













Mimarlık okuyorum.Bu sebeple,artık bazı programları bilmem ve kullanmam gerekiyor.AutoCad ve SketchUp programlarını biliyordum zaten ama 3ds-Max programında iyi değildim.Bu bağlamda bu senenin başında Kadıköy’de bulunan bir kursa kayıt yaptırdım.Bütün hafta sonlarım doldu bu sebeple.Sabah 10’dan öğlen 13’e kadar kursta o günün derslerini görsel bir şekilde görüyorum.
Dün de yine kursum vardı.Sabah erkenden kalkıp hazırlandım ve kursa geldim.Çok yoğun bir tempoda programımızı işledik.Gerçekten çok yoruldum birde bunun üstüne açlık gelince kendimi iyiden iyiye bitap düşmüş hissettim.Benim gibi kahvaltı kültürü olamayan kişiler için yoğun tempolar gerçekten çok zor oluyor.Dediğim gibi kahvaltı kültürüm yok.Bu aslında gerçekten çok kötü bir durum.Yaptığım araştırmalara göre en önemli öğün kahvaltıymış.O yüzde siz siz olun benim yaptığımı yapmayın.Kahvaltı kültürü gerçekten çok önemli bir unsur sağlıklı ve uzun bir ömür için.Umarım bende bir an önce bu kültürü kendime aşılarım.Neyse biz konuma dönelim.
Kurstan çıkınca hemen bir şeyler yemek ihtiyacı hissettim kendimde.Ve çıktım Bahariye Caddesi’ne.Yürüdükçe yürüdüm ama kafama esen pek bir yer yoktu yada ben göremedim.Zaten cadde üzerinde pek de öyle yemek yenecek yerler yok.Genelde hep giyim üzerine mağzalar ve butikler var.Dediğim gibi yürüdümde yürüdüm.
Süreyya Paşa Opera Salonu’nun tam karşısında bir sokak var.Güzel mekanlarla dolu.Ve bu mekanları bir özelliği var.Çok uygun fiyata 30-35 çeşit sıcaklı soğuklu yemek yeme imkanı veriyor insana.Bende bunları asılı olan afişlerden öğrendim zaten.Midemin sesini dinledim ve girdim sokağa.İki adımda bir yolum garsonlar tarafından kesildi.
“Buyrun,çeşitlerimiz çok lezizdir.”
“Buyrun,sizi şöyle alalım.”
“Çeşitlerimizi gördünüz mü acaba?”
Çeşitli müşteri kapma yöntemleri işte.Ne kadar işe yarıyor bilmiyorum ama ben genelde üstüme üstüme gelinmeyen yerleri tercih ediyorum.
Birkaç tane ısrarcı garsondan kurtulduktan sonra çok tatlı bir yere attım kapağı.Bu yerin adını veremeyeceğim.Çünkü gerçekten hatırlamıyorum.Çok acıkmıştım sanırım o yüzden tabelaya bakacak fırsatım olmadı.Adını hatırlayamadığım için şimdilik bu yere MEKAN adını verelim.
Mekanda hem dışarıda hem de içeride oturabilirsiniz.Biliyorsunuz İstanbul’da havalar iyice bozdu buaralar.Dışarıda üşütüp,hasta olmak istemediğim için herkes gibi bende içeride oturmayı tercih ettim.Dışarısı ne kadar soğuk ise içeriside o denli sıcacık.Çok tatlı bir ortam var içeride.Duvarın hemen önünde duvarla uyumlu ve bitişik upuzun bir koltuk var ve masalar bu koltuğun önüne yerleştirilmiş.Tabii ki insanların karşılıklı oturabilmeleri için masaların diğer tarafına da tekli,ikişer tane koltuk koyulmuş.Her masa bu düzen içerisinde.Ayrıca masaların önünde açık büfe bölümüne giden dar ve küçük bir koridorda mevcut.
İçeri girer girmez kendime güzel bir yer seçip oturdum.Masama oturduğum sırada insanların açık büfenin önünde küçük çaplı bir kuyruk oluşturduğunu fark ettim.Umarım insanlarında mideleri benimki gibi zil çalmıyordur diye geçirdim içimden ve boşluğa küçücük bir tebessüm atarak bende kuyruğa doğru hareket ettim.
Tabağımı tıka basa doldurdum.Soğuklardan,sıcaklardan derken birde baktım benim tabak dolmuş taşmış.Yemekler o kadar leziz gözüküyorlardı ki daha masama oturmadan atıştırmaya başladım bile.
Ara sıra,bir yere sotelenin ve çevrenizdeki insanları göz hapsine alın,onları dinleyin,yaşantılarına gizliden gizliye misafir olun kısa bir süre için.Göreceksiniz ki kimisinin üzüntüsüyle üzülecek,kimisinin sevincini paylaşacaksınız gizli gizli.
