Kürt veya Türk olduklarının farkında bile değillerdi... Yüzlerce yıldır aynı topraklarda yaşamış ama bir gün sınırlar ayrılmıştı. Her gün yürüdükleri arazilerde, pasaportları olmadığı için kaçakçı, eşkıya ilan edilmişlerdi. 33 kurşunla öldürülürken şiirlere konu olacaklarını bilmiyorlardı. 33 kişiydiler... Köylüydüler...
Ahmet Arif'in yıllar sonra yazacağı gibi "Kirveydiler, kanla bağlıydılar, kız alıp vermişlerdi yüzyıllar boyu. Bilmezlikten değil, fukaralıktan pasaporta ısınmamıştı içleri... " Buydu katledilmelerine sebep olan suçları. 33 kişiydiler... İran sınırına 10 km. kala yan yana dizilmişlerdi. Silahsız, çaresiz tek sıra bekliyorlardı ölümü. İki manga asker vardı karşılarında. Tüfeklerin namluları yüreklerine çevrilmişti. Van'ın Özalp ilçesinin dağlarına akşam güneşi iniyordu. Askerlerin başındaki genç teğmen Bilal Bali, "Ateş" diye bağırmak üzereydi ki bir an sesinin boğazında düğümlendiğini fark etti. Karşısındaki silahsız, çaresiz 33 kişiye baktı. Ama emir emirdi. Katliamı başlatan komutu verirken gözlerinden süzülen yaşlara engel olamadı.
Silahlar patladı, mermiler hedefini buldu.
33 beden kanlar içinde Takorengiz mezrasının kıraç topraklarına yığıldılar.
Onlar artık 67 yıldır açığa çıkmayan kanlı bir olayın kurbanıydılar. Aynı zamanda da, Ahmet Arif'in unutulmaz 33 Kurşun şiirinin kahramanları... Ne demişti Arif o satırlarda; Vurulmuşum.
Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil bu, Domdom kurşunu paramparça ağzımdaki...
ÖZALP OLAYI
Siyasi tarihimize 'Özalp olayı' ya da '33 kurşun hadisesi' olarak geçen ve devletin resmi belgelerine rağmen yok sayılmaya çalışılan bu katliamın perde arkası, yine siyasetçilerin çekişmesi yüzünden çok az aydınlanabildi. Zanlılar, o kanlı 30 Temmuz 1943 gününden 7 yıl sonra, 1950 Mart'ında adalet önüne çıkarılabileceklerdi. Üstelik tamamen politik nedenlerden. Bu arada, olayın asıl kahramanı İsmet Paşa'nın CHP'si iktidardan düşüp Adalet Parti ipleri eline almasaydı ve Adnan Menderes CHP ile hesaplaşmak için eski defterleri karıştırmasaydı, belki de insanlığın bu olaydan haberi olmayacaktı. Şimdi en başa, o kanlı günden birkaç hafta öncesine dönelim...
O günlerde Van'ın Özalp ilçesi İran'a 10 km. mesafededir. Özalp ve İran'ın sınır köylerinde yaşayan vatandaşlarımız, sınırlar bölünmeden önce yüzyıllardır birbirlerinden kız alıp vermiş, yine şairin dediği gibi 'tavukları bile birbirine karışmış' aşiretlerdir. Pasaport şartı kaçakçılığı da beraberinde getirir. O güne kadar köyden köye koşarak gidenler, şimdi gecenin karanlığında katırlarla mayınların arasından geçmek zorundadır. Onlar neden kaçakçı ve neden eşkıya olduklarının farkında bile değillerdir. 2.
Dünya harbi sırasında başlayan giyecek, yiyecek, yakacak sıkıntısının çekildiği yıllarda Van ve çevresinde çay ve gaz yağı yokluğu hüküm sürmektedir. İran'da ise şeker ve ilaç... Bunların değiş tokuşu sırasında hayvan kaçakçılığı da başlar.
