Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Al sana siyah Türk
28 Ekim 2010 Perşembe 11:13
Siyah Türk.
Beyaz Türk.
Pek moda bu aralar.
*
Dinci siyasetçiler kendini zenci
ilan ediyor, rakiplerini beyaz olmakla suçluyor. Tarikat ve cemaatlerin
de, aslında, siyah Türklerin sivil toplum kuruluşu olduğu iddia
ediliyor.
*
Beyaz Türk’ten kasıt, eğitimli, zengin, burnu
büyük kokoşlar... Siyah Türklerin ise, yer sofrasında bulgur kaşıklayan,
ezilmiş garibanlar olduğu varsayılıyor.
*
Dolayısıyla, fakir fukaranın gözüne şirin görünmek için
“siyahi maske”ler takılıyor, parmağına kuru soğan büyüklüğünde pırlanta takanlar
“çakma siyah” pozlarına bürünüyor.
*
Halbuki, bu ülkenin orijinal siyah’ları var...
Ve hepsi, Türkiye’nin modern, aydınlık yüzü.
*
Esmeray
mesela... Avni Dilligil, Muammer Karaca, Haldun Dormen, Nedim Saban
tiyatrolarında oynadı, sinema filmlerinde, televizyon dizilerinde rol
aldı, bugün bile hâlâ ezbere bildiğimiz şarkıları söyledi.
Tarikat-cemaat işlerinde hiç görmedim ben rahmetliyi.
*
Sait
Sökmen, Devlet Opera ve Balesi’nin baş baleti, ilk Türk koreografı,
Devlet Tiyatroları Çağdaş Dans Grubu kurucusu, bale öğretmeni,
yönetmen...
Hani yer sofrası?
*
Sibel Sürel, İstanbul
Devlet Opera ve Balesi’nin baş balerini... Kuzgun Acar, heykeltıraş,
çağdaş Türk heykelinin tartışmasız öncülerinden... Tuğçe Güder, best
model of the world.
*
Sadri Usuoğlu, Beşiktaş’ın efsane
kalecisi, Robert Kolej mezunu, futbolun yanı sıra basketbol oynadı,
1936’da Yunanistan’la yaptığımız ilk basketbol milli maçında ilk
5’teydi, 1936 Berlin Olimpiyatları’na katıldı, Beşiktaş’ın ve A Milli
Futbol Takımımızın teknik direktörü oldu. Beşiktaş’a armasında
ay-yıldız, yani Türk bayrağı taşıma onurunu, o kazandırdı.
*
İstersen albino ol... Ben ak’ım demekle ak olunmuyor, asıl bu saydığım isimler memleketin yüz ak’ı.
*
Melis
Sökmen, jazz, soul, blues... Mustafa Olpak, Tariş direnişine katıldı,
sağcılar tarafından kurşunlandı, vuruldu, 12 Eylül’de içeri tıkıldı,
aktivist, yazar... Yasemin Esmergül, sinema ve ses sanatçısı... Tuncay
Vural, Türkiye dans kralı, gym eğitmeni... Defne Joy Foster, vj.
*
Hadi
Türkmen, Fenerbahçe’de yöneticilik, Futbol Federasyonu’nda Asbaşkanlık
yaptı, bugün Türkiye’de ampute futbol oynanıyorsa, onun sayesinde...
Mustafa Yıldız, iki defa Kırkpınar Başpehlivanı oldu... Ömer Besim
Koşalay –sporcuyum diyenler sporcu görsün- İstanbul güreş şampiyonu
oldu, futbola geçti, Galatasaray’da sol açık oynadı, atletizme geçti,
bismillah, 1500 metre Türkiye rekorunu kırdı, sonra, 6 ayrı mesafede 29
Türkiye rekoru kırdı, 1924 Paris Olimpiyatı’nda ve 1928 Amsterdam
Olimpiyatı’nda milli formayla koştu, gazeteciliğe geçti, 1936 Berlin
Olimpiyatı’nı Cumhuriyet gazetesi muhabiri olarak takip etti,
Galatasaray’da yöneticilik yaptı, 1924’te Türkiye’ye eşofman getiren ilk
Türk olduğu için, bugün hâlâ, onun adına Kırmızı Eşofman Kros
Yarışmaları düzenleniyor.
*
Çakma siyah... İyi oku!
*
Dursune
Şirin, Türk filmlerinin unutulmaz Bacı Kalfa’sı... Oğlu, İbrahim Şirin,
Türk sanat müziği sanatçısı, tiyatrocu... Arzu Bekiz, dansçı... Ali
Tınaz, hemşerim, BBG Ali olarak tanıdınız onu, animatör, fitness
eğitmeni... Mansur Ark, müzisyen... Ahmet Turgutlu, sinema afişlerine
soyadıyla değil, lakabıyla yazılan, bakkal, polis, kötü adam, manav gibi
üçüncü rollerle devleşen, Yeşilçam’a adını kazıyan Ahmet Kostarika...
