Yılmaz Özdil
yozdil@hurriyet.com.tr
Abdurrahman Efendi
29 Mayıs 2010 Cumartesi 09:37
Alex de Souza’nın memleketi Brezilya’ya giden ve Beşiktaşlı Bobo
tarafından karşılanan Başbakanımız, kendisine madalya takılan törende,
“Bu vesileyle, Türkiye-Brezilya ilişkilerine ışık tutmuş olan
Abdurrahman Efendi’yi yad ediyorum” dedi.
E merak ediyor insan...
Kimdir bu Abdurrahman?
¡
Sene 1865...
“İzmir” ve “Bursa” isimli iki Osmanlı gemisi, Akdeniz’den Atlas
Okyanusu’na çıkacak, Afrika’yı dolaşıp, Basra Körfezi’ne gidecektir.
Abdurrahman Efendi, bu gemilerin “kadı”sıdır. Brezilya’ya uğrarlar, Rio
de Janeiro limanına demir atarlar. Rio’da Afrika’dan köle olarak
getirilmiş, zenci Müslümanlar vardır. Brezilya devleti, bu kölelere “din
baskısı” yapmaktadır. Abdurrahman, kölelere acır, Brezilya’da kalır,
hepsine dinini öğretir,4 sene sonra İstanbul’a döner ve hatıralarını
yazdığı “Brezilya Seyahatnamesi”ni kaleme alır.
¡
Dolayısıyla,
“Brezilya Seyahatnamesi”ni okuyan herkes, Abdurrahman Efendi’yi sevgiyle
yad eder.
¡
Ancak, hatıralarını kaleme alan biri daha vardır! O
gemilerin mühendisi, Faik.
¡
“Türk Denizcilerinin İlk Amerika
Seferi” isimli kitabında, şöyle anlatır.
¡
Sene 1865... “İzmir” ve
“Bursa” isimli iki Osmanlı gemisi, Akdeniz’den Atlas Okyanusu’na
çıkacak, Afrika’yı dolaşıp, Basra Körfezi’ne gidecektir. Bağdat Kadısı
Abdurrahman Efendi, Bahriye Kadısı olarak tayin edilir ve bu gemilere
atanır. Akdeniz’i geçerler, Cebelitarık Boğazı’ndan çıkarlar, ki, bi
fırtına bi hortum, rotayı kaybederler... Git babam git, aha Afrika
sahilleri diye, yanlışlıkla taaa Brezilya’ya çıkarlar iyi mi... Rio de
Janeiro limanına demir atarlar. Tabii, giriş izinleri olmadığı için,
Brezilyalılar “Birader siz kimsiniz?” der, “Kardeş, yanlışlık oldu,
fırtına geçsin kaçıcaz” cevabını verirler. Karaya inmeleri yasaktır...
Rio’da köle Müslümanlar vardır. Bizim levendlerin gemide namaz kıldığını
görünce, ufak ufak yanaşırlar, bakarlar ki, kılık kıyafet itibariyle
“ulema” var, Abdurrahman Efendi... “Şeyh” filan demeye başlarlar, küçük
küçük hediyeler getirirler. Fırtına geçer, gemiler yola çıkmak
üzeredir... Abdurrahman Efendi’nin zaten Bağdat’ta hayatı kaymış, Basra
gözünde büyüyor, e burda da el üstünde tutuluyor, üstüne cam gibi kızlar
filan, “Ben kalıyorum abi” der... Kriz çıkar... Kaptan izin vermez,
çünkü Brezilya yasalarına göre, karaya ayak basması yasaktır. Ne olur
biliyor musunuz? Abdurrahman, araziye uyar... Evet, gemiden kaçar, sırra
kadem basar... Kaptan, liman yetkililerine haber verir, “Bizim kadı
kaçtı, yakalayın” der... Ararlar, tararlar, kadı yok... “İhbar etme”
görevini yerine getiren kaptan suçsuz bulunur, gemilerin ayrılmasına
izin verilir, gemiler demir alır, Abdurrahman Brezilya’da kalır.
¡
Faik’in
hatıraları burada bitiyor... Abdurrahman’ın hatıralarından
öğrendiğimize göre, şehir şehir dolaşır, evlenir, 4 sene sonra sıkılır,
İstanbul’a döner, “Brezilya’da tanıdıklarım var, ticaret ilişkileri
sağlayabilirim” der. Kimse sallamaz... O da oturur, “Brezilya’yı nasıl
Müslüman yaptığını” anlatan kitabını yazar, kendi kendini “ulema” ilan
eder.
¡
Başbakanımızın, “yad ediyorum” dediği Abdurrahman, işte
bu.
¡
Kadere bakın ki, Abdurrahman İstanbul’a döndü ve ciddiye
alan olmadı... Başbakanımız da, Brezilya’dan dönene kadar, son kamuoyu
anketlerine göre, İstanbul’u ve Ankara’yı kaybetti!
¡
Bakalım,
Arjantin’de neler olacak...
İster misin, Şili’yi de fethedeyim
derken Kayseri’yle Konya’yı da kaybetsin.
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...