Zaten o güne kadar resmi görevlilerin göz yumması ile gerçekleşmektedir. Çünkü kaçak getirilen gaz yağları bütün devlet binalarında kullanılmaktadır!
Özalp kasabasının doğusunda, topraklarının bir kısmı İran'da bulunan Milan aşireti yaşamaktadır. Zaten köyün ismi de Milengiz'dir. Aşiretin reisi Mihmed Misto, Türk devletinin istihbarat birimlerine, Ruslar'ın sınır boyundaki hareketleri hakkında sürekli olarak bilgi vermektedir. 'Devlete' dediğimiz zaman bir saptama yapalım, o günlerde CHP ve Milli Şef İsmet İnönü devletin başındadır. Gelelim diğer aşirete...
Onlar da Milan'a komşu Memikan aşiretidir ki o güne kadar bu köy dost kalmayı bilmiştir. Memikan Aşiretinin reisi Mehmed Hudi, Türk istihbaratına hiçbir bilgi vermemesine rağmen Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, her nedense ona karşı daha bir yakınlık hissetmektedir.
..VE FİTİL ATEŞLENİYOR!
O günlerde sınırın İran tarafındaki aşiretlerin Türkiye'ye geçerek hayvan çaldıkları, çapulculuk yaptıkları haberleri nedeniyle hükümet sınır ötesi bir hakerat yapamadığı için İran ile illegal güçlerle mücadele etme kararı almıştı. Bu Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel'e bildirildi.
Tuncel bu konu için bir plan düşünürken istediği fırsat ayağına gelmişti. Bir iddiaya göre kaymakam bu olayı bizzat tezgahladı.
Ama tek gerçek varsa yaşananlardı:
Milan aşiretinin reisi Misto'nun bir kısmı İran içinde bulunan köyündeki hayvanları çalınır ve Türkiye sınırlarına geçirilir. Misto hayvanlarının çalınacağı bilgisini almış, Türk makamlarına bildirmiş ama yanıt alamamıştır. Ona göre bu olay bir tertiptir. Kaymakam Tuncel'e sürüsünü kendisine verilmesi için başvurur.
Türk hükümetine yaptığı hizmetleri anlatır ama karşı taraf kapı duvardır sanki, hiçbir yanıt alamaz. Bunun üzerine Mehmedi Misto, adamlarıyla birlikte sınırı 1,5 km. geçerek Özalp halkına ait 500 koyuna el koyar. Şimdi telaşa kapılma sırası Hilmi Tuncel'dedir.
Hemen olayı abartır ve Ankara'ya, "Rus askerlerinin Özalp'e geldiğini" bildirir. Bu aslında herkesin beklediği bir fırsattır. 'Ankara' olayı çözmesi için Orgeneral Mustafa Muğlalı'yı görevlendirir. bunlara neden gerek duyulmuştur? Bir görüşe göre, Türk-İran sınırında kaçakçılık ve çapulculuğa bugünkünden daha açık olduğu yıllardı.
Doğuda yaşanan Kürt ayaklanmalarına ilişkin anıların taze olduğu günler... Van Valiliği, zamanın İçişleri Bakanı Recep Peker'in de onayıyla gizli bir karar almıştı.
Askeri birliklerin İran'da takip yapması, Ankara'nın başını ağrıtacağı için, bölgede jandarma kontrolünde, asker olmayacak, Türkiye Cumhuriyeti ile resmi ilişkisi gözükmeyecek şekilde bir çete kurulacak ve bu çapulculara karşı misilleme yapacaktı.
KATLİAMIN TEK TANIĞIYDI Orgeneral Muğlalı, Özalp'a geldiği zaman olay bu aşamadaydı; Yakalanan 40 kişiden 5'i sorgudan sonra yargılanmak üzere Van Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiş, izinli erlerden ikisi kıtalarına iade olunmuş, diğer otuz üç kişi ise kaymakam tarafından serbest bırakılmıştı. Van Valisi, Orgeneral Muğlalı'nın emri üzerine bu üç izinli hasta er ve diğer 33 kişiyi tekrar toplandı. Bu vahşetin ve katliamın ilk adımıydı. Biri kadın, biri 11 yaşında çocuk 33 kişiyi buldular.
