













Seni tanımadan önce, saman alevi gibi yanıp sönen dertlerim vardı. Ya şimdi, evet şimdi hayat sadece sen olunca; sarı, hintsarısı, limonküflü, sarışın tonlarda toz kaldırmadan koşan atlar verdiler emrime. Kalkıp gitmeyen bu sülümen tozlar, git gide acımı arttırdı ve aşk fermanımı okutturmadı kuşlara…
İçmeden mest eden badelerime ne demeli. Hâlbuki bu badeler beni Sitte-i Sevir dönemlerinde bile mahmur edememişti şimdi mest ettikleri kadar…
Evin, Kâbe gibi tavaf edilir oldu. Elime ok alıp gösterdim, tarafın oldum. Fanuslar güzelliğine laf getirmesin diye, falaka altına yattım. Tatlı bir dil için büyü yaptırdım, cennetin kokusundan vazgeçtim. Azığım kalmadı sürüden atıldım. Bütün bunları cemalini bir kere bile göremeden yaptım.
Ey Sevgili! Fark edince sevdamı, çalım, gurur bürümüş ipek simanı. Benim hiç görmediğim yüzünün güzelliğinin ne kıymeti var ki, sanem de olsan güzelliğe kırk günde doyulur derler. Ben senin ruhuna büyülenmişim. Ben senin lal eden gözlerine tutulmuşum.
Zaman, sonsuzluk sunmuş, lakin ben yine de sen de sen demişim. Kâinat senin gibi güzellerle dolu olsa, hepsi de bana verilmek istense, inan yine seni seçerdim. Çünkü sen benim ab-ı hayatımı veren, boynuma dolanmış yontma taşımsın.
Ey dilim! Seni dilim dilim dileyim. Dildârıma söz söylemek ne haddin! Sanemime gurur yükleyen dilime ben ne edeyim. Bu kadirbilmez ifadeler benden çıkarsa bin ağza yayılır. Sonra bir bakışa bile ömür boyu hasret kalınır. Tövbeler olsun! Ben seni seçmeye bile muktedir değilim. Çağrılmayan kalbe giren bir acubeyim. Gösterişini zül saymak bana zehir olsun… Zira ben bu aşkın ardından hâlâ annenin sübek vurduğu sabi gibiyim.
Tek kuvvetimdi sevebilme kudretim. Onu da sana verdim. Kapı kapı dolandım. Eşik eşik iz aradım. Dilim, kalbimin bestelerine eşlik etti. Para gibiydi handen, eğreti de dursa aksin ufak su gölcüklerinde… Ah bir bulabilseydim! Sıcacık olan bir dil istedim. Daha ne dileyeyim? Bütün bunlara rağmen tebdil – i mekân dedin uzaklaştıkça uzaklaştın, bir bakışını çok gördün.
Dilefgârım kimse anlamaz gamımı. Açım, doyamadım dilefrûzıma . Atlastan da olsa çulum, adam adamdır deyip bir kere de olsa bakmayan gözlerini, ben dilime vururken sen başımı kantara çektirdin.
Hamlaşacak kadar kavrulurken soğuk kış gecelerinde, aşkımı satılığa çıkardım. Değerini verebilen çıkmadı. Tekrar dirilmemeyi göze alamayan sahte âşıkların, ölmeyi taahhüt edebildiler sadece.
Ne olur ey Sevgili! Al gömlek gizlenemese de ben duvarların kulağını kestim. Gözlerini unutturdum tabiatın. Çakıl taşlarından yapılan dağımızda, güneşin önüne set çektim. Görünmeden tek bir kelam eyle! O kadar ki aşkım, şeytanla buğday ektim sırf senin buğday dilini görebilmek için…
Tebrikler
acemi__
Yoruma yorum