













Türkiye’nin yaşayan en büyük şairiydi. 5 Temmuzdan beri bilinci kapalı bir şekilde hastanede tedavi görüyordu. Tedavi gördüğü hastanede bizi bırakıp gitti. Son röportajını milliyete vermişti, “durumum iyi ama ne zaman taburcu olurum onu bilmiyorum” demişti. Tam manasıyla şiire adanmış bir ömürdü. Haybeye söylemedim bu sözü hakikatten şiire adamıştı kendini. 1950’de şiir yazdığı vakitleri subaylıktan çaldığını düşündüğü için, kıdemli yüzbaşı rütbesiyle askerlikten -ağlayarak- ayrıldı. Askerlikten ayrıldıktan sonra herkes için artık bir efsane olan “kitap” adlı kitapevini açtı. Vitrinin bir köşesine Karşı Duvar Dergisi adını vermişti ve 15 günde bir yeni şiirlerini asıyordu. Bu şiirler yüzünden karakola da düştü, şiirleri geç astığı için okuyucularından fırça da yedi. Öyküde yazmayı denemişti ama “duyumsamayı geciktirdiğini” düşündüğü için vazgeçti, kendini tamamıyla şiire verdi o Türk şiirini, şiirleri de onu büyütüyordu artık. Yayınevini kapattıktan sonra TDK’ye geçti. “Türkçem benim ses bayrağım” diyordu, bu amaca hizmet ediyordu, uzun yıllar TDK yönetim kurulu üyeliğini yaptı. Ama hiçbir zaman içindeki duygusal çocuğu öldürmedi. Aşktan da bahsetti, Atatürk’ü de yazdı, siyasette konuştu.
“gerçekleşen aşk düşleneni doldurmaz, hep dışarıda kalır, yarası gölgesinden çıkar, aşk birazda bu yüzden ölümle eş anlamlıdır. Mutlulukla biten aşka aşk denmez, ona ancak sevişme denir”
Ölümünden tam 40 yıl önceydi, ABD uluslar arası şiir formu her ülkede yaşayan en büyük şairi seçti. Yarışmanın Türkiye jürisi oy biriliği ile O nu seçti. Ve ömrünün sonuna kadar bu sıfatla yaşadı. Ömrü boyunca evlenmez. Arkadaşı Sait Faik buna son vermek ister ve kendi mahallesinden iki kız kardeşin evine davet edildiklerini söyler, tutar kolundan götürür. Yemekler şahane, kız kardeşler çok güzeldir. Gece biter, evden çıkarlar. Sait Faik sorar:
-Hangisini beğendin?
-Hiçbirini?
-Niye kızların ikisi de yaşına uygun.Ayrıca kızlar çok güzel, çok hamarat, çok hanımefendi.
Sözünü keser Sait Faik’in;
-İyi ki söyledin ya ikisi de çok hanımefendi kadın dediğin biraz or..pu olacak.
Uzun yaşamışsın diyenlere şiirinde cevabı vardı.
“Uzun yaşamışsın derler bana, bilmezler seni beklediğimi.”
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA da bıraktı bizi dostlar. İyi kalpli bir amcamızı daha kaybettik onun şiiriyle uğurlayalım onu.
Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
RAHMET
baŞımız Saolsun