













Her gün birileri bir şekilde ölüyor. Her ölüm içimizi acıtır, ve ölümlerin ardından yapılan teknik açıklamaları dinleriz. Sonuç: tüm suç ölendedir .
Ölüler, ölümlerini aydınlatacak bir delil mutlaka bırakmışlardır, ama ölen ölmüştür geri getiremeyiz mantığıyla gerçekleride ölülerle birlikte gömeriz. Sadece böyle ansızın ve birilerini töhmet altında bırakarak ölüp gitmekle kalmaz suçluluğumuz, yaşarsak da suçluyuzdur. Bir çiftçi olduğumuz için yada bir işçi, yada bir kadın, yada bir öğrenci.
Bize işaret parmaklarını kaldırıp; şişşşşt sus bakiiim, seni gidi halinden şikayetçi seniiii,diyerek koskoca adamlar olarak azarlandığımızda da hiç sormayız; altı üstü sen vekilsin bu bağırıp çağırman niye?
Seçmek, seçilmek, düşüncelerimizi ifade etmek, özgürlüklerimiz arasındadır. Üzüm fiyatlarının az olduğunu savunabiliriz. Ama hiç kimsenin; ‘ayağa kalk’ kimdir üzüm fiyatının azlığını söyleyen. diye bir hitabın affedilir yanı yoktur. İnsanın insan üzerinde üstün bir yanı yoktur, İnsanlarla insanlık arasına girmiş koltuklar vardır yanlızca, koltuğunuz sizi güçlü kılar,bu sayede babanız yaşındaki adamı partinizden kovabilirsiniz.
Ya da ne bileyim bir hafta içinde yolsuzluklarınızı açığa çıkarmanız gerekir, yada bir hafta içinde şerefsizliğinizi kabullenip duyurmanız... Kim ne isterse onu yapmalısınız.. Ama asla üzüm fiyatlarını sormamalısınız... Simit hesaplarıyla elde ettiğimiz koltuklarımızı üzüm hesaplarıyla kaybedemeyiz çünkü..
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, AYAĞA KALK, Sakarya!