İki kişi firar etmişti. İçişleri Bakanlığı müfettişi Avni Doğan, tutuklularla görüştüğünde onların suçsuzluğunu anladı ama Muğlalı, onların 'Rus casusu' olduğu konusunda diretiyordu. Sonuçta bu bir devlet meselesiydi ve Bakan Peker'den milli Şef İsmet İnönü'ye kadar uzanan bir kararlar zinciri vardı ortada. Bu nedenle Orgeneral Muğlalı, müfettiş Doğan'a "Sen karışma yoksa kırbaçlanırsın" diyerek askerin sivile karşı üstünlüğünü ispat etti. 33 kurbanın ölüm emri Orgeneral Muğlalı tarafından verilmişti.
2 manga askerin tetiği çektiği o kanlı 30 Temmuz 1943 gününde böyle gelinmişti işte. Tabii ki tek suçlu emri uygulan, ateş komutunu veren genç teğmen Bilal Bali değildi. Biraz daha ileri gidersek Muğlalı'nın vahşi kararı bile bir emir üzerineydi...
Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.
Kimdi emri veren gölgedeki katil? İçişleri bakanının bu işte hiç mi suçu yoktu? Ya da İsmet Paşa'nın? Bu devlet terörü müydü, Sorunun yanıtları, yazının başında da belirttiğimiz gibi, CHP'nin iktidardan düşüp, sonra Menderes'in açtığı soruşturmalarla biraz olsun aydınlığa kavuşacaktı. 33 kurşunu sıkanlar bu arada önemli bir hata yaptılar; Geriye bir şahit bırakmışlardı!
Diğerleri oracıkta ölmüştü ama bir tek 'o' yaralı kurtulmuştu. 33. kurban zaten bir dağ adamıydı. Mayınlardan, vuruşmalardan kaç kez kurtulmuştu. O gün de, katliam sırasında mermiler üzerine yağdığı anda kendini yere atmıştı.
Tetikleri çeken askerler kan kokusundan zaten nefret etmişlerdi ve bırakıp gittiler.
Milanengiz köyü muhtarı Altan Kuro'nun kardeşi İbrahim'di o 33. kurban. Ağır yara almıştı, gözünü kapatıp ölümü bekledi.
MUSTAFA MUĞLALI, MENEMEN'DE 28 KİŞİYİ ASTI
Orgeneral Mustafa Muğlalı, Muğla doğumludur. 1900 yılında Kara Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1901 yılında orduda göreve başladı. 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşı'nda, 1914-1918 yıllarında Birinci Dünya Savaşı'nda savaştı.
Kurtuluş Savaşı'nda, Kuva-yı Milliye'ye bağlı olup sonradan adı Yavuz Grubu olarak değişen Zabitân Grubu'nun da komutanlığını yaptı. Menemen hadisesi sonrası kurulan İstiklal Mahkemesi'ne başkanlık etti.
General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divan Harp Mahkemesi'nde 24 Ocak 1931 günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 kişinin idama mahkum edilmesine, 40 kişinin salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis'in onayına sunuldu. İdam hükümlülerinin 6'sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi. TBMM Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.
Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen'de idam edildi.
Bazıları Kubilay'ın başının kesildiği yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçtı. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. 'Muğlalı Olayı' olarak tarihe geçen bu olayda Van'ın Özalp ilçesinde, Türkiye-İran sınırında asayişsizliğin egemen olması nedeniyle, kaymakamın verdiği bilgi üzerine33 köylünün kurşuna dizilmesi olayındaki sorumluluğu gerekçesiyle yargılandı ve idama mahkum oldu Aldığı ceza yaşı nedeniyle 20 yıl hapse çevrildi.
Askeri Yargıtay kararı bozmuştu ancak ikinci yargılamayı göremeden Aralık 1951'de hapishanede öldü.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yazılım & Tasarım & Teknik Destek : Mahmut ÖZDEMİR