













Aydınlanmanın ve Burjuva Demokratik Devrimlerin, Locke’dan Russo’ya kadar olan bütün düşünürleri, yönetenlerle yönetilenler arasında bir “Toplumsal Sözleşme” olduğunu ve bütün iktidarların, meşruiyetlerini bu toplumsal sözleşmeden aldıklarının teorisini yaptılar. Buna göre eğer bir iktidar söz konusu toplumsal sözleşmeye aykırı hareket ederse meşruiyetini kaybeder ve halkın o iktidara karşı “isyan hakkı” doğar.
CUMHURİYETİN TOPLUMSAL SÖZLEŞMESİ
Elbette bizde de bir “Toplumsal Sözleşme” vardır. Yüzyıl önce bir Kurtuluş Savaşı verdik ve bağımsız bir devlet kurduk. Bunun anlamı “Türkiye Türkiye’den yönetilir” ilkesinin bizim “Toplumsal Sözleşmemizin” temel ilkesi olduğudur.
“Osmanlı padişahına ve Müsliminin Halifesine isyan ederek” laik demokratik Cumhuriyeti” kurduk. Bu da “Sözleşmemizin” ikinci maddesi oldu.
Misakı Milli kararı, bizim “Sözleşmemizin” temel metinlerindedir ve en başında vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünden bahseder. Alın size üçüncü madde…
İnsanlığın uygarlık aşamasına yükseldiği dönemlerden bu yana hemen hemen bütün toplumlar için geçerli olan ve az çok istikrarlı bir toplumsal, siyasal hayat halinde yaşamanın ön şartı olan maddeleri burada ayrıca sıralamaya gerek yok.
Şimdi AKP iktidarının durumuna bakalım:
EŞBAŞKAN
Doğu Perinçek, Amerikan kaynaklarına gönderme yaparak 17 Şubat 2007’de Cumhuriyetten Leyla Tavşanoğlu’na “ABD’nin Tayip Erdoğan’ı geleceğin Başbakanı, Abdullah Gül’ü ise geleceğin Dışişleri Bakanı olarak hazırladığını” açıkladı.
Demek ki Türkiye, artık Türkiye’den yönetilmiyor ve ülkemizi dış merkezlerden yönetenler, bu gerçeği artık gizlemeye bile gerek görmemişler.
Tayip Erdoğan tam 35 yerde kameralar önünde Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinde görev üstlendiğini itiraf etti.
Yani Tayip Erdoğan, Toplumsal Sözleşmemizin en temel ilkesini çiğnediğini bağıra çağıra söylemektedir.
AYM KARARI
Laik demokratik Cumhuriyet ilkesinin çiğnenmiş olduğunu saptayan ise Anayasa Mahkemesi’dir. Anayasa Mahkemesi 2007 yılında bire karşı on oyla almış olduğu kararla AKP’yi, laik demokratik Cumhuriyet’e karşı eylemlerin odağı olduğuna karar verdi.
O günden bu yana geçen dört yıla yakın zaman içinde AKP, devletin bütün yasama, yürütme ve yargıda pekiştirdiği hakimiyetinin verdiği cüretle artık daha da pervasızdır.
MİSAKI MİLLİ
Türkiye AKP iktidarının gerçekleştirdiği açılımlar sayesinde bugün ülke sınırlarını ve milli birliğini tartıştığı bir noktaya gelmiştir. Yani Misakı Milli Kararının birinci maddesi ihlal edilmektedir.
EN BÜYÜK HAK
Emniyet ve yargı içine sızmış olan bir Çete’nin sahte belge üretmesi, yalancı tanık kullanması, ele geçirmiş olduğu gazete ve televizyonlar aracılığı ile bir yalan kampanyası yürütmesi sonucu bütün muhaliflerin en temel haklarının bile ayaklar altına alınması…
Yargısız infazlarla üç yılı aşkın bir süredir hiçbir somut suç kanıtı olmaksızın yurtseverlerin hapiste tutulması…
Ülke kaynaklarının iktidar sahiplerine ve yandaşlara, yasalar açıkça çiğnenerek aktarılması, 10 yıllık iktidar döneminde 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde ortaya çıkmış olan zenginleri arkada bırakan yeni zenginlerin türemesi…
Bu manzaralara, bırakın hukuk devletini, bir kabile toplumunda bile rastlanmaz.
Bugünkü iktidar, Cumhuriyetin Toplumsal Sözleşmesini A’dan Z’ye kadar ihlal etmiştir. Meşruiyetini kaybetmiştir.
Onun içindir ki Türk milletinin, meşruiyetini kaybetmiş olan AKP iktidarına karşı direnmesi en büyük “Hak”tır.
