













Anayasa Mahkemesi Raportörü ve AKP’nin yandaş yargı mensuplarının kurduğu Demokrat Yargı Derneği’nin Eşbaşkanı Osman Can’ın, Mahkeme’nin; Anayasa değişikliği konusunda önümüzdeki günlerde vereceği karar ile ilgili olarak yaptığı açıklama, bir hukuk adamının değil, gözü dönmüş bir yandaşın açıklamasıdır.
Osman Can, AKP Hükümetine Anayasayı “ilga etme”, “çiğneme” tavsiyesinde bulunmaktadır.
Bu açıklama ile Ergenekon Tertibinde geldiğimiz yer, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.
Sekiz yıldır bütün kanunları adım adım çiğneyenler, yargı kararlarını hiçe sayanlar, geldiğimiz aşamada artık en yüksek yargı kurumunu yok sayma gücüne ulaştıklarını hesaplamaktadırlar.
Osman Can ve onu destekleyenler, Yürütme’nin; Yargı görevini de üstlenmesini istemektedirler.
Bunun adı faşizmdir.
ESAS SORUMLU ABDULLAH GÜL’DÜR, AKP İKTİDARIDIR!
Osman Can’ın açıklamaları vahimdir ve suçtur. Ama ondan daha vahim olan Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmakta olan Abdullah Gül’ün “Anayasa Mahkemesi kararının yok sayılması” şeklindeki bir öneriye “Hele bir tartışılsın bakalım” tepkisini vermesidir.
İktidar Partisi’nin çok sayıda yetkilisi de benzer açıklamalar yaptı. Osman Can’ın önerisinin “değerlendirilebileceğini” söylediler.
Devletin sorumlu makamlarında bulunan kişiler, Anayasal düzenin esaslarını tartışmaya açamazlar.
Daha doğrusu “Anayasayı çiğneyelim” önerisinde bulunamazlar.
Hatırlanacağı üzere Turgut Özal bir zamanlar “Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz” diyordu.
Onun ardılı da Anayasa’nın açıkça çiğnenmesi önerisine “hele bir tartışılsın” diyor.
KAMPANYANIN SAHİBİ TAYYİP-GÜL
Abdullah Gül ve AKP yetkililerinin açıklamaları, tam bir haftadır yandaş basında yürütülen kampanyanın gerçek sahibinin kim olduğunu gözler önüne sermektedir.
“Hele bir tartışılsın bakalım” diyenler, yandaş basın yayın organlarında Anayasa Mahkemesine ve diğer Yüksek yargı Kurumlarına karşı kampanyayı örgütleyenlerdir.
Bu kampanya ile kamuoyunun tepkisi ölçülmekte, aynı zamanda ilerde yapılacak daha ileri hamlelere hazırlanılmaktadır.
DEMOKRASİ ŞARLATANLIĞI
Anayasa Mahkemesi’ne daha bugünden saldırıyı başlatanlar, bunu “demokrasi” adına yapmaktadırlar.
Milletimiz AKP’nin ve yandaşlarının, “demokrasi” deyince ne anladıklarını, arkada kalan sekiz yılın pratiğinde çok sayıda örneğiyle yaşadı ve gördü.
Demokrasi adına Anayasa Mahkemesi’ne saldıranlar, Yüksek Yargı mensuplarının tamamının, siyasi iktidar tarafından belirlenmesini “demokratik” bulmaktadırlar.
Bunların demokrasilerinde, Avukatların, müvekkillerini savunmaları suçtur. Ergenekon davasında avukatlık yamak suçtur ama yandaş bir “hakim”in “anayasa çiğnensin” teklifinde bulunması “demokrasi”nin gereğidir.
Bunların demokrasilerinde, bir kişi gözaltına alınır alınmaz hemen yandaş basında hakkında kesin hüküm verilir ve kampanya halinde aleyhinde yayın yapılır. “Önce asalım sonra yargılayalım” anlayışını “adalet” sanmaktadırlar.
Bunların demokrasi anlayışlarında, yurttaşlar; haklarında hiçbir suç kanıtı olmadan üç yıl hapiste tutulabilir.
Bunların demokrasilerinde yandaş olmayan bütün hakim ve savcılar dinlenir, yalan ve iftiralarla tutuklanır ve yargılanmalarını önlemek için de dosyaları şehir şehir dolaştırılır.
Bunların demokrasilerinde, İktidar Partisi mensuplarının karıştığı “Deniz Feneri” gibi yolsuzluk dosyaları yıllardır yargı önüne getirilmiyor.
Kısacası bugün “demokrasi” adına Anayasa Mahkemesine saldıranlar, gerçekte bir faşist bir düzen özlemi içinde olduklarını ortaya koymuşlardır.
MİLLETİMİZİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ
Hükümetin Anayasa Mahkemesi kararlarını Resmi Gazetede yayınlamamak diye bir yetkisi yoktur. Kanun son derece açıktır. İdare, mahkemenin aldığı kararı uygulamakla yükümlüdür.
Anayasa Mahkemesi kararlarını yok saymak veya alınan kararların Resmi Gazetede yayınlanmasını önleyerek yürürlüğe girmesini önlemek, bir hukuk adamının bu tür önerilerde bulunması, o kişinin Cumhuriyet Hukuku ile hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir.
Ama benzer görüşler devletin yönetim kademelerinde bulunanlar tarafından seslendiriliyorsa, o zaman bu durum, Anayasal düzenin, bizzat iktidar sahipleri tarafından yıkılmakta olduğunun kanıtı olur.
Anayasa Mahkemesi’nin bire karşı on oyla, Anayasal düzene karşı eylemlerin odağı olduğunu saptadığı AKP, hedeflediği yere varma yolunda çalışmalarını bütün gücüyle sürdürmektedir.
AKP’nin bu yıkıcı faaliyetlerine devam etmesi demek, yarın hiçbir siyasi partinin, hiçbir Cumhuriyetçinin söz hakkının olmadığı Amerikancı sahte dinci faşist bir diktatörlüğün kurulması demektir.
Ya Cumhuriyet ya da AKP yıkılacaktır. Bütün siyasi Partileri ve milletimizi Cumhuriyet’i savunmak ve AKP tehdidinden kurtarmak için göreve çağırıyoruz.
