AYIN YARIM ŞARKISI

Hoş geldin yeni yıl, rüzgarın dilinde ılık bir nefes misin bolca özlem kokan…

Bir damla ufuk kovaladın mı düşlerinin geçmiş silik izlerinden  

 

Umutlarımızın baharına çiçekler diktin mi

serpebildin mi acılarının toprağına bir avuç su

Hoş geldin  

R üzgarın dilinde ılık bir nefes misin   bolca özlem kokan  

Yada Ege meltemine tutsak bir duygu   

Mutlak mutluluğun olmadığı bir evrende,   bir mutlu bin mutsuz  

Nereye kadar umutlu ?


Tüm hayallerini yakamozların ışığına saklasaydın, yine de doğan güne gülümseyerek uyanır mıydın. Her Şafak doğuşunda yitirmeyerek umudunu gülümseyebilir miydin dünyanın tüm haksızlıklarına ve önyargısız selam verir miydin evrenin acımasız sorularına…

Gece yıldızlara seslendi “Işıl ışıl yüreğiniz yine, parlak ve içten esrik bakışlarınız”. Yıldızlar gülümseyerek cevap verdiler “Biliyorsun içimizin yansıması yüreğimiz”. Ay az sitemkar “Sonsuzluğun kıvrımlarında hala soluduğum hava” dedi. En yakınına yıldızlardan biri kayarak geldi. “Ve hala her solukta yaşamın kırık kalbi” derken eliyle asağıda uzanan masmavi Ege sularının üzerindeki yakamozları gösterdi. Suların şavkı dansederek nazlı nazlı süzülmekteydiler ışıltılarla, ölü denizin ruhu ölmüş dalgalarında. Kumsal boştu. Hafif bir kış serinliği vardı gecenin ilerlemiş saatlerinde. Bu arada asağıdan gelen seslere kulak kabarttı ayla yıldız.

Kumsal kendine nazlı nazlı vuran dalgalarla konuşuyordu. “Sonra” dedi kumsal. Dalga anlatmaya devam etti “Hatırlamıyorum kaç mil uzaktaydı ama yaşamak istemiyordu, ben onu dışarı vurdukça kendisi geri dönüyordu sulara. Dediler ki…” ve o anı tekrar anımsayarak gözleri buğulandı, renk tonu laciverte dönüştü… Bu konuşmalara kulak misafiri olan bir deniz atı usulca yaklaşmıştı onlara. ”Çok yapma dedim ama dinlemedi” dedi at boynu bükük.

Hüzünlendiler ve hüzünlerini onları izlemekte olan ay fark etti. Konuyu hepsi biliyordu ve hüzünlerinin ezgisini ay usulca, kadife bir sesle mırıldanmaya başladı. Sesin her iniş çıkışına paralel yakamozlar sudaki danslarını hızlandırdılar. Dalgalar hala hüzünden lacivert mavi arası tonda gelip gitmekteydi acıların el değmemiş girdaplarına Ege’de. Ay mırıldanmaya devam ettikçe aşağıda ve yukarıda herkes sustu. Ezgi; sanki sonsuzluğunda yarım yanıydı ayın. Evrenin her gözyaşının en az yarım asır yaşında olduğunu anlatıyordu. Ve sabah sessizliklerinin kendine uzak tarihi tınısını.

Bu arada sesleri duyan tüm çiçekler ve ağaçlar birbirlerine bakarak boyunlarını büktüler. Bulutlar aya yaklaşmaya başladı. Rüzgar hızlandı. Birkaç damla yağmur gözyaşını damlattı toprağa. Toprak her zamanki gibi sessiz ve bereketli ellerini açtı. Ve hızlandı damlalar. Her saniye biraz daha, biraz daha hızlanarak içini dökmeye başladı. Yağmurun sesi ayın ezgisine karıştı…

Kulak kabarttım ama ezginin devamını duyamadım . Ve yıldızlar ve ay gökten indiler damlalarla. “Hep bizi bekledin hayatın boyunca biliyoruz” dediler. Evet doğruydu bu. Beklemiştim ve bu ezginin hüznünü merak etmiştim hep. Sonunda öğrenecegim diye heyecandan dilim damağım tutuldu. Gökyüzünün rengi kızıldan sarıya dönüp durmaktaydı. Ara sıra şimşekler çakıyordu yüreğimin merak ve heyecanla bekleyen girdaplarında.

Sonra, sonra bir sesle sıçrayarak uyandım…

 

Ne kadar samimi uğultusu sessizliğin bilinmez böylesi gecelerinde toplumların. Ve gele(meye)ceği ne kadar yabancı hala   kendine … Sabah bir türlü olmuyor. Gece uzak ve yakın. Hatta   pencereden süzülen fırtınanın kederi kadar yakın kendine…


"Hoş" geldin mi yeni yıl?

Hayat ne zaman yelken dümenine takılıp gitmiş ki

kendi kederinde boğulmadan,

zaman zaten her zaman

akıp gitmekte kimseye hiçbir şey sormadan…

 

 

Yazar : Fatoş Karakaya
http://www.haberajans.com sitesinden 22.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.