Yazı Boyutu : Yazıyı Küçült Yazıyı Büyüt
Mustafa Alican
alicanmustafa@gmail.com
AK Parti Muhafazakârlaşmanın Nedeni Değil Sonucudur!
25 Aralık 2008 Perşembe 23:40

Milli Görüş gömleğini çıkararak AK Parti’yi kuran ve “değiştik” diyerek muhafazakâr, liberal ve demokratik bir siyasi söylem geliştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin “takiyye” yaptıkları yönündeki düşünceler çokça yazıldı, çizildi. Söylenen şey şuydu: Muhafazakâr ve İslamcı temellere sahip olan AK Parti, Türkiye’yi muhafazakârlaştırma amacı güden menfur bir planın ürünüdür ve müdahale edilmediği takdirde rejimi başkalaştırarak muhafazakâr-İslamcı bir rejime dönüştürecektir.

 

Fakat korkulan olmadı. AK Parti, iktidarda geçirdiği altı yıl boyunca hem iktidarı benimsedi, hem de [Cumhurbaşkanlığı’na seçilen Abdullah Gül örneğinde açıkça görüldüğü gibi] kendisinden kuşku duyan birçok kişi tarafından benimsendi. Başarılı bir iktidar döneminin ardından daha güçlü bir şekilde yeniden iktidara geldi ve görünen o ki, önemli bir şanssızlık yaşamazsa Türkiye’nin tarihinde bir ilki gerçekleştirerek üçüncü defa da iktidara gelebilir.

 

Peki tüm bunlar nasıl oldu? Yalnızca “ötekiler” tarafından değil, muhafazakâr İslamcı kesimler tarafından dahi kuşku ile karşılanan ve ideolojik olarak yoğun bir baskı mekanizmasının “presi” altında bulunan AK Parti, nasıl oldu da varlığını korumakla kalmayıp daha da güçlü bir konum elde etti? Nasıl oldu da Türkiyeli seçmenlerin yarısının oylarını almayı başardı ve daha önceki hükümetler düşünüldüğünde, nasıl bunca yıl boyunca yıpranmadan [ya da çok fazla yıpranmadan] var olabildi? Tüm bu soruların cevabının, Türk toplumunun muhafazakârlık algısında yattığını düşünüyorum.

 

Muhafazakârlık ve Türk Muhafazakârlaşması

 

Berat Özipek, “Köprü” dergisinin “Kış 2007” sayısında yayınlanan “Muhafazakârlık Nedir?” başlıklı makalesinde, muhafazakârlığı şöyle tanımlar: “Muhafazakârlık, insanın akıl, bilgi ve birikim bakımından sınırlılığına inanan, bir toplumun tarihsel olarak sahip olduğu aile, gelenek ve din gibi değer ve kurumlarını temel alan, radikal değişimleri ifade eden sağ ve sol siyasi projeleri reddederek ılımlı ve tedrici değişimi savunan ve siyaseti, bu değer ve kurumları sarsmayacak bir çerçeve içinde sınırlı bir etkinlik alanı olarak gören bir düşünce stili, bir fikir geleneği ve bir siyasi ideolojidir.”        

 

Özipek’in tanımlamasında da görüldüğü gibi muhafazakârlık, devrimsel özelliklere sahip olmayıp, ananevi kurum ve değerlere ve bu değerleri benimseyenlere önem veren evrimsel bir yapılanmadır. Toplumun tarihsel değerlerini ve köklerini önemseyen bir duruşu vardır. Siyasal edimini de bu önemseme bağlamında gerçekleştirir. Tek bir cümleyle ifade edecek olursak muhafazakârlık, “geleneksel olan” ile iyi ilişkiler kuran, geleneksel olanı “geleneksel olmayan” karşısında kollayan, ılımlı yaklaşımlarıyla “geleneksel olan” ve “geleneksel olmayan” arasında bir “asgari müşterek” yaratma çabasını amaçsallaştırarak kanlı ve acı bir devrimi değil, sakin ve kansız bir evrimi olumlayan bir düşünce biçimidir.

 

Türk muhafazakârlaşması, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’nın gerisine düşmesi ile başlayan Türk modernleşmesi/yenileşmesi ile paralel bir tarihselliğe sahiptir. “Modern/yeni olanın” Türk imgelemine girmesiyle başlayan “mevcut olanın” sorgulanması ve irdelenmesi, III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde ayyuka çıkan yenileşmelerin de etkisiyle “devleti eski görkemli zamanlarına döndürecek” olan düşüncelerin yaratılması amacını benimsemiştir. Fransız Devrimi’nin doğurduğu “devrimsel” düşünceler ve Tanzimat aydınları arasında hızla yayılan pozitivist düşünme biçimi Türk imgeleminde bir tür deprem yaratmış, “yeni olan” ile “geleneksel olan” arasında gelişen diyalektik ilişki, yukarıda sözünü ettiğimiz “muhafazakâr evrimsellik” bağlamında işlemeye başlamıştır. Ancak Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile bu evrimsel süreç kesintiye uğramış, yüzünü her anlamda Batı’ya dönen Türk düşüncesi, çok uluslu Osmanlı geçmişinden kurtulma dürtüsüyle geleneksel olanı dışlamıştır.

