













Ege Üniversitesi ve Bergama Belediyesi’nin katkıları ile 7-9 Nisan 2011 tarihleri arasında gerçekleşmiş olan “Uluslararası Bergama Sempozyumu” bir yıldan daha uzun bir zaman harcanıp, yoğun bir emeğin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Sempozyumun düzenleme kurulunda görev yapmış olmam sebebiyle, sürecin başından sonuna dek her adımında bulunmaya çalıştım.
Bergama Sempozyumu İzmir’e bağlı ilçeler ile ilgili düzenlenen diğer sempozyumlardan pek çok konuda farklılıklar göstermektedir. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum çünkü, daha önce de bazı ilçeler için düzenlenmiş olan bu tür etkinliklerin çeşitli kurullarında görev aldım. Ya da bildiri ile katıldım. Bergama’da düzenlenmiş olan sempozyumu diğerlerinden farklı kılan bir takım etkenler var. Bana göre bunlardan en önemlisi genç, dinamik, iyi eğitimli, hoşgörülü, iyi iletişim kurabilen ve Bergama halkını iyi tanıdığı için onları anlayabilmenin avantajlarını yaşayan Belediye başkanı Mehmet Gönenç’tir. Farklılığı yaratan bir diğer etken ise; Bergama’nın tarihsel süreç içerisindeki sahip olduğu zenginlikler ile coğrafi konumu ve bunun kente sağladığı avantajlardır.
Sempozyum üç gün boyunca aralıksız devam etti. Sabah ve öğleden sonraları düzenlenen ikişer (toplamda dört) oturumda hergün 24 civarında bildiri sunuldu. Bu bildirilerin hepsini burada tanıtma şansım yok. Ancak, oturumlar şu başlıklar altında gerçekleşti: Arkeoloji, Bölgesel Kalkınma, Çevre, Kentleşme ve Peyzaj, Tarih, Sanat Tarihi, Tıp-Eczacılık ve Halk Bilim.
Bu başlıklar altında toplanmış olan oturumlarda Bergama’yı her yönüyle ortaya koyan pek çok doyurucu bildiri sunuldu. Bildirilerin sunulması aynı anda iki salonda yürütüldüğü için hepsini takip edebilme şansım olmadı. Aslında Sempozyum düzenleme ve bilim kurulundaki diğer akademisyenler ile yaşadığımız en büyük problem de bu konu ile ilgilidir. İlk duyuruyu yaptığımızda öylesine çok bildiri önerisi oldu ki, bunları yarıya indirmek durumunda kaldık. Sanırım sempozyumun hazırlık aşamasındaki en zor görev de bu idi.
Bergama altmış bine yaklaşan nüfusu ile büyük sayılabilecek bir ilçe olmasına rağmen, caddelerinin ferahlığı, halkın doğal yaşam tarzı, kentin sakinliği ve tabiat ile içeçe olması sebebiyle insanı inanılmaz rahatlatan ve dinlendiren bir yapıya sahip. Kozak yaylasının güzelliğini pek çok bildiride dinlememize rağmen gidemediğimiz için, ne yayla turizmi ne de meşhur çam fısıtığı hakkında tam manasıyla bir fikir edinemedik. Ancak söylenildiğine göre Kozak yaylasının çam fıstığı diğer bölgelerde yetiştirilenlere göre daha yağlı ve lezzettli imiş.
Binlerce yıl öncesine kadar uzanan tarihinden dolayı pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Bergama, bu uygarlıklara ait pek çok eseri günümüze taşımıştır. Helenistik dönemde, Pergamon Krallığı (M.Ö. 241-M.S. 133) tarihleri arasında en görkemli günlerini yaşadı. Daha sonra, Roma, Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de aynı önemini korudu. Günümüzde ise, önemli bir tarım ve turizm merkezi olarak geçmişten günümüze getirdiği izleri geleceğe taşımaya devam etmektedir.
Estetik ve aklın inanılmaz bir şekilde bir araya getirilmesinin sonucu olan Zeus Sunağı (Helenisitk dönem anıt mimarisinin ve heykeltraşçılığının en güzel örneği olan ve Athena’ya adanan yapıt, II. Eumenes zamanında, Galatlara karşı kazanılan zaferin anısına yapılmıştır. Şu anda Almanya’da sergilenmektedir!) Kralllık merkezi olan Akropol, tarihin ilk hastanelerinden olan Asklepion (Eczacılığın kurucusu ve Antik dönemin Hipokrat’tan sonra en önemli hekimi kabul edilen Galenos bu hastanede görev yapmıştır), Serapion Tapınağı ise; sonradan binanın içine iki sıra sütun eklenerek Bazilikal planlı bir kilise haline getirilip Anadolu’daki ilk yedi kiliseden biri olmuştur. Selçuklu ve Beylikler döneminin görkemli yapıları ile Bayezıt devrinin önemli yapıtlarından Ulu Cami kentin kültürel değerlerindendir. Ayrıca, Çukur Han, Bedesten, İncirli Mescit, Kapalı Çarşı, Kurşunlu Cami, Küplü Hamam, Parmaklı Mescit, Koyun Köprü, Taş Han, Şadırvan Cami, Mevlana Hacı Hekim Cami, Mevlana Hacı Hekim Hamamı ve Yeni Cami yine bu dönemin tarihi değeri çok yüksek eserlerindendir.
Bergama’nın insanlığa kazandırdığı en önemli buluşlardan birisi ise; Parşömen’dir. Cumhuriyet tarihinin ilk arkeoloji müzelerinden Bergama Müzesi (1924) ve ilk yerel festival olarak kabul edilebilecek olan; Bergama Kermesi (1937) ise bu kentin “ilk”ler geleneğinin en önemli kazanımlarındandır.
Bergama Belediye başkanı Mehmet Gönenç’in ifadesiyle; “Şimdi Bergamalılar böylesine görkemli bir mirasın sahipleri olmanın onuru ve sorumluluğu ile yeni bir hedef koydu önlerine: UNESCO’nun “Dünya Miras Listesi”ne girmek.”
Umuyorum bu hedeflerine en kısa zamanda ulaşırlar.
Ben üç gün boyunca metropolün gürültülü ve sıkıcı yanlarından uzaklaşarak Bergama’da verdiğim moladan dolayı çok mutlu ve dinlenmiş hissettim kendimi. Buna bağlı olarak Sempozyumun düzenlenmesine verdiği emeklerden dolayı değerli dostum Prof. Dr. Mustafa Mutluer’e, tüm katılanlar ile bilim adamlarına gösterdiği konukseverlikten ötürü Bergama Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Nail Çetin’e ve sağladığı katkılar ile zarif ev sahipliği için Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç’e teşekkür ederek sempozyumun süreklilik kazanmasını ve ileriki yıllarda ikincisi ve diğerlerinin yapılmasını diliyorum.
Da Vinci Şifresi II
Önceki yazımda, şifre skandalı ile ilgili konunun daha çok fiziksel boyutunu dile getirmiş idim. Şimdi bunları bir kenara bırakıp ve böyle bir şifrelemeden nemalananların olup olmadığını da unutup, sadece bunların konuşulmasının ve sınavın tekrarlanma riskinin, bu sınava giren adaylar üzerinde bıraktığı psikolojik kötü etkiden söz etmek istiyorum.
Lütfen herkes hayal etmeye çalışsın, şu anda sınava giren öğrenciler en son OKS sınavına girmişlerdi. Bu öğrencilerin hepsi o günden beri, Üniversite için sınava hazırlanıyorlar. Yani dört yıldır bu güne odaklanmışlardı. Sonunda sınava girdiler, iyi veya kötü sınavı atlattıklarını düşünürken birkaç gün içerisinde ortaya çıkan şifre iddiaları sonucunda sınavın tekrar edilmesi gündeme geldi. Bu kadar öğrencinin şu anda nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığını hiç kimse anlayamaz. Bu noktada empati yapabilmek bile çok zor. Sadece hayal edebiliyoruz.
Bütün emeklerinizin bir anda boşa gittiğine mi yanarsınız, aynı sıkıntıları ve heyacanı gereksiz bir şekilde tekrar yaşayacağınıza mı? Ya da aynı performansı sınav tekrarından dolayı ortaya çıkan gerginlik sebebiyle gösterip gösteremeyeciğinizi düşünürken çektiğiniz işkenceye mi? Bütün bu yaşananlar dolasıyla öğrencilerin üzerinde oluşan psikolojik baskının artık bu saatten sonra ortaya çıkardığı kötü etkiyi yok etmek çok zor. Bu saatten sonra ne olursa olsun. Ne yapılırsa yapılsın, adayların hiçbir şey olmamış gibi davranmaları mümkün değil!
Kendi kendime sormadan edemiyorum, acaba buna benzer sapmalar bizim girdiğimiz sınavlar döneminde de oldu da, ortaya çıkıp skandala dönüşmediği için biz mi haberdar olamadık? Eğer böyleyse hangisi daha iyi? Olanları öğrenip kahrolmak mı? Öğrenmeden saf birer mağdur olmak mı? Tek bir bir sorunun bile binlerce kişinin yerini ve buna bağlı olarak kaderini nasıl değiştirdiğini düşünürsek, konunun önemini çok daha iyi anlamış oluruz.
Şimdi her ne yapılırsa yapılsın, savcılıktan ya da danıştaydan nasıl bir karar çıkarsa çıksın, bütün bu olanların adaylar üzerinde bıraktığı kötü ve olumsuz etkinin hesabını kim nasıl verecek. Adayların üzerinde oluşmuş olan bu baskının onları ikinci sınavda olumsuz etkilemesinin bedeli nasıl ödenecek?
Bunu ben sadece ve sadece bir veli olarak öğrenmek istiyorum. Ve buna hakkım olduğunu düşünüyorum!
UNESCO’nun “Dünya Miras Listesi” ve Psikolojik Etkileriyle YGS Skandalı
Okyanus Ötesindeki Dost...
Suçsuz gençlerimiz