Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Başbuğ’un konuşması (2)
23 Nisan 2009 Perşembe 17:27

            Orgeneral Başbuğ’un konuşmasında başka olumlu vurgulardan da bahsedebilir. Ama olumlu vurguları burada bırakalım ve bu olumluluklarla pek de bağdaşmayan bazı diğer noktalar üzerinde duralım:

            Bunlardan birincisi; Sayın Başbuğ’un konuşmasında başta Samuel Huntington olarak başvurduğu referans kaynaklarıdır.

            Samuel Huntington, son kırk yılda yeniden hortlayan vahşi kapitalizmin birinci sıradaki simge teorisyenidir. En önemli Teorisi meşhur “Medeniyetler Çatışması”dır.

            Son dönemde Türkiye’mizi de hedef alan saldırgan emperyalizmin bu önde gelen Teorisyenini, yüz yüze olduğumuz sorunları anlamak için referans olarak almak doğru mudur? Doğru olmadığını ertesi gün, Amerika’nın Türkiye’deki temsilcilerinden Yasemin Çongar, “Başbuğ’un Huntington’u sahiplenemeyeceğini” söyleyerek belirtti.

            Türkiye bir ezilen dünya ülkesidir. Mazlumlar dünyasının bir parçasıdır. Ezen dünyanın teorisyenlerinin penceresinden Türkiye’nin hiçbir sorunu anlaşılamaz.

            Sayın Başbuğ’un aynı şekilde sivil asker ilişkilerinden bahsederken Kennedy’yi, millet olgusundan bahsederken de Obama’yı referans olarak göstermesi de doğru değildir.

            Sivil asker ilişkilerini Türkiye, 20. yüzyılın o çalkantılı ilk yarım yüzyılında olanca yoğunluğu ile yaşadı. Bu konuda doğruları ve yanlışları; belki de hiçbir ülkenin tarihinde olmayan bir zenginlikte gördü. Atatürk, kendisi bir asker olarak bu sürecin en başından beri içindeydi. Daha sonra da bir “sivil” cumhurbaşkanı olarak gerekli sonuçları çıkardı, çözümlere ulaştı ve sivil asker ilişkilerini bizzat düzenledi.

            Böyle bir “referans” dururken Kennedy de kim oluyor?

            Kaldı ki biz bir ezilen Dünya ülkesiyiz, Amerika ise emperyalist bir ülke. Bütün pratiklerimiz farklıdır, birbirinin zıddıdır.

            Hiçbir neoliberal teorisyen veya emperyalist siyaset adamı, Türkiye’nin gerçeklerini anlamamızda referans olamaz.

            Aynı şekilde, etnik ve dini farklılıklar temelinde Türk milletinin ayrışması gerektiğini Türkiye’nin önüne koyan Obama’yı, millet tanımını yaparken referans olarak göstermek de acı bir yanılgıdır.

 

TERÖR KONUSU

            Sayın Başbuğ’un, Türkiye’yi hedef alan terörün Kuzey Irak’tan üslendiği gerçeği ile Bölücü örgütün Avrupa’daki parasal kaynaklarına ilişkin tespitleri de iyimserdir ve gerçekleri yansıtmaktan uzaktır.

            Şu gerçekleri bir kez daha saptayalım:

            Birinci Körfez savaşı’ndan sonra Amerika’nın Çekiç Güç’ü sayesinde Irak’ın Kuzeyinde üslenen olan Bölücülük, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra daha rahat hareket olanaklarına kavuşmuş, para, silah ve eğitim açısından bizzat ABD tarafından desteklenmiş ve ABD politikalarının bir parçası olarak 2003 yılından sonra ara verdiği silahlı eylemlerine yeniden başlamıştır.

            ABD, 2003 yılından bu yana Türkiye’yi, Bölücülüğe karşı etkin askeri önlemler almak noktasında hep engellemiştir.

            Türkiye, “Aman bu gerçekleri belirterek ABD’yi açıkça hedef almayalım. O zaman ABD doğrudan karşımıza geçer ve daha çok zararlı çıkarız” anlayışıyla hareket etti. 30 yıllık pratik göstermiştir ki bu politika her geçen gün Türkiye’nin daha çok kaybetmesinden başka bir sonuç vermemiştir.

            Hiçbir şey DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün Obama’ya, Kürt sorununun çözümü için geniş özerklik isteyen bir dosya sunmasından daha uyarıcı olamaz.

           

KORUCULUK

            Orgeneral Başbuğun Türkiye’deki koruculuk uygulamasından bahsederken bunun doğru bir uygulama olduğunu ABD’nin Irak ve Afganistan’da benzer uygulamalara girmesini örnek vererek anlatması da vahim bir anlayışın ürünüdür.

            ABD Irak ve Afganistan’da emperyalist bir işgalci olarak bulunmaktadır. Iraklılar ve Afganistanlılar işgalci Amerika’ya karşı bir kurtuluş savaşı vermektedirler.

            Biz ise kendi vatanımızda emperyalizmin desteklediği bir bölücü terör ile savaşıyoruz.

            Dolaysıyla Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki uygulamaları ile Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’daki tedbirleri arasında hiçbir benzerlik kurulamaz.

 

ULUS DEVLET VE AB

            Son bir nokta: Sayın Başbuğ konuşmasında haklı olarak oldukça kuvvetli bir şekilde “ulus devlet” ve “üniter devlet” vurgusu yapmaktadır:

            “Kimse Türkiye’den, ne Türkiye’nin ulus-devlet ve üniter devlet yapısını zayıflatabilecek ne de Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinin değiştirilmesi yönünde isteklerde bulunabilir.”

            Bu noktada, ‘Sayın Başbuğ neden bu konuda herhangi bir şey söylemedi’ diye bir eleştiride bulunmadan sadece bazı tespitler yaparak sözlerimize son verelim:

            Birincisi OBAMA’nın 6 Nisan 2009’da TBMM kürsüsünden yaptığı konuşma baştan aşağı Türkiye’nin “ulus devlet” ve “üniter devlet” yapısının zayıflatılmasını öngören emperyalist dayatmalarla doluydu.

            İkincisi, her yıl yayınlanan AB’nin Türkiye ile ilgili Raporları, Türkiye’nin etnik ve dinsel temelde yeniden yapılandırılmasını öngören raporlardır. Ve Türkiye daha şimdiden, AB kapısında zorlanarak ve nazlanarak da olsa bu raporlar doğrultusunda düzenlemeler yapmakta, ulus devlet ve üniter devlet yapısından adım adım uzaklaşmaktadır

Üçüncüsü AB üyeliği demek, ulus devlet yapısının son bulması demektir.          
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR