













ABD’de patlak veren konut krizinin bir türlü kontrol altına alınamaması ve gün geçtikte daha tehlikeli bir pozisyona sürüklenmesi, tüm dünyayı korku dolu bir bekleyişe mahkûm etmiş durumda. 2008 yılında toplam dokuz bankanın iflas ettiği ABD’de 117 bankanın daha iflasın eşiğinde olduğu konuşuluyor. 158 yıllık bir tarihi olan dev yatırım bankası Lehman Brothers iflas etti. Diğer bir dev Merrill Lynch, Bank of America tarafından satın alındı ve American Insurance Group’un da ABD’nin merkez bankası konumundaki FED’den 40 milyar dolarlık kredi talep ettiği biliniyor.
George W. Bush hükümetinin, iflasın eşiğinde olan şirketlerin kurtarılabilmesine yönelik olarak kongreden talep ettiği 700 milyar dolarlık bütçenin, dünyanın jandarmasının ekonomik çöküşünü durdurup durduramayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Amerika’nın ekonomik anlamda dibe vurup vurmayacağı henüz belli değil, fakat mortgage devlerine el konulması, Amerikan ekonomik sisteminin çöktüğünü gösteriyor. En azından, ABD ekonomisinin temelini oluşturan ekonomik liberalizmin yara aldığını söyleyebiliriz.
[1989 yılında yayınladığı Tarihin Sonu mu? başlıklı makale ile liberal demokrasinin insanlığın ideolojik evriminin son noktası ve nihai insani hükümet biçimi olarak tanımlayan ve Tarihin Sonunu ilan eden Francis Fukuyama’nın tuhaf teorisinin de bu ekonomik krizden olumsuz etkileneceğini söylemeye bilmem gerek var mı?]
Peki, başkanlık seçimlerine çok kısa bir süre kalmışken ABD’de meydana gelen bu devrimsel değişiklikler, başkanlık seçimini etkiler mi? Etkileyeceği elbette kesin, sorumuzu şöyle soralım o zaman: ABD’deki finansal kriz başkanlık seçimlerini nasıl etkiler?
Bilindiği gibi, Cumhuriyetçi aday John McCain’in Alaska Valisi Sarah Palin’i başkan yardımcısı adayı olarak seçmesinden sonra anketlerde Cumhuriyetçiler lehine değişiklikler olmuştu. Bu değişikliklerden hareketle, genç bir yardımcı adayı seçen McCain’in, Barack Obama karşısındaki eksikliğini bu şekilde tamamladığı ve anketlerin uzun zamandır gösterdiğinin aksine, ipi göğüsleyebileceği yorumları yapılmıştı.
Fakat finans krizinin ardından yapılan anketlerde, Obama’nın yeniden öne geçtiği görüldü. Bu bağlamda, ekonomik krizin Demokrat aday Obama’nın işine yaradığı ve Bush hükümetinin devamı olarak algılanan McCain’in şansını iyice zora soktuğu şeklindeki düşünceler arttı. Bu düşünceler, her iki adayın da ekonomik kriz ile ilgili açıklamaları ile giderek güç kazanıyor ve siyahî adayın yenilikçi yaklaşımının seçmen kitlelerini etkileyeceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Amerikan halkını umutsuzluğa sürükleyen ekonomik kriz ile ilgili olarak McCain, Amerikan ekonomisinin çok güçlü olduğunu ve üstesinden geleceği bu krizden sonra, ilerideki günlerde her şeyin rayına gireceğini söylerken [ki bunun son derece muğlâk, yetersiz ve tatmin edicilikten ne kadar uzak olduğunu söylemeye gerek yok] Demokrat Parti’nin siyahî adayı, ABD’nin kuşaklardır gördüğü bu en ciddi kriz, bize eş dost kapitalizmi ile her türlü piyasa düzenlemesini akılsızca, gereksiz gören ekonomi felsefesinin hatalı olduğunu sarsarak hatırlattı diyerek ekonomik anlamda yeni bir politika izleyeceğinin izlemini vererek rakibine fark atıyor. Bu durumda ABD’nin başını ağrıtmayı sürdüren finansal krizin Obama’nın oylarını arttıracağını ve ona başkanlık yolunu açacağını söyleyenlerin düşüncesi daha akla yatkın gözüküyor.
Fakat bu şekilde düşünmeyenler de var. Mesela The Guardian gazetesinin 18 Eylül 2008 tarihli nüshasında ABD Seçim Öncesi Korkuya Teslim başlıklı bir makale yayınlayan Timothy Garton Ash, makalesinde, Amerikalıların, başta ekonomik kriz olmak üzere Yemen’deki ABD Büyükelçiliğine saldırı düzenlenmesi ve Ike Kasırgası’nın çok ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açması gibi birtakım faktörlerin etkisiyle kendilerine karşı bir komplo düzenlendiğini düşünmeye başlayabileceğini ve bu durumun yaratacağı ulusal korkunun, Cumhuriyetçi aday McCain’in oylarını arttırabileceğini düşünüyor.
Amerikalıların böyle bir korkuya kapılması halinde belki Ash’in iddiaları dikkate değer olabilir, çünkü sürekli olarak Amerika’nın düşmanlarından söz eden neo-con destekli Bush Hükümeti’nin devamı niteliğinde olacak olan olası bir McCain Hükümeti’nin de aynı düşman eksenli iç ve dış politikayı sürdürmesi bekleniyor. Fakat Amerikalıların bu tür bir korkuya kapılmaları için hiçbir neden yok, üstelik Amerikan rüyasının yarattığı lüküs hayat temelli dünya görüşü de ekonomik çöküş korkusunu her korkunun üzerine koyuyor. Bundan dolayı Ash’ın düşünceleri bana biraz zorlama gibi görünüyor. [Cumhuriyetçi propaganda unsuru olabileceği ihtimalini de göz ardı etmemek lazım.]
Sonuç olarak denebilir ki, Amerikan piyasalarını sarsan finansal kriz, başkanlık seçimlerini Demokrat Parti’nin siyahî adayı Barack Hüseyin Obama’nın lehine etkileyecek gibi görünüyor. Eğer Amerikan halkını tüm bunların bir düşman komplosu olduğu yönündeki bir düşünceye sürükleyecek yeni gelişmeler [yeni bir 11 Eylül gibi] olmazsa tabi…
11 eylül...