 

Muhafazakârlaşmaya Dönüş

 

Modern Türkiye’nin kuruluşundan sonra, “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefiyle” kendisini Batılı referanslarla üretme çabası içine giren Türk düşüncesi, Avrupa merkezli katı-pozitivist yaklaşımın çökmesi üzerine, bu sefer de Batı dolayımlı bir başkalaşım sürecine girerek liberalleşmiş, bu durum da “yeni muhafazakâr” yapılanmaların ürediği bir “yumurtalık” işlevini görmüştür. II. Dünya Savaşı’ndan sonra “son ve en mükemmel idare biçimi” olarak kutsanan demokrasi [çok partili siyasa], Türkiye’nin Batı ile olan ilişkisinin sonucunda şu ya da bu şekilde Türk siyasi hayatına dâhil olmuş, Avrupa’da ortaya çıkan liberal muhafazakâr yapılanmaların da etkisiyle Türk siyasasında yeni bir muhafazakârlaşma evresine girilmiştir. Bu şekilde, devrimsel ve zoraki bir karaktere sahip olan modern Türk batılılaşması tarafından “halının altına süpürülen” muhafazakârlaşma eğilimleri yeniden yüzeye çıkmış, ortaya, yeni ya da modern muhafazakârlaşma diyebileceğimiz bir “muhafazakâr evrimleşme” olgusu çıkmıştır.

 

Muhafazakâr Evrimleşme ve AK Parti

 

Çok partili siyasete geçişten sonraki Türk siyasası, varlığını, sözünü ettiğimiz muhafazakâr evrimleşmenin diyalektiği bağlamında sürdürmüştür. Sağ ve sol partiler, bu bağlamı kavradıkları ölçüde oy toplayabilmişlerdir. Yarım yüzyıldan beri devam eden muhafazakâr evrimleşme, şu ya da bu düşünce biçimiyle eşgüdümsel ortaklıklar kurarak “nihai form”una ulaşma çabası içinde olmuştur.

 

Muhafazakâr evrimleşme süreci zaman zaman radikaller [şu ya da bu düşüncenin militan taraftarları diyelim] tarafından sabote edilse de ya da hâkim otoritenin eliyle kesilse de, liberal eğilimlerin toplumsal zemininin genişlemesi ile ilerleyişini sürdürmüştür. Aklı ile gönlü arasında kalan Türk insanının zamanla “aklından da gönlünden de vazgeçmesi için” herhangi bir neden olmadığını öğrenmesi de muhafazakâr evrimleşme sürecinin payandalarından birisi olmuş, en somut halini AK Parti’de bulan ılımlı-liberal muhafazakâr çizgi çok geniş bir toplumsal yayılım tabanı elde etmiştir. Muhafazakâr evrimleşme kuşkusuz nihai formuna erişebilmiş değildir. Böyle bir formun, “tüm siyaset algılarına hitap etmesi gereken” çok güçlü bir siyaset teorisine ve çok kapsamlı bir insan felsefesine sahip olması gerekir. Henüz Türkiye’de bu tür bir siyasi düşünce yoktur.

 

AK Parti, siyasal söylem açısından sözünü ettiğimiz nihai forma en yakın olan partidir ve elde etmiş olduğu toplumsal taban da partinin bu özelliği ile ilgilidir. Nitekim son dönemlerde CHP ve DTP tarafından yapılan “muhafazakârca açılımlar” iktidar partisinin elindeki sihirli iksirin, rakipleri tarafından da keşfedildiğini ortaya koymaktadır. Tam da AK Parti’nin “statükoya teslim olduğu” yönündeki kanının yaygınlaşmaya başladığı bu günlerde yapılan “muhafazakârca açılımların” Türk siyaseti açısından son derece yararlı olacağını ve muhafazakâr evrimleşme sürecinin yeni bir kesintiye uğramadan gelişeceğini düşünüyorum.

 

Sonuç olarak denilebilir ki, AK Parti muhafazakârlaşmanın nedeni değil, sonucudur. AK Parti’yi kuran kadroların “çıkarmış oldukları Milli Görüş gömleği” muhafazakâr değil, radikal bir kisvedir ve bu gömleğin çıkarılmasını sağlayan etken de muhafazakâr evrimleşmedir. Muhafazakâr evrimleşme, geleneksel olanı tarihsel bağlamda içselleştirmiş olmasının yanında sosyal/siyasal/ekonomik vs “nimetlerden” de kâm almak isteyen “çok kutuplu bir halkın” destek verdiği “sosyal seleksiyon” ile AK Parti’yi yaratmıştır. Bundan dolayı, AK Parti bu evrimleşmenin bağlamından kopma yanılgısına düşerse [ki son zamanlarda AK Parti’ye yöneltilen suçlamaların temelinde bağlamın dışına çıkan söylem eğilimi vardır] yok olması kaçınılmazdır. Alternatifsizlik, hiçbir zaman sonsuza dek sürmez…

 

Bu yazı toplam 747 defa okundu.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
KÖŞE YAZISI YORUMLARI
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...
Bu içeriğe ait yorum yok. İlk ekleyen siz olmak ister misiniz?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKET
Anayasa Değikliğini Onaylıyormusunuz?
Anayasa Değikliğini Onaylıyormusunuz? anketi
Oylamaya Katıl »
» RSS
| Copyright © 2008 haberajans.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR