













Türkler kadar tuhaf bir millet yoktur. Onlar kadar kendini kaybetmiş, benliğine yabancılaşmış bir başka topluluk, arasanız da bulamazsınız.
Siz yüzyıllar boyunca bütün Ortadoğu coğrafyasına hükmedeceksiniz, batılılara üzengi öptüreceksiniz, daha sonra da bin parçaya bölünerek zalime boyun eğecek, öteki parçanızla ilişkinizi kesecek, yalnız başınıza, ulusunuzun büyük bir bölümünü dışarıda bıraktığınız bir ulus devlet kuracaksınız.
Atayurdunuz, binlerce yıldır kök saldığınız vatan toprağınız binlerce yıllık düşmanınızın kirli çizmeleri altında ezilecek, amcanızın, dayınızın, halanızın ya da teyzenizin çocukları, torunları kurşuna dizilecek, soyunuzun kadınlarının onurları çiğnenecek, erkekleri köleleştirilecek, özgürlükleri ve yaşamları ellerinden alınacak, siz de ulus devletinizin çatısı altında mutlu-mesut bir şekilde demokrasi hülyaları ile yaşayarak olanlara seyirci kalacaksınız.
1949 yılında Çinli işgalciler tarafından işgal edilen ve hala işgal altında olan Doğu Türkistan’dan söz ediyorum. Çinlilerin Şincan adını vererek “kendilerinin yapmaya” isminden başladıkları Doğu Türkistan’dan… Altmış yıl boyunca Komünist Çin Hükümeti tarafından göçürülen göçmen Çinli kitleler tarafından nüfus aritmetiği değiştirilen ve artık Türklerin azınlık durumunda olduğu Doğu Türkistan’dan…
Bilindiği gibi, geçtiğimiz Pazar günü patlak veren olayların sonucunda Doğu Türkistan’da, Çin’in resmi kaynaklarına göre 146, gayri-resmi ve nispeten daha güvenilir kaynaklara göre ise binin üzerinde Uygur Türk’ü yaşamını yitirdi. 1500’e yakın Uygur Türk’ü, olayları provoke etmek suçundan dolayı gözaltına alındı ve sayısız kimseden de haber alınamıyor. Müslüman Türklerin Cuma namazlarına gitmesi yasaklandı ve genç, yaşlı, kadın, erkek ve çocuk demeden acımasız bir “etnik temizlik” yapılıyor.
Kör göze parmak olsun tüm bu olanlar. Tüm bu vahşet, altmış yıldır esaret ve sefalet altında bulunan Doğu Türkistan’ı görmezden gelen taşlaşmış vicdanların bam teline dokunsun. Dökülen kardeş kanı, ardına bakmadan, koşa koşa ve hızla batılılaşmaya çalışan, ardında bıraktıklarını (şu ya da bu biçimde ve şu ya da bu nedenle) totaliter komünist rejimlerin ellerinde sefil bırakan Anadolu Türklerinin ciğerini kavursun. Gözlerden yaş yerine kan aksın, eller semaya utançla kalksın, analar-bacılar esir Doğu Türkistan için ağlasın. Toprak çatlasın utancından, atayurdun kan kokan karanlığı, dert olsun “aydınlanmış” bünyelerimize…
Batı, Müslüman Filistinlilere yaptığının aynısını Müslüman Uygur Türklerine de yapan, yani vahşeti görmezden-duymazdan gelen Batı, demokrasi götürsün Afganistan’a… Ortadoğu’dan petrol taşısın kanlı kursağına, kanlı tarihinin karanlık dehlizlerine hapsolsun her zamanki gibi… “Benden olan” ve “benden olmayan” diye ayırsın dünyayı, ses çıkarmasın kendisine temas etmeyen acıya, boğulsun kanla yoğurduğu hedonist medeniyetinin bencil çarkında…
Doğu Türkistan’dan söz ediyorum. Altmış yıldan beri esaret ve zulüm altında yaşayan ata toprağından… Sömürge haline getirilen ve köleleştirilen, insanlıklarından utanmaya zorlanan soydaşlarımızdan. Ekonomik kriz, memur zammı, beyaz eşya fiyatları ve ekmek parası ile dertlenenlerin, güven içinde, canlarından endişe duymadan televizyonlarının karşısında kardeşlerinin öldürülmesine ses çıkarmamalarından…
Kan akıyor Doğu Türkistan’ın bembeyaz topraklarında… Verimli pamuk tarlalarının beyazı kan kırmızı bir acıya dönüşmüş durumda. Sessizce beklemek bir utanç yaftası olarak takılıp kalacak boynumuza. AB üyesi Türkiye’nin müreffehliği acınası bir sessizlik ve kendini unutmuşluk üzerine inşa olacak. Çok ağlayacağız sonra, gözyaşlarımız hesap soracak zavallı kimliğimizden.
Biliyorum, çok ağır ve huzursuzluk verici bir yazı oldu bu… Yazanın kederini ve utancını okuyana bulaştıracak türden bir yazı… Bir parça isyan, bir parça sitem var bu satırlarda… Ama birileri söylemeli, söylenmesi gerekenin zerresini bile teşkil etmeyen bu sözlerin çok daha fazlasını söylemeli hem de... Söylemekle kalmamalı, haykırmalı yüzümüze ve can acıtan kelimeleri bir tokat gibi şaklamalı beyinlerimizde. Yoksa gizliden gizliye içimizi kemiren acı paramparça edecek benliğimizi… ve utançtan gözyaşlarımız bile akmayacak.
