,
bunu iyi biliyorum. Ne onun başkasına, ne de başkasının ona kurşun
sıkması doğru değil. Düşününsene dağdaki kardeşim Kadir ile askerdeki
oğlu Ramazan karşı karşıya gelse, baba oğul ne yaparlar? Bizim
yüreğimiz nasıl yanıyorsa biliyorum ki polis ve asker annelerinin
yüreği de öyle yanıyor. Ben oğlumun dağa çıkmasını istemezdim. Bir
yarım dağda bir yarım asker. Niye kardeşi kardeşe kırdırıyorlar ki?”