Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@haberajans.com
Atatürk Devrimi’ne saldırmak!
05 Aralık 2008 Cuma 11:37

Deniz Baykal, İstanbul İl Örgütü’nün düzenlediği bir toplantıda türbanlı ve çarşaflı bayanlara Parti rozeti taktı. İl Başkanı Gürsel Tekin’in açıklamaları olayın, tesadüfen gelişen bir Parti’ye katılma olmadığını, planlandığını ve Parti’nin yeni bir “açılımı” olarak özellikle propaganda edildiğini ortaya koydu.

            Nitekim Deniz Baykal da sonraki günlerde Çarşafı, “Anadolu kadınının giysisi” olarak niteledi ve sahip çıktı.

            İstanbul’dan sonra CHP’nin Erzurum İl Örgütü de benzer bir katılım töreni düzenledi ve onlar da televizyon kameralarının önünde, çarşafa Parti rozeti taktılar.

 

KİMLER SEVİNDİ, KİMLER ÜZÜLDÜ  

            Herhangi bir değerlendirme yapmadan önce, değişik kesimlerin bu “açılıma” nasıl tepki verdiklerine nesnel olarak bakalım:

            Birinci kesim:

            Recep Tayip Erdoğan, Baykal’ı alkışladı ve “Dik dur” dedi, “sakın geri adım atma.”

            Bu konulardaki sivri çıkışlarıyla tanınan Bülent Arınç da Baykal’ı alkışladı ve “Bundan dolayı bir siyasi kazanç olacaksa o siyasi kazanç CHP’nin olsun” deme “alicenaplığını” gösterdi.
 Zaman, Yeni Şafak manşetleriyle Baykal’ı alkışladılar. Bu arada satır aralarına sıkıştırılan, “bütün bunların seçim yatırımı olduğu” türünden eleştiriler hep ikinci planda kaldı.

            İkinci kesim:

            Liboşlar da Baykal’ı alkışladılar. Türk burjuvazisinin; Batı’dan dayatılan “Ilımlı İslam”ı benimsemeye hazır kesimi, iktidar mevzilerini önemli ölçüde ele geçirmiş Ortaçağ güçleri ile bir uzlaşma yolu bulma gayreti içinde olan bu kesimi, Baykal’ın “açılımını”, “aranan uzlaşma bulundu mu acaba?” umuduyla alkışladı.

            Üçüncü kesim:

            Cumhuriyet mitingleriyle alanlara çıkan milyonlar, büyük bir hayal kırıklığı ile izlediler olan biteni.

 

TARİHİ YANILGI  

            1973 yılında CHP, MSP ile koalisyon kurarken dönemin Parti Başkanı Bülent Ecevit “tarihi yanılgıya son verdik” demişti. Ecevit’in “tarihi yanılgı” dediği, Cumhuriyet Devrimi’nin Ortaçağ ideolojisi ve kurumlarıyla yaptığı tarihi hesaplaşmaydı.

            Aslında “tarihi yanılgı” saptaması, CHP’nin nicedir Atatürk Devrimi’ne sırtını döndüğü gerçeğinin teorisinin yapılmasıydı. CHP, Atatürk’ün esaslarını belirlediği tam bağımsızlıkçı ve halkçı devrimci çizgiden, Avrupa Sosyal Demokrasisi çizgisine kaymıştı.

            Yarım yüzyıl önce hesaplaştığı Ortaçağ güçleriyle 1970’lerin ortalarında özeleştiri yaparak ortaklığa başlaması bu dönüşümün sonucuydu.

            Avrupa Sosyal Demokrasisi çizgisindeki CHP, Atatürk’ün CHP’sinin altı okunu teker teker bıraktı. Elde kalanların ise içi boşaltıldı.

           

            “Tarihi Yanılgı” Cumhuriyetin Ortaçağ güçleri ile hesaplaşması değil, tam tersine CHP’nin Cumhuriyet Devrimi’ne sırtını dönmesiydi.

 

            Nitekim Deniz Baykal da sonraki günlerde Çarşafı, “Anadolu kadınının giysisi” olarak niteledi ve sahip çıktı.

            İstanbul’dan sonra CHP’nin Erzurum İl Örgütü de benzer bir katılım töreni düzenledi ve onlar da televizyon kameralarının önünde, çarşafa Parti rozeti taktılar.

 

KİMLER SEVİNDİ, KİMLER ÜZÜLDÜ  

            Herhangi bir değerlendirme yapmadan önce, değişik kesimlerin bu “açılıma” nasıl tepki verdiklerine nesnel olarak bakalım:

            Birinci kesim:

            Recep Tayip Erdoğan, Baykal’ı alkışladı ve “Dik dur” dedi, “sakın geri adım atma.”

            Bu konulardaki sivri çıkışlarıyla tanınan Bülent Arınç da Baykal’ı alkışladı ve “Bundan dolayı bir siyasi kazanç olacaksa o siyasi kazanç CHP’nin olsun” deme “alicenaplığını” gösterdi.
 Zaman, Yeni Şafak manşetleriyle Baykal’ı alkışladılar. Bu arada satır aralarına sıkıştırılan, “bütün bunların seçim yatırımı olduğu” türünden eleştiriler hep ikinci planda kaldı.

            İkinci kesim:

            Liboşlar da Baykal’ı alkışladılar. Türk burjuvazisinin; Batı’dan dayatılan “Ilımlı İslam”ı benimsemeye hazır kesimi, iktidar mevzilerini önemli ölçüde ele geçirmiş Ortaçağ güçleri ile bir uzlaşma yolu bulma gayreti içinde olan bu kesimi, Baykal’ın “açılımını”, “aranan uzlaşma bulundu mu acaba?” umuduyla alkışladı.

            Üçüncü kesim:

            Cumhuriyet mitingleriyle alanlara çıkan milyonlar, büyük bir hayal kırıklığı ile izlediler olan biteni.

 

TARİHİ YANILGI  

            1973 yılında CHP, MSP ile koalisyon kurarken dönemin Parti Başkanı Bülent Ecevit “tarihi yanılgıya son verdik” demişti. Ecevit’in “tarihi yanılgı” dediği, Cumhuriyet Devrimi’nin Ortaçağ ideolojisi ve kurumlarıyla yaptığı tarihi hesaplaşmaydı.

            Aslında “tarihi yanılgı” saptaması, CHP’nin nicedir Atatürk Devrimi’ne sırtını döndüğü gerçeğinin teorisinin yapılmasıydı. CHP, Atatürk’ün esaslarını belirlediği tam bağımsızlıkçı ve halkçı devrimci çizgiden, Avrupa Sosyal Demokrasisi çizgisine kaymıştı.

            Yarım yüzyıl önce hesaplaştığı Ortaçağ güçleriyle 1970’lerin ortalarında özeleştiri yaparak ortaklığa başlaması bu dönüşümün sonucuydu.

            Avrupa Sosyal Demokrasisi çizgisindeki CHP, Atatürk’ün CHP’sinin altı okunu teker teker bıraktı. Elde kalanların ise içi boşaltıldı.

           

            “Tarihi Yanılgı” Cumhuriyetin Ortaçağ güçleri ile hesaplaşması değil, tam tersine CHP’nin Cumhuriyet Devrimi’ne sırtını dönmesiydi.

 

“TEK PARTİ DÖNEMİ” ELEŞTİRİSİ  

 

            Deniz Baykal, açıklamalarında “çarşaf açılımını”, “Tek Parti döneminin yasakçı anlayışına geri mi dönelim?” diyerek savunuyor.

            Atatürk dönemine, “Tek Parti iktidarının yasakçı dönemi” olarak bugüne kadar hep gericiler saldırdı.

            İlginçtir, “Çarşaf açılımı”ndan sonra şimdi Deniz Baykal da aynı ifadeleri kullanıyor. “Tarihi yanılgı” çizgisi sürüyor!

            Kılık Kıyafet Devrimi, Cumhuriyet Devrimi Kanunları arasında yer alır. Bu Devrim, bir yanıyla Türkiye’nin biçimsel olarak da Ortaçağ’dan kopuşu olarak görülebilir. Gerçekte ise yüzyılların yaşam biçimi ve düşüncesine ölümcül bir darbe vurmak anlamına geliyordu.

            Atatürk Devrimi’ni savunan Partilerin görevi, toplumu çağdaşlaştırmaktır. Çarşaflı ve Türbanlı bir vatandaş Parti’ye üye olabilir, ancak model olamaz.

            CHP ise türban ve çarşafın reklâmını yaparak model haline getirmektedir.

