













"Devrimci bir değişim ancak toplumsal hayatın en küçük hücresinden başlayarak geliştirilecek bir mücadelenin içerisinden olacaktır."
Alper Taş, Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkanı
Made in Dagenham , Türkçe’ye talihsiz bir biçimde “Kadının Fendi” olarak çevrilmiş bulunan, vizyona girmeye hazırlanan bu taze, 2010 yapım Nigel Cole (yönetmen), Willam Ivory (senarist) filmi, evrensel ve kökleri dünya endüstriyel geçmişinin başlarına dayanan bir meseleyi ele alıyor.
Yeni Başlayanlar İçin: “Bir Hak Nasıl Alınır?”
Film, Ford’un Dagenham fabrikasında çalışan kadın işçilerin iş tanımı ve ücretlerde eşit statü için 1968’de başlattıkları grev hareketinin gerçek hikayesinden yola çıkarak, grevin lideri Rita O’Grady’nin perspektifinden, giriş gelişme ve sonuç halinde başarılı ve derli toplu bir dramatizasyon sunuyor.
Bir arka plan bilgisi olarak: Bahsi geçen yıllarda dikiş makinesi başında saatlerce Ford arabaları için koltuk kılıfı diken 187 kadın işçi, vasıfsız B sınıfı işçi kategorisindeyken aynı fabrikada aynı işi yapan erkekler yarı-vasıflı C sınıfı olarak değerlendiriliyor ve kadınlardan daha fazla ücret alıyordu. Üstelik İngiltere’de kanunlar ve kamuoyunun genel görüşü kadınların eşit ücret alamaması üzerinde şekillenmişti. Hal böyle olunca o 187 kadın işçinin tarih yazması için gereken zalimane şartlar gayet hazırdı.
Onlar da greve gittiler. Başlarda ne sendika, ne basın ne de (kocaları dahil) kamuoyu yanlarındaydı. Oysa ki bu süreç, sistemde işçinin lehine olan teorik bir açığa işaret ediyordu: Dişlilerden biri çalışmıyorsa, tüm düzenek felç olur. Dagenham hikayesi teorinin pratikteki bir özeti gibi ve film de derdini yeni başlayanlar için apaçık delillerle anlatıyor. Koltuk kılıfları dikilmezse arabalar giydirilemez, arabalar giydirilemezse bir parçası eksik kalır, eksik kalan parça yüzünden arabalar piyasaya arz edilemez. Böyle olunca Ford’un (işverenin) işi zorlaşır.
Made in Dagenham ayrıca konuya salt bu perspektiften bakmakla yetinmemiş daha girift bir film.
Rita’nın Yaktığı Ateş
Şimdi emsal kadın Rita O’Grady’nin yaşantısına bakalım: Evli, iki çocuk annesi, Ford’un fabrikasında vasıfsız işçi olarak tam zamanlı çalışıyor, ev işleri onun üzerinde, evde bütçeyi yapmak ona ait, toplu konutlarda yaşıyor, düşük bir hayat standardı var. Ev işlerinden ücret almadığı yetmezmiş gibi, bir de Ford’dan aldığı maaş, aynı işi yapan erkeklerin yarısı kadar.
Rita’nın ondan sonra gelecek kadın jenerasyonunu etkileyen ve İngiltere çalışma yasasında çığır açacak olan, hikayemizin konusu bu ufak çaplı devrime öncülük etmesine, fabrikanın kalfası Albert Passingham’ın çaktığı bir kıvılcım vesile oluyor. Albert, Rita’ya kendi annesinden örnek veriyor; annesinin Rita’yla aynı şartlarda yaşayıp emeğinin karşılığını hiçbir zaman alamadığından, onun zamanında böyle bir fırsatın veya fikriyatın olmadığından bahsediyor. Rita’ya kendini, kim olduğunu, sınıfını ve önemini hatırlatıyor.
Doğala Özdeş Devrim
Sendikayla yaptıkları toplantıda Rita’nın parça kumaşları sendikal akbabaların önüne serip, “biz bunları düşünerek dikiyoruz, bize nasıl vasıfsız dersiniz” demesi bir harika. Albert toplantıdan çıkışta ona “tedarikli gelmişsin” dediğinde, bunları çadır yamamak için atölyeden araklamıştım aslında demesi de bir harika. Çünkü Rita doğal bir karakter ve gerçek bir hikayenin kahramanı. Problemlerinin farkına varması vahiy niteliğinde bir aydınlanma da değil, aşamalı olarak gerçekleşen bir şey.
Kadın Dayanışması
Olay örgüsü boyunca farklı kadınların süreç içinde aldıkları kendilerine has konum da atlanmamış. Devlet Bakanı Barbara Castle, bu filmin Neriman Köksal’ı ve grevdeki kadınlarla görüşmeyi, Ford’un tehditlerine rağmen kabul ediyor. Rita’nın, oğlunu döven öğretmenle konuşmak için gittiği gün okulda karşılaştığı, Ford yöneticilerinden birinin karısı olan ve kocası tarafından aptal muamelesi gören Cambridge “Tarih Bölümü” mezunu Lisa Hopkins, Rita’ya elbisesini ödünç veriyor ve desteğini ondan esirgemiyor. İşçi kadınlardan Connie, grev uğuna eşini ihmal ediyor ve korkunç bir kayıp yaşıyor; buna rağmen mücadelesinden vazgeçmiyor. Böyle bir uyum, rüya gibi ancak ümit verici; çünkü hepsi gerçekte yaşanmış bir olaya dayanıyor. Dolayısıyla izlerken gururlanıyor, dahası ümitleniyoruz.
Erkeklerin, Basının, Sendikanın Ağzının Payı
Üstelik Rita’nın cevapları, kadın kimliğiyle de ibretlik. Misal, Rita greve gittiğinde ev işlerinden ve parasızlıktan sızlanıp duran kocası Eddie, işler ve ev düzeni istediği gibi gitmeyince Rita’ya engel olmaya çalışır. Her zaman iyi bir koca oldum, sana ve çocuklara bir fiske dahi vurmadım, der. Rita “olması gereken bu zaten, lütfettiğini mi zannediyorsun” dediğinde taş temsili olarak gediğine konmuş olur. Bir gazeteci Rita’ya “bunca zorlukla başa çıkabilecek misiniz ki?” diye sorduğunda, “Bizler kadınız, artık böyle aptalca sorular sormayın” der. Sendika toplantısında takribi yüz adet erkeğin karşısında söz aldığında, “hak mücadelesinin kadını erkeği olmaz” der. Hatta Bakan Castle’a bile “bizler çalışan kadınlarız, siz de öylesiniz” diyebilmiştir.
Made in Dugenham , işte bütün bu saydıklarımdan dolayı şu ara vizyonun en izlenesi filmi. Çok güzel, esenlik verici ve aslında çok tanıdık bir hikaye.
Mesela, şimdilerde bir benzeri Doğu Karadeniz’de HES işgaline karşı yazılıyor. Bu hikayeyi seven, herhalde Rüya Arzu Köksal yönetmenliğinde bir belgesel olan ve birçok festivalde gösterilen Bir Avuç Cesur İnsan’ı da sevecektir. Ayrıca, biraz mukayese ederse izleyen, bizim belgeselimizde de Rita’nın hikayesinin bir yansımasını (suyuna sahip çıkan Karadenizli teyzenin kahvehanedeki konuşmasında) görebilecektir.
Çünkü devrim bir parça nostalji ve özlem değil, her zaman, her yerde, her şart altında, berdevam bir ihtimaldir.
Hatta size şah damarınızdan bile yakındır.
ceviri yazınız
teveccüh