













Bir gece...
Bir düğün gecesi...
Yer Mardin’in bir köyü...
Orada bir köy var uzakta dediğimiz köylerden biri...
İşte o köyün, onun gibi köylerin hiç de bizden uzaklarda olmadığını acı bir şekilde gördük...
Kadın, erkek, çoluk, çocuk, hatta doğmamış bebeklerin bile nasıl vahşice kafasız, kalpsiz, dinsiz, imansız kimselerce katledildiklerini bütün dünyayla birlikte izledik, gördük...
Ölenlere rahmet diledik, diliyoruz...
Failler yakalandı, dünyadaki cezalarını dünyada çekecekler...
Bu tarz olayların önü nasıl alınacak... Nasıl çözümler üretilecek, kim bu çözümleri üretecek...
“...Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” demiş M.Akif.
“ Allah’tan korkmuyorsan dilediğini yap”.
Tabii inanan bir insan Allah’tan O’nun sevgisini kaybetmek ihtimalinden dolayı korku duyar...
Hayatından dini ve dini düşünceyi, dinin vazettiği ahlak ve ahret anlayışı ile dünyadaki her fiil ve hareketinden dolayı öldükten sonra hesaba çekileceği inancını sıyırıp atan, bir kenara koyan ve bununla birlikte davranışlarına gelenek, örf kisvesi altında dini bir içerik yüklemeye çalışarak meşruiyet kazandırmaya kalkan insanlardan daha tehlikeli kim vardır...
İslamiyet’te kan davası gütmek yoktur...
Bir vatan savunması, milletçe topyekûn savaş hali dışında cana kıymak yoktur...
Savaş hali olsa bile bir ağacı kesmek, ormanı yakmak meşru değildir...
Bunları bizlere Cuma vaazlarında kıymetli din görevlileri anlatmaktalar... Kitap okumayı sevmeyen bir toplum olsak da bunları bilmeyenimiz de yoktur...
İnsanımızın eğitim eksiği olduğu kesindir... Bunda herkes hem fikir... Ancak bu eğitim nasıl verileceği ve neleri içereceği belli değildir...
Herkesin başına bir polis koyamazsın. O halde vicdanlı, merhametli, ahlaklı insanlar yetiştirmek gerekmez mi?
Biz toplum olarak neler duyduk neler gördük nelere alıştık alıştırıldık...
Ne olur bilgisizliğe, cahilliğe, eğitimsizliğe, duyarsızlığa, hissizliğe, vurdumduymazlığa, adam sendeciliğe... Alışmayalım...
Gözlerimizin önünden geçip giden olaylar hakkında düşünelim, ellerimizin arasından akıp giden kendimize ve milletimize ait zenginliklerimiz ve fırsatlarımız hakkında düşünelim...
Düşüncelere saygı duymakla birlikte her şey hakkında düşünce temelli kendi fikrimiz olsun...
Baksanıza oradaki ortamı çok iyi bildiği aşikâr olan Mardin Valisi ’nin bir televizyon programında “
Mardin gerçekten bir hoşgörü kenti...” demesine rağmen kız çocuklarının ayrı okutulması önerisinin başka mecralara çekilmek istenmesini de anlamak mümkün değil...
Hayatında “Absürt şeyler” duymak istemeyen aydınlar, sanatçılar olabilir ancak sorunların çözümünde hiç de sıradan olmayan bu insanların tecrübelerinin bir anlamı yok mudur?
Bu ülkenin gerçek aydınları galiba bürokratlar...
