Hanefi Avcı muhafazakâr kesimde demokrasi kahramanı olarak görülürdü. Ancak son kitabı Ak Parti hükümetinde “
Sırası mıydı şimdi referandum öncesi?” mırıltılarına neden oldu...
Hanefi Avcı, Ankara’da kimsenin hafife aldığı bir bürokrat değil. Tanıyanlar, ciddi bir entelektüel birikimi, emniyet teşkilatında vicdani bir ağırlığı olduğunu bilir.
Ama “Haliç’te Yaşayan Simonlar” kitabıyla Türkiye’yi sarsan emniyetçinin, muhafazakar çevrelerde ayrı bir hayran kitlesi vardır. Buna AK Parti kurucuları ve Fethullah Gülen cemaati de dahil bir çok muhafazakar 28 Şubat’ta antidemokratik uygulamalara karşı çıkan kahraman, demokrat polis olarak görür onu. İsmi AKP iktidarında dönem dönem değişik makamlar için gündeme geldi. Abdullah Gül’den Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e kadar bir çok siyasinin eskilere uzanan bir muhabbeti vardır Avcı’yla.
Genelde hükümet cenahında kolay kontrol edilemeyen, “bağımsız” bir figür olarak görünse de samimiyetine inanılır.
İşte bu yüzden Avcı’nın fenomen kitabı hükümet açısından kolay lokma değil.
Hükümetin kitapla ilgili sessizliğini nasıl okumak lazım? Benim görüştüğüm isimlerden edindiğim izlenim, genelde
“Sırası mıydı şimdi referandum öncesi” gibi bir hoşnutsuzluğun hakim olduğu yolunda. “Ne gerek vardı şimdi? Biz bunları kendi aramızda halletseydik...” gibisinden bir tutum.
Konuştuğum kimse çıkıp “Bunlar saçma sapan iddialar” demedi. Telefon dinlemelerdeki keyfiyetin her anlamda sıkıntılı olduğu, emniyetteki bazı güçlü grupların kritik soruşturmaları yönlendirdiği, medyaya servis ettiği, bu durum şu anda AK Parti’nin siyasi düşmanlarını hedef alsa da uzun vadede devlet disiplini açısından sıkıntılı olduğu, iktidar partisinin bir çok üyesi tarafından zaman zaman kulağıma fısıldanmıştı.
Dün Ruşen Çakır Vatan’da üst düzey bir AKP’linin kendisine 2007’de (cemaat ve TSK ile ilgili) “İki taraf da çok şiddetli bir siper savaşı yürütüyor ve her ikisi de bizi kum torbası olarak kullanmak istiyor” dediğini yazdı. Benzer ifadeleri, “Bizim bu işlerle alakamız yok” laflarını geçmişte ben de çok duydum.
Ancak son dönemlerde bu sözleri duymaz oldum nedense. Artık Ankara’da olmadığım için mi yoksa iktidar ve cemaat arasındaki çıkarlar daha fazla örtüştüğü için mi?
Gerçek şu ki, 2008’de Ak Parti’yi kapatma denemesi, iktidardaki bir çok ismi daha keskin bir mücadele içine soktu. Ayakta kalmak için geçmişte uzaktan bakmakla yetindikleri “derin” yapıya karşı mücadele vermek gerektiğine inandılar. Özgüven yükseldi.
Aaaa, yapınca oluyor, kutsal ineklere dokununca dünya başımıza yıkılmıyormuş, dediler. Emniyet bu anlamda bir can simidi haline geldi; onlar da bu rolü üstlendiler.
Bana göre gittikçe daha geçişken, bir yapı, kader birliği var cemaat ve iktidar arasında. Referandumda “Evet” çıkmasından Balyoz’un davasına, Internet andıcından YAŞ’ta kimin nereye geleceğine kadar hükümetin arzuları ve cemaatin refleksleri örtüşüyor.
Bu yüzden ben sık sık spekülatif bir biçimde dile getirilen “büyük kopuş” teorilerine inanmıyorum. Cemaat ve AK Parti arasında 2007’de, ardından 2008’de, 2009’da ve en son Mavi Marmara olayı nedeniyle “büyük kopuş” yaşanacağı iddia edildi. Hiçbir zaman olmadı. Tam tersine aradan geçen dönemde farklılıklar, kadrolar ve projeler bütünleşti. Kuşkusuz bazen karşılıklı hoşnutsuzluk olabiliyor. Ancak ortada ortak bir vizyon, belli bir disiplin ve “beraber yürüdük biz bu yollarda” durumu var.
Karşımızda 12 Eylül’deki referandum, ardından 2011 seçimlerini “ölüm kalım” mücadelesi gibi gören bir iktidar var. Üst düzey bir emniyet müdürünün çıkıp, “Ben bu konuları defalarca üstlerime şikayet ettim, bir şey yapmadıklarını görünce kitap yazdım” demesi, doğrudan hükümetin siyasi otoritesini sarsan bir durum.