Dün,bende öyle yaptım.Oturdum tek başıma,aldım yemeğimi,içeceğimi karşıma.Hem yedim hem de misafir oldum başkalarına.Sağ tarafımda orta yaşlı iki bayan oturuyordu.Şık giyinmişler.Hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlar.Biraz daha genç gözüken karşısındaki bayanı dikkatlice dinliyor,arada sırada oda konuşmaya ortak olmaya çalışıyor.Bir kişi hakkında konuşuyorlar.Anladığım kadarıyla bu iki bayan öğretmen ve bir öğrencilerinin durum değerlendirmesini yapıyorlar.Sanırım öğrencinin durumu kritik.Onu bu kritik noktadan kurtaracak çözümler üzerine çareler üretmeye çalışıyorlar.Önlerinde yemekleri duruyor ama dokundukları yok.Yok son deneme sınavında puanları düşmüştü,yok ailesinin durumu etkiliyordu eğitimini,yok matematik hocasıyla konuşulmalıydı.Konuştular da konuştular.Tam o sırada kapı açıldı ve içeriye kızlı erkekli bir grup girdi.Girer girmezde hemen açık büfenin bulunduğu bölmeye gidip yemeklerini aldılar ve benim sol tarafımda,boş olan masaya sıkış tıkış doluşuverdiler.Gençlerin masaya doluşmasını izledikten sonra tekrardan dikkatim öğretmen hanımlara döndü.Hala konuşuyorlar ve hala çözüm yolları arıyorlar.Bir ara daha genç gözüken bayan elini çantasına attı ve bir not defteri ile bir kalem çıkarıp başladı konuşulanları not etmeye.Neredeyse bütün yemek boyunca sadece öğrencileri hakkında konuştular.Hangi ara yemeklerini yediler bilemiyorum valla.
_ “Filiz Hanım,olmadı ben özel ders veririm Furkan’a nasıl fikir olmaz mı?”
_ “Olur olur Nejla Hanım’da çocuğun ailesinin durumu pek fena,karşılayamazlar özel ders parasını.”
_ “Ne demek Filiz Hanım,bu dünyada her şey para değil ya canım,bu çocukların geleceği kurtulsun daha ne isterim ben.”
İşte bu konuşmanın ardından yavaşça kalkıp gittiler.Arkalarından hayran hayran bakakaldım.Tüm konuşmaları o kadar hoşuma gitmişti ki özelliklede son konuşmalarıyla iyice mest oldum.
Öğretmenlik mesleği gerçekten çok kutsal bir meslek ama bu mesleği layıkıyla icra etmek çok daha kutsal.
Şu günümüz dünyasında çoğu insanın önceliği para.Tabii insanlara da hak vermek lazım bir yerde.Ekonomik kriz aldı başını gitti.Geçinmek artık çok daha zor.Böyle bir durumda bir öğretmen oturmuş saatlerce öğrencisi için kafa patlatıyor,durumunu düzeltebilmesi için çareler arıyor ve ücretsiz özel ders vermeyi düşünüyor ve bunları sadece öğrencisinin geleceği için yapıyor.
Teşekkürler Filiz Öğretmen,teşekkürler Nejla Öğretmen.
Öğretmen hanımların arkasından hayran hayran bakarken sol tarafımdaki genç gruptan gelen kahkalarla kendime geldim ve tabağımın boşaldığını gördüm.Açık büfeye hızlı bir şekilde hareket edip,tabağımı tekrardan doldurup yerime oturdum.Aradan kısa bir süre geçmişti ki kendimi sol tarafımda oturan kızlı erkekli gruptan yankılanan kahkalara eşlik ederken buldum.Sanırım lise öğrencilerinden oluşan bu grup bir hayli neşeliydi.Kahkalar,espiriler,şakalaşmalar,taklitler havada uçuşuyordu desem yeridir valla.Bende onların bu enerjik yapısına kaptırdım kendimi yemek boyunca.Onların yaptığı espirilere,taklitlere gizli gizli gülüp durdum.
Tam yemeğimi bitirdim kalkmaya hazırlanıyordum ki genç grup benden önce kalkıp,hesap ödemeye başladılar.Tabii ki mekanın kısa koridorunuda kapadılar yaya trafiğine.İşte bu sırada, gençlerin kalktığı masa çekti dikkatimi.Neredeyse bütün tabaklar tıka basa dolu,siparişi verilen içeceklerden ancak birkaç yudum alınmış.O kadar kızdım ve üzüldüm ki anlatamam.
Bu gençlerimizin tabaklarına alıpta yemediği,sipariş edipte içmeye bile tenezzül etmediği içecekleri bulamayan insanlarımız var.Yazık değil mi?Geleceğimizin emanetçilerinin yaptığı bu hareket hoş mu?İnsanlık büyük bir ekonomik buhran içerisindeyken bu yaptıkları yakıştı mı onlara?Tabii ki HAYIR.
Burada suç sadece gençlerimizde değil.Onları bilinçlendirmeyen,onlara bazı gerçekleri göstermeyen
ve onları pembe bir dünyada yaşamaya sevk eden bizlerde.Bu gençler bizim geleceğimiz olacak.Bu gençler yakın bir gelecekte ülkemizi yönetecek.Bu nedenle onlara öğretmeliyiz eğriyi doğruyu,onlara göstermeliyiz eksiği,yanlışı ve her şeyden önemlisi onları bilinçlendirmeliyiz.Yani kısaca hepimiz Filiz Öğretmenin yada Nejla Öğretmenin yaptığını yapmalıyız.Geleceğimizi hiçbir karşılık gözetmeksizin kazanmalıyız,kazandırmalıyız.
Devamını bekliyoruz...