Neşe Sayles, BKM Mutfak Ekibi’nde yer alan genç yeteneklerden... İhsan
Küçüktepe, nostaljik Türk filmlerinin bir başka unutulmazı, namı diğer,
Çitlenbik İhsan.
*
Yedi enstrüman çalan, Atatürk Kültür
Merkezi Opera Müdürlüğü yapan Cenk Sökmen... Dalaman’ı Dalaman yapan
adam, Musa Siva -hangi tarikattan bahsediyorsun- iki dönem CHP, bir
dönem SHP, üç defa belediye başkanı oldu, son seçimde gene CHP’nin
adayıydı.
*
Vahap Özaltay, İzmir’in gururu... İşgal
başlayınca Anadolu’ya geçti, Mustafa Kemal’in yanında milli mücadeleye
katıldı, Galip Hoca lakabıyla Ege dağlarında efeleri örgütleyen Celal
Bayar’ın yanında Yunan’a karşı vuruştu, memleket kurtuldu, atletizme
başladı, 1932 Balkan Oyunları’nda 4 çarpı 400 bayrakta milli formayı
taşıdı, Altay’da futbol oynadı, soyadı kanunu çıkınca Altay sevgisinden
Özaltay soyadını aldı, milli takıma İzmir’den seçilen ilk futbolcu oldu,
Fransa’ya Racing’e transfer edildi, öyle şık kafa golleri vardı ki,
Fransızlar ona “le tete de Turc”, yani “Türk kafası” lakabını taktı,
Ordu Milli Futbol Takımımızın teknik direktörü oldu, dünya şampiyonu
yaptı. Alsancak’ta Vahap Özaltay Meydanı var ya... İşte o.
*
200
bin civarında orijinal siyahımız var; mühendis, doktor, eczacı, hepsini
buraya sığdırabilmem imkansız, tadımlık verdim... Şuralardan gelmişler,
şu tarihte gelmişler filan, merak bile etmezler, özbeöz, ne mutlu
Türküm diyene’dir onlar, hatta köylerde ikamet edenleri Yörük Türkçesi
konuşur... Çağdaş yaşamın kaleleri, İzmir, Muğla, Edirne, Mersin
civarında ağırlıklı yaşarlar. İzmir’de dernekleri var. Hıdrellez, Nevruz
gibi, baharı müjdeleyen günü kutlarlar, Dana Bayramı, komşularını da
alıp, piknik yaparlar. Geçenlerde belgesel için röportaj yapmışlar,
şöyle diyordu bi tanesi:
“Bir Afro-Türk için İzmir’de yaşamak,
rahat, kolay, mutlu ve onurludur, İstanbul’a gittiğimizde bizi kaçak
göçmen zannedebiliyorlar!”
*
Onlarla büyüdüm ben.
*
Benim
canım kırtikozum, yani anneannemle komşuydular çünkü, Çimentepe’de...
Giritlilerle birlikte otururlar, kız alıp verirlerdi, etle tırnak
olmamız ondan... En yakın çocukluk arkadaşlarımdan biri, Mavro
Mustafa... Eşrefpaşa, Beştepeler, Kako, Kadifekale, altını üstüne
getirirdik. Bizimkiler Rumca
“siyah” anlamına gelen
“Mavro”
diye severdi onu... Onun ailesi de, özellikle yaz bitimi Çeşme’den
döndükten sonra Kenyalı’ya benzediğim için, Giritçe-Türkçe karışımı,
“arapaçimu” diye okşarlardı başımı.
*
Beni büyüten de siyah.
*
Anasız-babasızdı
Muazzez teyzem, İstanbul Çocuk Esirgeme’de büyümüş, okutulmuş, hemşire
olmuş, evlenmemiş, Zeynep Kamil’de çalışmış, emekli olduktan sonra
İzmir’e göçmüş, Alsancak’ta zengin ailelerin bebelerine dadılık
yapıyordu. Annemin arkadaşıydı. Evde doğdum, ele gelinceye kadar, çocuğa
nasıl bakılır, yemesi içmesi nasıl disipline edilir, aşı filan,
öğretmiş anneme... Sonra, hemşireliği döneminde bulduğu akrabalarının
yanına, İstanbul’a göçtü, rahmetli oldu. Bütün bebeklik fotoğraflarımda
kucağındayım.
*
Offf of.
*
Biraderim Mavro
Mustafa, herkes okudu ama, bu mektup Hürriyet eliyle sana... Kısmetse
oradayım yılbaşında, mesela saat 10’da, buluşalım Kordon’da, bakarsın
n’olacak bu tarikatçılarla memleketin hali diye laflarız, iki tek
atınca...
Çipuraları hazırla.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...