Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
Batı’nın İrâdî Körlüğü Üzerine
17 Temmuz 2009 Cuma 11:53

Batı’nın, modern dönemin en önemli insani kazanımlarının temel odağı olduğu gerçeği inkâr edilemez. Tarih insanın özgürleşme tarihiyse eğer, bu tarihin katalizörü Batı dünyasıdır. Özgürlük, insan hakları ve demokrasi bağlamında liberalizmi, insanın kanını emen köhne yapılanmaların parçalanması bağlamında Marxizmi, henüz nihai evrimini tamamlamamış olsa da, iktidarı nispeten daha tehlikesiz bir hale getirme ve tüm insanlara yayma düşüncesinin bir ürünü olan parlamentarizmi Batılı düşünürler üretmiştir.

 

Ancak Batı dünyası, tüm bu görkemli ürünlerin yanında, insanlığın onurunu inciten, insan varlığını ayak altına alan, farklı insan topluluklarını “insan olmayan” olarak gören ve “iyi şeyleri” yalnızca Batı’ya ve Batı’nın uygun gördüklerine ait olarak gören zehirli düşünceler de üretmiştir. Tuhaflığa bakın ki, Batı’dan Doğu’ya akan, aktarılan kültürel mirasın önemli bir bölümünü “Batı’da kullanma tarihi sona eren” bu zehirli ürünler oluşturmuştur. Bu açıdan yaklaşıldığında denilebilir ki, özellikle son yüzyıl boyunca (artık nispeten durum değişmeye başlamış olsa da) Doğu, Batı’nın çöplüğü olmuştur.

 

Kendisini bir tür “üst insan” olarak gören Batı’nın (bu tür blok genellemeler yanlıştır, burada, yalnızca Batılı egemenlerin Doğu algısındaki sakatlıklar vurgulanmak istemektedir) yine bir tür “alt” olarak algıladığı Doğu’ya “ihraç ettiği” kullanım fazlası eskiler, on yıllar boyunca Doğu halklarının incinmişliğini beslemiştir.

 

Batı’nın tarihi, genellikle, “Kutsal toprakları Müslüman kâfirlerin kirli çizmelerinden kurtarmak ve bu ilkel insanlara medeniyet götürmek” amacıyla yola çıkan Ortaçağ Haçlılarının torunlarının, insan özgürlüğüne saygıyı ve insan onuruna tutkuyu üreten “amcalarından” ve “amca çocuklarından” daha çok baskın olduğu bir tarih olmuştur.

 

Bana bu yazıyı yazdıran şey, geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistan’da Çinli işgalci egemenler tarafından işlenen insanlık suçunun Batı’nın vizyonunda neden bu kadar “önemsiz” sayıldığına bir açıklama bulma dürtüsüdür. Avrupa Parlamentosu’nda konuşan İngiliz parlamenter Charles Tannock’un, “Türkiye’nin bölge halkları için sarf ettiği efor gerçeklere dayanmıyor. Türkiye hala Ermeni soykırımını kabul etmeyen, Kürt kökenlilere baskı uygulayan bir ülke,” şeklinde konuşmasının hangi ruh haline tekabül ettiğini anlama çabasıdır.

 

Yüzlerce insanın hayatına mal olan bir vahşete değil de, vahşete yönelik tepkisini açıkça ortaya koyan bir odağın bu tepkiyi gösterme hakkına sahip olup/olmadığına “karar veren” olma pozisyonuna talip olan bu tür bir bakış, sorgulanmalıdır. Doğu Türkistan’da meydana gelen olaylar için herhangi bir somut adım atma teşebbüsünde bulunmayan Avrupa Parlamentosu’nun, Honduras’daki darbe ile ilgili somut adımlar atmasını (Avrupa Birliği Komisyonu’na üye ülkelerin büyükelçilerini geri çekme ve maddi yardımı geçici olarak askıya alma kararları) hangi sihirli etkene borçlu olduğu anlaşılmaya çalışılmalıdır.

 

Bu tür bir ayrımcılığın (ya da nasıl görüyorlarsa, onun), kimilerince “dünya vatandaşlığının” çekirdeği olarak görülen Avrupa Birliği’nin çatısı altında yapılmasının temel değer altyapısı kavranmalı, Türkiye’nin platonik bir tutkuyla bağlı olduğu gün geçtikçe ortaya çıkan Avrupa Birliği, birlik üyelerinin “psikanalizi” bağlamında kavranmaya çalışılmalıdır.

 

Ancak genelleyici bir bakış açısından özenle kaçınılmalıdır. Batı, blok bir “Haçlı güruhu” olarak görülmemeli, gerçek anlamda liberal ve özgürlükçü olan (nüfusça “ötekilerden” daha fazla olduklarına kuşku yoktur) ve insanı, “kendinin saydığı” değerler perspektifinden değil de “kendini gördüğü” değerler perspektifinden gören Batılılara haksızlık edilmemelidir.

 

Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Afrika’da hayatlarını kaybeden insan hakları örgütü temsilcilerinin içinde birçok Batılı olduğu unutulmamalı, Batılı ayrımcı egemenin “kötülüğü” coğrafi bir tanımlama üzerinden bütün Batılılara mal edilmemelidir. “Haçlı ruhlu Haçlı güruhunun” muzdarip olduğu ıstırap, coğrafi mensubiyet değil, “egemen” olmaklık durumudur. Bu durum ise coğrafi bir durum olmaktan ziyade arızî bir durumdur ve yalnızca Batı’da değil, “kendi çaplarında” her yerde vardır.

 

Toparlarsak, Batı’nın körlüğü, Batılı egemenlerin körlüğüdür. Faşizan “değerler” üzerinde yükselen irâdî bir körlüktür bu. Emperyalist alışkanlıkların kana karıştırdığı bu menfur virüs, yalnızca Batılı olmayanlara değil, Batılı egemenlere boyun eğmek istemeyen Batılılara da havlayan modern canavar tipinin kalbinden bedenine ve beynine “zehirli bir ayrımcılık” pompalamaktadır.

 

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR