Futbol sahası kıran kırana bir mücadelenin yapıldığı bir arenadır. Futbolcularda bu arenadaki bir nevi günümüz modern çağın gladyatörleridirler.
Hiç düşündünüz mü kıran kırana 90 dakika bir mücadelenin yapıldığı bir arenada en sakin olması gereken oyuncu hangisidir?
Tabii ki kaleci.
İyi bir kaleci sadece sakin olmakla yetinmez aynı zamanda takım arkadaşlarına pozitif enerji verendir.
Bazı kaleciler örneğin; Buffon gibi, Casillas gibi, Schucmacher gibi, Paff gibi, Simoviç gibi, Rüştü gibi bu tarz kaleciler zaman zaman az çalışsalar dahi çok çabuk ve zeki olduklarından dolayı performanslarında anormal bir düşüş içersine girmezler.
Bazı kalecilerde; sınırlı bir zekaya ve kapasiteye sahip olduklarından dolayı çalışma temposunu biraz düşürecek olsa, biraz moralini yitirecek olsa konsantrasyonlarını çabuk kaybettikleri için takım arkadaşlarını yakarlar. Bu protipdeki kalecilerin çalışmama gibi bir lüksü olamaz. Dahası bu protipdeki kaleciler kendi yeteneklerinin elverdiği işleri yapmaya kalkışmalıdır.
Yani başka bir ifade ile bu protipdeki kaleciler başkalarının kendilerine verdikleri rollere soyunmamalı sadece öncelikli olarak kendi kapasitelerinin gereklerini yerine getirmeye çalışmalıdırlar.
Eğer Casillas veya Buffon gibi kalecilik yapmak istiyorsanız herşeyden önce Casillas ve Buffon kadar çabuk olmak zorundasınız yoksa hem kendinizi hemde takım arkadaşlarınızı yakmış olursunuz.
Hoppalaa bu kaleci mevzusu da nerden çıktı şimdi diyeceksiniz.
İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Beşiktaş karşılaşmasında benim en beğendiğim oyuncu Rüştü Reçber oldu da ondan.
Rüştü her geçen sezon sanki yıllara meydan okuyan tatlı bir şarap gibi. Beşiktaş, Rüştü gibi bir kaleciye sahip olduğu için gerçekten çok şanslı.
Kalede duruşuyla, soğukkanlılığı ile Rüştü bence Türk futbolunun son 25 yılında yetiştirmiş olduğu en iyi kalecisi.
Kimse alınıp gücenmesin ama Türk futbolunda ben en son Yasin Özdenak, ardından Eser Özaltındere ardından da Şenol Güneş'in futbolu bırakmasından sonra başka büyük bir yerli kaleci görmedim. Taa ki Rüştü Reçber ortaya çıkana kadar.
Belediyespor maçında Beşiktaş'ın zorda olsa maçı kazanacağını tahmin etmiştim ama sahada gördüğüm Beşiktaş maçı kazanacak kadar hak edecek bir oyun ortaya koyamadı. Oysa Beşiktaş'ın daha arzulu ve daha canlı oynaması gerekirdi.
Bu sezon ligde en avantajlı başlayan iki takımdan birisi Beşiktaş. Çünkü hocası geçen sezon takımı çalıştırmış ve bir sezonluk da olsa bir tecrübe kazanmıştı. F.Bahçe ve G.Saray'ı yeni bir teknik direktör çalıştırıyor.
Kim ne derse desin dünyanın her yerinde bu böyledir yeni bir sezona yeni bir teknik adamla başlayan her takım bir önceki sezonda aynı takımı çalıştırmış başka teknik adamlara göre lige bir adım geriden başlar.
Bu sezon F.Bahçe ve G.Saray'ın hocalarının sadece kendi çalıştırdıkları takımlarını tanımaları, bulundukları ülkenin sosyolojik ve kültürel insani davranış kalıplarını ve protiplerini de öğrenmeleri gerekir. Bunu öğrenmeleri de nerden bakarsanız bakın ligin devre arasının sonudur. Ligin devre arasına kadar hem Aragones hemde Skibbe öğrenme aşamasını tamamlayamazlar.
Aragones ve Skibbe esas olarak ligin ikinci devresinden sonra ancak takımlarına oynatmak istedikleri futbolu oynatabilirler. Yani kanaatimce esas F.Bahçe ve G.Saray'ı ancak ligin ikinci devresinde seyredebileceğiz. Eğer seyredemezsek işte o zaman Aragones ve Skibbe olumsuz yönde eleştirilebilinir, işte ancak o zaman Aragones ve Skibbe'ye yapılan olumsuz eleştirilerin haklılık payının yüzdesi artar. Çünkü herşeyden önce saha sonuçları ne olursa olsun hem Aragones'e hemde Skibbe'ye belli bir zamanın tanınması lazım.
