Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Bienal
24 Eylül 2010 Cuma 09:26
Muhitin adı Boğazkesen...
Hâlâ bizi dövdüler diye ağlıyorlar.
Gırtlağı almadıklarına şükredin!
*
Birincisi...
“Sivas’taki 35
aydın gibi katledilecektik” demek, tarihimizin en önemli trajedilerinden
olan Madımak’ı basite indirgemektir. Dandik hadiseyle kendisini Madımak
mertebesine çıkarmaya çalışırken
“35 aydın” demek, orada diri diri yakılan, ama “aydın sayılmadığı için” toplam rakamın dışında tutulan
12 yaşındaki Koray’la 14 yaşındaki ablası Menekşe’nin ruhuna hakarettir.
*
İkincisi...
Yılbaşı,
hıdrellez filan gibi özel günlerin haricinde, sokakta içki içen, içki
içene bile rahatsızlık verir. Adabına aykırıdır. Sanatla, sanatçıyla
alakası yoktur. Tornacı bile olsa, hır çıkar. Şuurunu yitirmediysen,
Zürih’te değil, İstanbul’da yaşadığının bilincindeysen eğer tabii.
*
Üçüncüsü...
Ahali
küfretmiş. Ayıptır. Ama, realitedir. Mesela, Danimarka’da “Türk gibi
küfürbaz” deyimi var. Üstelik, kıdemli sanatçıların birbirine yavşak
dediği bi ülkede, sanatçıya yavşak denilmesinin neresi küfürdür?
*
Dördüncüsü...
İçki
hikayedir, saldırganları tahlile gönder, adım gibi eminim, bazılarının
kanında alkol çıkar. Laik-antilaik değildir mesele çünkü, ekonomiktir.
Sanat galerileri oraya gelmeden önce, esnafın kirası altı yüz liraydı,
şimdi istiyorlar, iki bin lira... Ev kirası dört yüz liraydı, istiyorlar
bin lira, beğenmiyorsan çık diyorlar... E adam gidip mal sahibine
dalamayacağına göre, malı değerlendiren adama dalıyor... Ki, bi umut,
belki mal eski fiyatına döner.
*
Beşincisi...
Bence en önemlisi.
*
İzmir’de
en güzel nargileyi Basmane’de fokurdatırsın, İstanbul’da Tophane’de, ne
gevşek, ne sıkı, tam kıvamında; gençlik yıllarımın arkeolojik
kazılarını yaparım, Firuzağa sokaklarında... Bi bakarım, Arap Nasri
döner sanki köşeyi, kahvede Yarımdünya İsmail tespih sallıyor, bi
bakarım, Kürt Abbas, Bahriyeli Rafet, Tahtaburun Sezai gelir karşıdan,
Zımzım Mustafa, Rum Dayiyani, Kako Memet, Köfte Mustafa... İstanbul
bitirimlerinin muhitiydi Tophane, büyük usta Şener Şen’in perdeye
yansıttığı son kabadayıların yatağı... Polisleri de bi acayipti o
zamanların, Tulumbacı Mustafa, Topal Abdurrahman, Çamur Ahmet, Madalyalı
İhsan, Mangal Yürek Kemal, değerli ağabeyim Uğur Dündar’ın rahmetli
babası Sarı Osman.
*
Savcıya bak...
Marlon Kemal!
*
Karakola
çağırıldığında, en temiz takım elbisesini giyip giderdi kabadayı, “bul
getir o hergeleleri” dendiğinde, kulağından tutup getirirlerdi, huzur
bozan yeniyetmeleri, zıpçıktıları.
*
Kalmadı o adamlar.
Kalanları da içeri tıktılar.
Raconu bozuldu İstanbul’un...
Kendini polis zanneden cemaatçilerle, meydanı boş bulan magandalara kaldı ortalık.
*
O yüzden, beş dakkada tatlıya bağlanabilecek mesele, köpürdü, memleket meselesi haline geldi.
*
Netice itibariyle...
Enteller şarap içti.
Zontalar girişti.
*
Bienal’dir bu.
Yakışır Kültür Başkenti’ne.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...