Doğru Avcı’nın iddialarını göz ardı etmek adli açıdan bile mümkün değil. Bir soruşturma olacaktır. Ancak iktidarın bu kitaptan hoşnut olduğunu sanmıyorum. Yoksa bu sessizliği başka türlü okumak mümkün mü?
Köşe yazarlarından ilginç Avcı analizleri
Ruşen Çakır (Vatan): “Cemaat artık bir an önce şeffaflaşmalıdır. Avcı bazı isimler veriyor. Bu kişiler neden ortaya çıkıp iddialara cevap vermiyor. Cemaat prikolojik savaş yöntemleri kullanıp kamuoyu oluşturma alışkanlıklarını terk edip demokrasinin evrensel ilkelerine uygun, özgür, sivil, çoğulcu bir diyalog ortamına katkıda bulunmalı ve hesap vermekten kaçınmamalıdır.
Fatih Altaylı (Habertürk) “Bu devi biz yarattık. Biz derken, cemaatle ilgili muhalif yazılar yazan, gücüyle ilgili abartılı yorumlar yapan bizler. Bunları yazdıkça cemaat bir çekim merkezi oldu. Olmayanlar bile kendilerini cemaatten göstermeye başladılar. (...) Benden söylemesi Avcı’nın kitabı cemaati daha da güçlendirecektir.
Cüneyt Ülsever (Hürriyet): Kim “yok etmek” için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Avcı’nın kitabı ile cin bir kez daha şişeden çıkmıştır, akıl ve vicdanları ikna edecek sonuçlara ulaşmadan cin tekrar şişeye dönmeyecektir.
Soli Özel (Habertürk): “İki noktayı önemsiyorum. Birincisi Avcı’nın kendisiyle hesaplaşması. Türkiye gelenekleri içinde bu türden vicadani hesaplaşmalar, bunların zihinsel dönüşümlere etkileri pek sık görülen işlerden değil. İkincisi Türkiye’de tanık olduğu sorunların müsebbibi olarak dış güçleri görme kolaycılığını reddetmesi.”
Hanefi Avcı gazetede yok, Twitter’da var
Memlekette artık bir Hanefi Avcı fenomeni var. Beşiktaş pazarında patlıcan ve biberler arasında yığılmış korsan baskı kitaplar. “Geldiiii, geldiii Hanefi Avcı’nın kitabı geldi.”
Şaka değil. Facebook’da Hanefi Avcı adına açılan bir sayfa (kendisinin yönettiğini bile sanmıyorum) kısa zamanda 7 bin üyeyi aştı. Bir anda beliren Avcı hayranları, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kitabı ya da fotokopisini arıyor. Twitter, dediklerine göre, yıkılıyor.
Kim ne derse desin, efsanevi emniyetçinin bomba kitabı, insanların siyasetten fena halde bunaldığı Ağustos sıcağında gündem yaratmış durumda.
Peki ya medya? İlginçtir ki merkez medya kitap çıkalı beri bir suskunluk içinde. Türkiye’nin ciddi gazeteleri büyük ölçüde bu kitabı yok farz ediyor, en iyi ihtimalle kitapla ilgili haberleri iç sayfalara gömmeye çalışıyor.
İlginçtir ki Zaman gazetesi konuya hiç girmezken, İngilizce yayınlanan Today’s Zaman birkaç gündür Avcı’nın iddialarına karşı analizler yayınlıyor. Keşke Zaman da o yazıları çevirip bassa, en azından başını kumma gömmemiş olur.
Neyse ki Milliyet ve bir kaç gazete ve İnternet sitesi son günlerde habercilik refleksi gösterip iddiaları ciddiye aldı da Türk medyasının namusu biraz kurtuldu. Cumhuriyet ideolojik nedenlerle zaten konuya hemen daldı. Diğer büyük gazetelerde Avcı olayını sadece köşe yazılarında bulabilirsiniz. Onun dışında tıs yok.
İlahi, diyorum! Ondan sonra da oturup insanlar niye gazete okumuyor bu memlekette diye kafa yoruyoruz. 2010 yılında, 20 milyon IP adresinin bulunduğu, gençlerin çoğunun haberlerini internetten aldığı, Facebook’un patlama yaptığı bir ülkede, sanki eski SSCB ya da İran gibi kapalı bir rejimde yaşıyormuşuz gibi bomba bir siyasi haberi görmemek, gizlemek, yok farz etmek mümkün mü? Twitter çağında bilgiyi engellemek İran’da bile mümkün değil artık!
Ben demiyorum ki gazeteler Avcı’nın iddialarını alıp ballandıra ballandıra tefrika yapsın. İsteyen haber yapsın, isteyen ciddi argümanlar ortaya koyup karşı çıksın. Gazeteciler otursun bu iddiaları araştırsın ya da çürütsün.
Ama gerçek şu ki, bu çağda “görmezden gelme” politikasının başarı şansı yok. Bu tutum Avcı’nın kitabını değil, sadece medyayı “marjinalleştirir.”
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR