













Bir biri ardınca patlayan Ortadoğu “devrimleri” dünyada büyük bir heyecan dalgası yarattı. Evrensel demokrasinin 20. Yüzyıl boyunca yarattığı değerlerle tanışmak, Ortadoğu halklarına ancak 21. Yüzyılda nasip olabildi.
Geride bıraktığımız koca bir yüzyıl boyunca demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanında “kural koyucu” rolünü üstlenen Batı, Arap halklarının 3. Ligde çile çekmesini “emperyal fırsatlar” açısından değerlendirdi.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sayısız kuşak, petrol ve “stratejik çıkarlar” uğruna gözden çıkarıldı. Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Mübarek, Libya’da Kaddafi rejimleri, Suudi Arabistan’daki rejim, Batı ile öpüş kokuş ilişkiler içerisinde onlarca yıl hüküm sürdü.
Petrol gelirleri paylaşılabildiği, stratejik çıkarlar korunabildiği ölçüde “ilişilmeyen” diktatörlükler varlıklarını bugüne kadar Batı desteğiyle sürdürebildiler.
Petrolün galonu, insanın kanından daha değerli oldu hep…
Bütün bunlar olup biterken biz nerede duracağız?
Elbette akıl ve vicdanın buluşma noktasında!
Eli kanlı diktatörlerin devrilmesi için sokaklara dökülen halklarla dayanışacağız. Ama on yıllardır bu diktatörlerin semirmesine, halklarını sömürmesine destek verenlerin şimdi özgürlükler havarisi kesilerek bu ülkelere “demokrasi ithal etme” girişimlerine de karşı çıkacağız. Zira o “ithalatın” envanterini Irak’ta, Afganistan’da fazlasıyla görme fırsatımız oldu.
Darfur’da, Halepçe’de, Irak’ta, Afganistan’da “sivillerin katledilmesini” serinkanlılıkla izleyen “uluslar arası toplumun” Libya’ya müdahale konusundaki iştahının ardında yatan ikiyüzlülüğü teşhir etmek gerekiyor.
Dünyaya soldan bakanların derin bir kafa karışıklığı içerisinde olmaları ve diktatörlere karşı ayaklanan halkları coşkuyla alkışlarken, ABD güdümlü BM’nin ikiyüzlü operasyonlarını suskunlukla geçiştirmeleri; hatta daha da hazini, “gizlenmeyen işgal niyetlerini” özgürlük operasyonu olarak alkışlamaları ibret verici...
Emperyalist işgaller ve işgal girişimleri karşısındaki tutumlar turnusol kâğıdıdır. Halkların özgürlük taleplerini desteklerken, emperyalist işgal girişimlerine karşı çıkmadığınızda hayatınız boyunca yazıp çizdiğiniz, söylediğiniz her şeyi sıfırlamışsınız demektir.
Öyle bir akıl tutulması yaşanıyor ki, şirazesi kaymış bir siyasal ortamda topyekûn bir zırvalama noktasındayız. Türkiye’deki kimi entelektüellerin yazıp çizdiklerine baktığımızda insan “bu kafayı yapmak için ne kullandıklarını” sormadan edemiyor.
Bakıyorsunuz arkadaş Tahrir’deki halk isyanıyla coşarken BM’in ikiyüzlü müdahalesine alkış tutabiliyor.
Bakıyorsunuz Japonya’da deprem sonrası yaşanan nükleer felakete rağmen Türkiye’de neredeyse tüm bir Akdeniz coğrafyasını etkileyecek nükleer santral girişimine destek veriyor.
Arkadaş “zorunlu askerliğe hayır” demiyor da oturup ciddi ciddi bedelli-bedelsiz, sağından solundan budanmış askerliği tartışıyor.
Burnunun dibindeki Kıbrıs’ta yaşanan kepazeliği dert edinmeyip on binlerce insanın sokağa dökülmesini küçümserken, millerce ötedeki Arap coğrafyasıyla gaza geliyor.
Kendi topraklarında 40 bin insanın katledilmiş olmasına, dört bir yandan toplu mezarlar fışkırmasına dair kelam etmiyor ama Kaddafi’nin ayaklanmayı bastırma yöntemlerini BM’in Libya’ya müdahalesi için bir gerekçe sayıyor.
Kürt sorununun çözülmesine yönelik tüm adımları kuşkuyla karşılıyor, üniter yapının parçalanması olarak görüyor. Hükümeti daha radikal bir çözüm sürecine zorlamak yerine kanı durdurma girişimlerini ihanet olarak değerlendiriyor.
Darbecilerin, Ergenekoncu suç örgütünün yargılanmasını “sivil darbe” olarak görüyor ama 12 Eylülcüleri bir türlü yargı önüne çıkartmayan hükümetin karşısına dikilip hesap sormuyor.
Ve Türkiye tam da böyle bir atmosferde seçime gidiyor!
Türkiye’de yaşayan yaklaşık 80 milyon insanın, Kürtlerin, kadınların, çocuk ve gençlerin, hatta Kıbrıs’ın ve bölgenin geleceğini belirleyecek bir seçimde sol ağzında bir şeyler gevelemekten başka iş yapmıyor. İlkesizlik ve politikasızlık sürece damgasını vuruyor…
Bütün bunlar olurken, anketler AKP’nin %50 ye dayandığını söylüyor.
Sol zırvaladıkça yok oluyor. Sol yok oldukça AKP büyüyor.
Bir tuhaf akıl tutulması bu… Farlarını yakmış arabaya bakıp felç olmuş tavşanlar gibiyiz. Siyaseten felç olduk bir ampul karşısında…
