













Televizyonda bir haber görüntüsü. Denizli’de kapanan bir fabrikanın işçileri kapı önünde. 40 yaşlarında bir işçi ağlıyor çaresizlikten.
İki gün sonrası. İzmir’den benzer görüntüler. Bu sefer bir bayan işçi. O da işten çıkarılmış. Kocası da aynı durumda… Çaresiz; ağlıyor.
Bu manzara Türkiye’de yeni. Şimdiye kadar işten atılan çok işçi oldu. Zaman zaman fabrikalar kapandı. Ama ağlayan işçi görüntüleri pek rastlanan bir manzara değildi.
Bugün ise işini kaybeden işçi, yaşanan kriz dolaysıyla yeni bir iş bulamayacağını biliyor. Onun için ağlıyor.
Ama işini kaybeden işçilerin sayısı yüzbinler ve milyonlara ulaştığı zaman, o büyük kitlelerin tepkisi ağlamak olmaz. İşsizlik; eve ekmek götürememek, en çok sevdiği yakınlarının perişanlığı, emekçiyi öfkesini dışa yöneltmeye iter.
Bu gerçeği herkes bilir. Ve herkesin bu duruma göre bir çözümü vardır.
Emperyalistlerin, Ortaçağ özlemcisi irticacıların, Batı destekli bölücülerin; hepsinin krizin derinleştiği ve milyonların öfkesinin kendisini dışa vurduğu bu duruma ilişkin planları vardır.
Bu planların ne olduğuna bakalım:
EMERYALİSTLERİN ÇÖZÜMÜ
Emperyalistler, bir ülkenin ekonomisini yıkıp, kitleleri açlık ve sefalete mahkum ettikten sonra, o çaresizlik içindeki kitleleri akıttıkları dolarlar ve besledikleri sivil toplum örgütleri ile yönlendirmeye çalışırlar. Gürcistan, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Yugoslavya’da turuncu devrimler adı altında kitlelerin nasıl yönlendirildiğini gördük.
Türkiye’de de şimdi bu yapılıyor. Milyonlarca dolar akıtılıyor Türkiye’ye. Gazeteler çıkarılıyor, televizyonlar yayın yapıyor. Sivil toplum örgütleri kurduruluyor. Mitingler, toplantılar, paneller, sempozyumlar düzenleniyor.
Bütün bunlar yaşadığımız çıkmazın asıl sorumlusu olan emperyalistlerin, yarattıkları duruma hazırlıklı olduklarını ve çaresizlik içindeki kitleleri tıpkı Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi yönlendirerek hedeflerine ulaşmaya çalışacaklarını gösteriyor.
İRTİCANIN ÇÖZÜMÜ
Tayip Erdoğan krize nasıl bir cevapları olduğunu şöyle açıkladı: ‘Muhtaç vatandaşlar valiliğe ve Kaymakamlıklara başvursun ve 150 Ytl maaşını alsın. Ayrıca kömür ve gıda ihtiyaçları da karşılanacak.”
Tayip Erdoğanların açlığa itilen milyonlara buldukları çare, ‘sadakaya muhtaç insan’ olmayı kabul etmektir. Bütün zenginlikler kendilerinde olacak, milyonlara ise sadaka verecekler.
Tam Ortaçağ ideolojisi… Ağalar, beyler, şeyhler ve onların “ekmeğini yiyen” yoksullar toplumu.
Batı destekli Bölücülüğe gelince… Onların bir çözüm önermesine gerek yok. Onlar ellerini oğuşturarak krizin derinleşmesini, toplumun ve devletin krizin pençesinde kıvranarak, kendilerine karşı bir şey yapamaz duruma düşmesini bekliyorlar.
TÜRKİYE NE YAPMALI?
Türkiye krize kendi ulusal çözümünü geliştirmezse, çözüm arayan kitleler yukarıda sözünü ettiğimiz “yollardan” birine gidecektir.
Ama çözüm vardır:
Çözüm serbest piyasa sisteminin yerine Halkçı Devletçi Ekonomi Modelini koymaktır. İç borçlar 10 yıl vadeye yayılacak, hortumcunun malına el konacak, ülkemizde üretilen malların ithalatı önlenecek ve böylece sağlanan kaynak yatırıma yöneltilecektir.
Tarım desteklenecek, ulusal sanayi korunacaktır.
Gümrük Birliği ve AB yalanı yerine, komşularımızı içine alan bir Ortadoğu Ekonomik Bölgesi oluşturulacaktır. Vb. vb.
İşte çözüm budur.
Çözüm; bu programı savunan Parti’nin, açlığa mahkûm edilen yüzbinleri örgütlemesi ve o güce dayanarak iktidar olması, Ankara’da bir Milli Hükümet’in kurulmasıdır.
mbgultekin@ip.org.tr