Beşiktaş, Sn. Eruğrul Sağlam Trabzonspor da Sn. Ersun Yanal ile bu sezona devam kararı almaları son derece doğru kararlardı.
Yanlızca Sn. Ertuğrul Sağlam'a küçük bir eleştirim olacak; 5 haftadır seyrettiğim Beşiktaş'da takım öne geçtiği zaman çok savruk ve panikli bir oyun oynuyor. Bu oyun tarzını beğenmediğimi ve Beşiktaş'a yakışmadığını söylemeliyim. Kameralar Ertuğrul hocayı gösterdiği vakit bakıyorum takım 1-0 önde olmasına rağmen Ertuğrul hoca sanki 1-0 yenik duruma düşen takımın hocası gibi bir takım paniklenmiş hareketler yapıyor. Bu otomatikman sahadaki futbolculara ve oyuna da yansıyor ve ardından da hep böyle anlarda da Beşiktaş golü yiyor. Ertuğrul hocanın bu durumu gidermesi lazım, bir takımın saha kenarındaki komutanı paniklerse sahadaki askerinin eli ayağı birbirine karışır.
***
Trabzonspor-Antalyaspor maçına gelince; bu sezon başından beri Trabzonspor'un maçlarını keyifle seyrediyorum. Transfer ayında 23 tane oyuncu transfer edip bunları birbiriyle kaynaştırmak, yeni bir takım olmak öyle kolay bir hadise değil. Daha önceki çalıştırdığı takımların aksine bu sezon Sn. Ersun Yanal takımı çok akıllı oynatıyor, bu sefer Ersun hoca takımı erken forma sokmuyor sessiz, şimdilik göşterişsiz ama derinden yol almayı tercih ediyor.
Henüz daha tam bir takım olma hüviyetine kavuşamamış Trabzonspor, ancak oynadığı oyun tam bir takım olma yolunda olduklarını gösteriyor. Haftalar ilerledikçe, maçlar oynandıkça Trabzonspor'un tam bir takım olma yolunda büyük aşamalar kaydedeceğini düşünüyorum.
Özellikle ligin bu ilk dönemlerindeki maçlarda Trabzonspor'un puanları toplaması çok önemli. Bu sezon çok farklı bir Trabzonspor seyrediyorum sanki bana o çocukluğumdaki efsane Trabzonspor geri dönüyor hissini uyandırıyorlar. Gördüğüm kadarıyla camiada birbiriyle kenetlenmiş, şehirde asgari bir birlik kurulmuş, herkes şampiyonluğa inanmış ve kenetlenmiş, İstanbul'un üç büyükleri bizi uzun yıllar unuttunuz ama eskisinden daha güçlü ve arzulu olarak geri geliyoruz mesajını veriyorlar.
Açık söyleyeyim bu sezon İstanbul'un üç büyükleri Trabzon'da Avni Aker stadında Trabzonspor'u yenemezler. Beraberliği kurtarırlarsa öpüpte başlarına koysunlar.
İçimden bir ses bu sezon ligin devre arasına kadar Trabzonspor'un namağlup olarak gireceğini söylüyor.
Bir Karadenizli olarak Trabzonspor ile gurur duyuyorum, onların şampiyonluklarını ve başarılarını her zaman alkışlarım çünkü nihayetinde bende bir Karadeniz'in çocuğuyum.
Antalyaspor maçında iki defa geriye düşmelerine rağmen oyunu bırakmayıp maça asılmaları, oyuncuların o azmi ve arzusu saha kenarında teknik yönetim dahil herkesin sanki maçı saha içersinde oynarmışcasına, maçı yaşayarak ve hissederek seyretmeleri Trabzonspor'da bu sezon herşeyin herşeyin farklı olacağının açık birer göstergesi.
Geliyor şaka maka değil Trabzonspor resmen şampiyon olmaya ve İstanbul'dakilere unutulan yüzünü hatırlatmaya geliyor.
Son olarak Yattara'nın transferinde Trabzonspor doğru bir politika izledi. Kalsaydı Yattara'nın aklı hep Katar'dan alacağı parada olacak ve tam konsantre olamadan top oynayacaktı. Aklı hep dışarıda olan bir oyuncudan tam randıman alamazsınız. Trabzonspor'a iyi bir teklif yapıldı ve kulüp doğru olanı yaptı. Bu konuda başkan Sn. Sadri Şener ve yönetim kurulunu tebrik ediyorum.
Devre arasında veya sezon sonunda Trabzonspor mutlaka Yattara'dan daha iyi bir oyuncuyu kadrosuna katacaktır inancındayım. Alman futbolunu takip ediyorlar mı bilmiyorum ama iki sezondur seyrettiğim bugün Hertha Berlin'de oynayan Brezilyalı Raffael Uber benim şahsen çok beğendiğim bir oyuncu, üstelik 1985 doğumlu ve genç bir futbolcu olmasından dolayı da Trabzonspor'a faydalı olacağını düşündüğüm bir oyuncu.
Raffael, Trabzonspor'a çok ayrı bir hava getirir, Yattara'yı tamamen unutturur görüşündeyim.
İstanbul'un üç büyükleri Raffael'i bugüne kadar nasıl göremezler anlayamıyorum, eğer gönlümdeki takımın bir yöneticisi olsaydım Raffael'i Türkiye'ye getirmek için her yolu denerdim.
Meraklısına Raffael'in net adresinden video bölümünde onun attığı golleri ve hareketlerini seyredebilir. Adres: www.raffa85.com
***
G.Saray-Konyaspor maçına gelince; G.Saray net bir skorla 4-1 maçı kazandı ancak açıkçası beni çokta tatmin eden bir futbol ortaya koyamadılar. G.Saray'ın temel problemi takım olamayışıyla ilgili. Kadroda çok yeni oyuncu var, kolay değil elbette G.Saray bir geçiş dönemi yaşıyor bu yüzden G.Saray'ın tam bir takım olma yolunda uzun bir zamana ihtiyacı var.
Ben G.Saray'ın istikbalinin çok parlak olduğuna inanıyorum çünkü kadrosunda uzun yıllar oynayabilecek kabiliyetli genç oyunculara sahipler. Eğer sabredilirse G.Saray 29 Ekim 2009 tarihinde Aslantepe'deki Ali Sami Yen Spor Kompleksi'ndeki yeni statında çok ama çok büyük başarılara imza atacaktır. Bugün bu kadroda yer alan genç oyuncu jenerasyonu G.Saray'a 2000 yılında yaşanılan başarıyı 4 yada 5 kez tekrarlatacaklardır.
Bu sezon UEFA Kupası'nda G.Saray ne yapar peki? Kadıköy'de final oynayabilir mi? takımın bugünkü futboluna bakarak bu konuda yorumda bulunmak doğru değil kanaatindeyim. G.Saray'da tıpkı Trabzonspor gibi maçlarını oynadıkça kendine gelecek olan bir takım. Şu ana kadar ligdeki performanslarına bakacak olursanız tamamen yabancı oyuncuların bireysel yetenekleriyle gol bulup maç kazanıyorlar. Saha içinde bir ekip halinde hareket ettiklerini söyleyemem.
Kolay gol pozisyonuna giriyorlar ancak çok kolay da gol pozisyonu veriyorlar. Görünüşe bakılırsa G.Saray bu sezon çok gol atar çokta gol yer ancak lig ve Avrupa maçları uzun soluklu bir maraton ve mutlaka böyle bir maratonda G.Saray'ın yediği gollerin karşılığını veremeyeceği yada yediği gollerin karşılığını vermekte çok ama çok zorlanacağı maçları olacaktır işte o zaman burada problemler başlayabilir. G.Saray 90 dakika içersinde mutlaka öyle yada böyle bir şekilde her takım karşısında gol pozisyonuna girip gol atar ancak Skibbe'nin bu her maçta gol yeme alışkanlığına bir çözüm bulması gerekir.
Günümüz futbolunda artık Zidane gibi, Figo gibi, Maradona gibi, Hagi gibi, Prekazi gibi isimler bile tek başlarına kurtarıcı olamıyorlar. Artık hücuma dönük bir orta saha ve orta saha oyuncularının hepsinin gol pozisyonuna girdiği ve gol attığı, golün sadece forvetler ve santraforlar tarafından atıldığı dönem kapanıyor.
G.Saray orta saha oyuncularıyla daha fazla gol aramalı, orta saha oyuncuları daha fazla gol atmaya teşebbüs etmeli. G.Saray'ın defansının sağında beksiz maçlarını oynuyor bu eksiklik sezon başından beri hatta Uğur Uçar sakatlandığından beri belliydi, transfer döneminde niçin buraya Türkiye içersinden birisi alınmadı bilmiyorum. Takım içersinden bu bölgenin ihtiyacı giderilir diye düşünüldü ama bu bölgede sıkıntı giderilmedi. Takım içersinde durumu idareten sağ bek oynatılıyor. G.Saray bu bölge için Sivasspor'dan Abdurrahman Dereli'yi alabilirdi niye düşünmediler bilmiyorum.
Tamam G.Saray genç bir takım ama bu demek değildir ki; bundan sonra genç futbolcu transferi yapılmayacak. G.Saray şu anda bir maya oluşturmaya çalışıyor, bu maya oluşumunda kadrosunda uzun yıllar G.Saray'da oynayacak oyunculara sahipler ancak henüz daha o maya tam oluşmadı. Bu bir süreç henüz daha bu mayanın tamamlanması için bazı genç oyuncuların takıma önümüzdeki iki yıl içersinde kazandırılması gerekiyor. Zaten piyasaya baktığınız zaman G.Saray'ın kadrosuna, oyun sistemine ve kulübün bünyesine uygun birkaç tane genç oyuncuyu Anadolu kulüplerinde görebiliyorsunuz.
Kimdir peki bu genç oyuncular derseniz? Bursaspor'dan bir Yenal Tuncer, Denizlispor'dan bir Fatih Yiğen ve Çağlar Birinci, Kayserispor'dan bir Mehmet Topuz, Ankaraspor'dan bir Ömer Aysan, Gaziantepspor'dan bir Olcan Adın ve Eskişehirspor'dan G.Saray'ın da alt yapısında yetişmiş olan bir Oğuz Sabankay ilk aklıma gelen isimler. Bu genç oyuncuların hepside bana göre G.Saray'ın kadrosunda oynayabilecek yeteneğe ve kapasiteye sahip oyuncular. G.Saray iki sezon içersinde bu oyuncuları da kadrosuna katmayı başarırsa ortaya çok enteresan farklı ve seyretmekten tadına doyulmaz bir G.Saray çıkar.
G.Saray'ın sakatları çok, aylardır bazı oyuncuların sakatlıkları niye hala düzelmez burada bir problem var gibime geliyor. G.Saray'ın sağlık merkezinin yeterli düzeyde çalışıp çalışmadığı yönünde bazı şüphelerim var. Çünkü geçtiğimiz gün Kanal 24 televizyonunda G.Saraylı futbolcuların gece yarısı Ankaraspor'un doktoruna muayene olduklarına ilişkin bir haber izlemiştim. Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu G.Saray'ın sağlık merkezinin başındaydı görevden ayrıldı mı bilmiyorum haberde Ankaraspor doktoru Doç. Dr. Burak Kunduracıoğlu'na muayene oldular şeklinde verilmişti.
Bu çok ciddi bir mesele, hasta doktor ilişkisi çok önemlidir. Hastanın doktoruna olan güveni çok önemlidir. Eğer hastanın doktoruna karşı güveni yoksa hastanın tedavi edilmesi güçleşir. Dediğim gibi G.Saray başkanı Sn. Adnan Polat'ın yada başkanın görevlendireceği bir yöneticinin bu işe bir el atması lazım.
***
28-09-2008 tarihinde Pazar günü her duyarlı G.Saraylı ve futbolsever gibi Şişli Camii'ndeydim. İkindi namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra Ultraaslan'ın değerli üyelerinden ve oluşumun kurucularından Alpaslan Dikmen'i Hasdal mezerlığına son yolculuğuna yolcu ettik.
Alpaslan Dikmen'in ilk vefat haberini
www.1905gs.com sitesinden bir elektronik posta aldığımda öğrendim. Uzun yıllardır Türkiye'de futbol maçlarına gitmiyorum bu yüzden de tribünlere biraz uzak kaldığım için çok iyi tanıdığım bir insan değildi sadece ismini duymuşluğum vardı.
Her insanın ölümü üzücüdür. Tanıyalım tanımayalım sonuçta bir can kaybediyoruz. Aslında Alpaslan Dikmen ölmeyebilirdi, kendi yaptığı büyük hatasının sonucu yaşamını yitirdi. Cenaze töreninde bazı arkadaşların söylediklerine göre arabada bütün aile fertleri emniyet kemerlerini takarken bir tek ön koltukta oturan o emniyet kemerini takmamış bu yüzde de kaza anında camdan dışarı fırlamış, böyle bir ölümü Alpaslan Dikmen'e yakıştıramadım açıkçası. Eğer emniyet kemerini takmış olsaydı bugün aramızda olabilirdi.
Ne diyeyim kaderi böyleymiş demek ki; ruhu şad olsun, Allah tüm sevenlerine ve ailesine sabırlar versin.