            CHP, bu sözde açılımı ile Anayasa Mahkemesi’nin; “türban” ve “AKP’yi kapatma” davalarında verdiği kararların gerisine düşmekte ve böylece Yüksek Mahkeme’yi de arkadan vurmaktadır.

            Çarşaf, çağdaş Türk kadınının giysisi değildir. Çarşafa sokulan kadın toplum hayatının, üretimin dışına itilmekte, köleleştirilmekte, ikinci sınıf insan haline getirilmektedir.

            Çağdaş Türkiye, çarşaflı, türbanlı kadınla kurulamaz.

 

AKP’LİLEŞMEK  

            Sorun türbanlı ve çarşaflı yurttaşların CHP’ye üye olup olmaması değildir. Hiç kimse Baykal’ı bundan dolayı eleştirmiyor.

            Sorun, bu vatandaşların çarşaflı ve türbanlı olmalarının, “Anadolu giysisi içindeki yurttaşlar” olarak propaganda edilmesi ve Cumhuriyetin “çağdışı” ilan ettiği bir giysinin, CHP yönetimi tarafından meşrulaştırılmasıdır.

            Daha önemlisi Çarşaftan yola çıkarak Atatürk dönemine, Türk Devrimi’nin büyük atılımlarına yapılan saldırıdır.

            Ve CHP bu tutumuyla, kendisine destek veren milyonların özlemlerine ters düşmüştür. Çarşaf açılımından sonra olan gelişmelere bakınız: Baykal ve CHP yönetimi kendi cephesi ile bir tartışma içine girdi.

            Cumhuriyet mitingleri ile alanlara çıkan milyonlar AKP’yi bıraktı, CHP’yi konuşuyor.

            CHP, türban ve çarşaf açılımı ile “Ilımlı İslam” diye tutturanlara bir göz kırptı. Bu tutumu, “Ilımlı İslam programını uygulamaya talip olmak” diye yorumlamak çok yanlış değildir.

            Çarşafa dolanan CHP, Atatürk Devrimi’ne saldırarak AKP’lileşiyor.

Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
elif sentürk
Yorum güzel
haklısınız paki nedir alternatif bu öenerilerinize?
06 Aralık 2008 Cumartesi 15:17
Muammer ERDENİZ
Yorum Seksenli yıllardan beri Umutla oy verdim, olmuyor.
Çocuklarımıza çağdaş bir Türkiye bırakalım diye umutla etkinlik anlarına göre Halkçı Partiye, SHP'ye DSP'ye CHP'ye oy verdim. Sürekli inatlaşma ve suni ayrılıklarla bu partiler bencilce bizleri böldüler. Suni ayrılıklar oluşturdular. Sürekli Atatürk Türkiyesinden uzaklaştık. Onbeş yirmi gün öncesinde de içimde umutlu bir heyecanla ulusalcı, milliyetçi bir vatandaş olarak ailem ile desteğimi verecektim. Ama CHP'nin son günlerde oluşturduğu tartışma ortamı çok mu gerekli idi? Fabrikalar kapanırken, iş bulma olanağı gittikçe zorlaşırken dış ülkeler ülkemizin onuru ile oynayarak iç işlerimize karışırken, kuruluşlarımız bir bir kapanırken, ABD bile ekonomik nedenlerden dolayı devletleştirmeye giderken özelleştirme girişimlerine karşı yetersiz kalınır mı? Sorunlara karşı elle tutulur çözümler üretilmez mi? Dibe vurmak üzereyken silkinmek gerekirken böyle bir konum oluşturulur mu? Sağlıklı çözümler üretmek varken, insanlar karşılıksız destek vermeye hazırlanırken böyle bir ortam yaratırsan yukarıdaki yazıyı da yazdırmak zorunda bırakırsın.
05 Aralık 2008 Cuma 22:18
Serkan Diktaş
Yorum Mütareke Basını Gibi
Yazdığınız yazı baştan aşağı doğru tanımlarla dolu. Ama bence zamanı biraz yanlış . CHP'nin çarşaf açılımını hepimiz eleştiriyoruz ama kendimize menfaat sağlamak adına bunu yapmıyoruz. Mütareke basını gibi, muhalefete muhalefet ediyorsunuz. Halk hala AKP zihniyetının tehlıeksinin farkında değilken siz CHP'yi yıpratıyorsunuz. Bence cok yanlış.
05 Aralık 2008 Cuma 15:35
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz?
Okul Sütü Projesini Doğru Buluyor musunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR