Genelkurmay Başkanı, İlker Başbuğ'un Tafar gazetesinin darbe iddialarına üst üste sert bir şekilde cevap vermesii üzerine Ahmet Altan, 'Hadi açıkla Başbuğ' diyerek meydan okudu.
Taraf Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Ahmet Altan, İlker Başbuğ'un açıklamalarını
şantaj olarak niteledi.
Altan, Başbuğ'a adete meydan okuyarak yazısında, "Sizin sabrınız ister taşsın
ister taşmasın, gizli ya da, yasadışı bir belge elinizde yoktur" dedi.
İşte Ahmet Altan'ın esip gürlediği yazısı:
Böyle olmaz. Kalkıp da “elimizde belge, bilgi var, sabrımız taşarsa
açıklayacağız” diyemezsiniz, bu şantaj anlamına gelir çünkü.
Ordunun
içindeki darbe planlarını açıklayan gazete biziz. Sizin sabrınız ister taşsın
ister taşmasın, biz yeni belgeler bulduğumuzda gene açıklarız. Doğrusu da budur
zaten.
Siz, ordunun içinde darbe hazırlıkları yapılmasını yadırgamayıp,
bunların yayımlanmasını yadırgıyor ve sabrınız taştığında bunları
yayımlayanlarla ilgili “bilgi ve belgeleri” açıklayacağınızı söylüyorsunuz.
Hadi açıklayın bakalım. Elinizde bizimle ilgili bir tek belge ya da
bilgi varsa halka açıklayın, savcılığa verin. Bizim gibi yapın, suç olan belgeyi
halka gösterip yargıya teslim edin.
Yapamazsınız.
Sizin elinizde
bizim “gizli” ya da “yasadışı bir iş” yaptığımızı gösterecek bir tane bile belge
yoktur, olamaz. Öyle lafı dolaştırmıyorum ben, gayet açık, gayet net söylüyorum,
hodri meydan, açıklayın da görelim. Biz sizin bildiğiniz o “kullanışlı” medyaya
benzemeyiz, böyle şantaj kokan laflarla üstümüze gölge düşürülmeye
kalkışılmasına da izin vermeyiz.
Hem biraz tutarlı olun. “Kendi halkını
düşman gören ordu olur mu diye yazanlar var” diyorsunuz. Onlardan biri benim.
Darbe yapan, darbe hazırlayan, halkın iradesini hiçe sayan ordu,
“halkının” düşmanıdır. Sizin iddianıza göre, bu lafı Latin Amerika ile ilgili
bir makale yazan bir “Amerikalı” bulmuş ve bu cümleyi Türkiye’ye “getirmişler.”
Ne Latin Amerikalıların ne de bizim, darbeci ordunun halk düşmanı olduğunu
öğrenmesi için Amerikalı birinin yazısını okumasına gerek var, onlar da biz de
bu gerçeği ölümlerle, işkencelerle, zindanlarla öğrendik. Ama beni asıl
şaşırtan, bizi “Amerikalıların lafını” kullanmakla suçlayıp, arkasından da
“bizim askeri eğitim sistemimiz Amerika’dan alınmıştır” demeniz oldu. Bizim
kullandığımız bir cümle bir Amerikalının lafına benzediği için biz “dışarıyla
bağlantılı” oluyorsak, “bütün eğitim sistemini” Amerika’dan alan ordu ne oluyor?
Siz, ne dediğinizin farkında mısınız?
Bir de “bilgi sızıntılarından”
yakınıyorsunuz.
Sizin sorununuz “sızıntı” değil, sizin sorununuz
ordunuzun içinde “darbe planları” yapılması, vahim olan onların duyulması değil,
vahim olan onların hazırlanması. Göreviniz, o darbe planlarını yayımlayanları
tehdit etmek değil, o darbe planlarını yapanları bulup cezalandırmak.
Bunu niye yapmıyorsunuz?
Bir de “parlamento, referandum yoluyla,
demokratik süreçleri işleterek üniter yapıyı değiştirmeye karar verirse” Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin bunun yanında olmayacağını söylüyorsunuz.
Bakın
general, dünyanın hiçbir ciddi devletinde bir Genelkurmay Başkanı bunu söylemeye
cüret edemez, “üniter ya da federatif” yapı bir “yönetim tarzıdır”, bunun nasıl
olacağına halk ve parlamento karar verir, ordu buna uyar.
Bir ülkenin
“yönetim tarzının” nasıl olacağına ancak “muz cumhuriyetlerindeki” ordular
karışır, ciddi ülkelerde bu ordunun işi değildir.
Eğitim sistemini
aldığınız Amerika “federatif” sistemle yönetilir, oradaki ordu buna karışabilir
mi?
Size dostça tavsiyem böyle konuşmaktan vazgeçin. Bu konuşmalarınızla
bizi bir “aşiret devleti” gibi gösteriyorsunuz.
Yönetime karışmayın,
darbecileri yakalayın, elinizdeki belgeleri açıklayın. Sağlam, güvenilir, hukuka
saygılı bir ordumuz olsun. Böyle bir ordu kurmak, tehdit etmekten daha büyük bir
onur getirir bir generale.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR