













Türkiye'de milyonlarca dar gelirli insan var. 40 kuruşa belediyelerin büfelerinden ekmek alan, belediye otobüslerinde balık istifi yolculuk yapan, simit ayran ile öğün atlatan. Parayı adabı ile kullanan milyonlarca orta direk var. Ay sonuna maaşlarını kıt kanaat yettiren, mütevazı evlerinde yaşayan, aydan aya markete gidip her şeyin en uygun fiyatlısına el uzatabilen, hayatı taksitlere bağlı olan, hayalleri ile avunan ama bu durumu sineye çeken, yerine göre şikayetçi olan, taksitlere bağlı olan hayatlarını peşin yaşayan! milyonlarca insan var.
Bir de yetmiş milyonun belki de %5'ini oluşturan insanlar. Lüks arabalara binen,
villalarda yaşayan, ekmek kaç liradan satılır haberi olmayan, dışarıda bir akşam yemeğine yüz lira bayılan, sadece boş gevezelik yapmak için telefonda saatlerce konuşabilen, tanesi 30 liradan çorap giyen ve aldıkları bir peçeteye sırf yanındaki insana farklı görünmek adına onlarca lira verebilen, aslında cepleri para dolu ama yüreklerinde insanlık adına beş kuruş bozukluk bile bulundurmayan! insanlarda var.
Nerden çıktı, neden yazdım derseniz Kral’dan çok Kralcının olduğunu gördüm de ondan…
Oyun iki perde...
Bir mağara…
Kanat geren bir yarasa misali.
Ambarlar dolu, kör,sağır,dilsiz.
Cennetin kıyısına ilişmiyor gölgem.
Sevdaya yansam lanet okunacak…
Sevmesem rahmet yağacak…
Yaralar kabuklarını kolay kolay atmıyor,
Kölelerin yarası gibi.
Şahidim olsun bağrı savruk saatler,
Kıbleye dönen gölgem olsun kem bir yüzle
Geceyi gündüze ayarttığım zaman
Çağlardan iniltiler yükseliyor
Çatık duygu, kıvrımlı yürek
Kiremit renkli bir rezillik
Ne zaman hamlaşacak bu dünya?
Ahmak insan!
Pij çocuk!
İrin bir aşk…
Yavan seneler.
Günler sızıyor bir bir zamandan
Celladım arkama ben onun arkasına sığınıyorum.
Ölüm teğetsiz, Cennetteyken Cehennemdeyken…
...
Biri bitti, aradayız, şimdi ikinci perde...
ÜÇ NOKTA