













Bir akşamüstü camın önünde öylece oturuyorum. Yaşamın hızına yetişemediğim ve altında ezildiğim zamanlarda hep düşündüğüm şeyi düşünüyorum.
Nereye koşuyorum?
Bazen, kendimi öyle yorgun hissettiğim zamanlar oluyor ki, Hayat sanki ellerimin arasından akıp gidiyor ve ben öylece seyrediyormuş gibi hissediyorum. Bazen yaşadıklarımı düşünüyorum, bazen de çok isteyip de yaşayamadıklarımı.
Herkesin öyle farklı dertleri var ki, farklı hayalleri. İstediği ve asla yaşayamadığı hayat şekilleri, çünkü insan hangi hayatı yaşamıyorsa tam tersi bir hayatla mutlu olacağını sanır. Dünyanın değişmez kaidesidir bu.
Demiş ya şair “Ben nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi gelir” diye. En çok kendimden biliyorum bunu. Yapmak İstediklerim yaptığımda da mutlu olamadım zamanlar oldu ve tam tersini yaşadığım durumlarda da. Bir şeyler başardıkça içimdeki huzursuzluğu öldürmek istedim ama o huzursuzluk her geçen gün büyüdü. İnsan zaman içinde tanırmış ya kendini bende zaman içinde tanıdım kendimi, onca çalıştıklarım ve başardıklarımın aslında istemediğim şeyler olduğunu fark ettim.
Bu durumun sadece bende olduğunu düşünürdüm, ama yıllar geçip daha çok insan tanıdıkça fark ettim ki bütün insanlar böyle. İnsan bir şeyi elde etmek için çalışıp, didiniyor fakat elde edilen her neyse ele geçtikten sonra büyüsü bozuluyor ve bir kıymet bilmemezlik başlıyor. Ve bu durum en çok da ilişkilerde görülüyor.
Bazen birine çok âşık oluyoruz. Öyle çok seviyoruz ki. Onunla beraber olmak için her şeyi göze alıyoruz, zaman geliyor herkesi karşımıza alıyoruz. Beraber olmak için bir sürü acı çekip, bir sürü insanla mücadele ediyoruz. Dualar ediyoruz, onun yanında olayım, hiç bir şey istemem diye. Ama ne zaman dualarımız kabul oluyor ve bir araya geliyoruz, işte o zaman başlıyor kıymet bilmemezlik. Sanki o acıları çeken biz değilmişiz gibi, sanki o insan için hiç mücadele etmemişiz gibi birden büyü bozuluyor ve o insanla tanışmadan önceki hayatımıza özlem duymaya başlıyoruz. Bir süre daha geçince bu özlemi öyle yoğun yaşamaya başlıyoruz ki karşımızdaki insanı üzmeye başlıyoruz ki. Sonuçta durum tıpkı şairin dediği duruma dönüyor. “Ne zaman eskiyor sevgiler, ödenen bedellerin acısı geçince mi?”
Çektiğimiz çilelerin acısı geçince, yeni çileler çekmeye hazır oluyoruz ve yeni çileler için bedeller ödemeye hazır oluyoruz.
İşte böyle bir akşamüstü yaşamın hızına yetişemediğim ve altında ezildiğim bir akşamüstü camın önünde bunları düşünüyorum. Önümde insan seli akıp geçiyor, herkes bir yerlere koşuyor, bir yerlere yetişmeye çalışıyor, herkesin içinde türlü, umutlar ve umutsuzluklar, herkesin kafasının içinde Keşkelerle başlayan cümleler ve oturduğum yerde benimde kalbimde ve beynimde keşkeler.
Yazmaya uzun ara verdikten sonra yeniden yazma sevgisiyle kaleme sarıldığım bu güzel akşamda en büyük keşkeler imden biriside keşke kalemimle küsmeseydim oluyor.
Hayatınıza çok fazla keşke sözcüğünü kullanmamanız dileğiyle.
Keşke