













Küresel ekonomik krizi aylar öncesinden haber veren genç işadamı ve araştırmacı Harun Gökyiğit, ekonomik krizle ilgini yeni öngörülerini, Türkiye ve dünyanın nereye sürüklendiğini, Krizdeki 3. dip dalgasının yılbaşından sonra hissedilmeye başlanılacağını ve 2011 yılının ortasında insanların canını acıtacağını söyleyen Gökyiğit, bu 3.dalga yeni krizin siyasete etkilerini, Çin'deki Uygur Müslüman katliamının perdesi arkasını, ABD'nin krizden çıkış reçetesini, AKP hükümetinin geleceğini, Saadet Partisi'nin yapılacak ilk seçimde nasıl bir sonuç alacağını, Numan Kurtulmuş hareketinin siyaseti nasıl etkileyeceğini, G.Saray’ın sorunlarını çözüp çözemeyeceği gibi birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. İşte Gökyiğit’in röportajından çarpıcı detaylar...
Sayın Gökyiğit, siz daha önce Türkiye’de e konomik krizi çok önceden gören ve ekonomik krizin geldiğini söyleyen ender insanlardan birisiydiniz. Şimdi yeni bir 3.dip dalgası geliyor diyorsunuz. Ne zaman geliyor? Ve şu an kriz hangi noktada?
Yılbaşından sonra dünyada üçüncü bir kriz dalgası, 3.dip dalgası geliyor.
Neden? Çünkü ABD'deki bütün iktisadi veriler, üçüncü bir dip dalgasının
geldiğini gösteriyor.
Somut veriler var mı?
Birincisi, ABD'nin 787 milyar dolarlık paketi, yeterli desteği sağlayamadı.
İkincisi; ABD, krizi dünyaya fatura etmek için 1 trilyon 362 milyar dolar
bastı. Bu, dolara olan güveni sarstı. Ve dolar, euro karşısında çok ciddi
şekilde devalüe oldu. Üçüncüsü, ABD'de işsizlik rakamları. Sadece geçen ay, 467
bin kişi yeni işsiz kaldı. İşsizlik, ABD tarihinin 1929'dan bu yana, en büyük
rakamına ulaştı. Daha da büyüyor. ABD, bu krizin bütün maliyetini, 3. dünya
ülkeleri ile ABD dışındaki kapitalist ülkelerin üzerine yıkmayı hedefliyor.
Beni böyle düşündürmeye sevk eden, ABD'de son 5 ay içinde tam 52 bankanın
kapanmasıdır.
Peyki bunun Amerikan halkına yansıması nasıl?
Bugün ABD'deki insanlar panik içinde. 1929 krizini yaşadıkları için insanlar
tasarrufa yöneldi. Artık tüketmiyorlar. İnsanlar, bugün Newyork'ta kazak
yamıyor. Burada tehlikeli bir şey var. Eğer ABD bu yolda yürümeye devam ederse,
devletin gelirlerini ciddi bir şekilde zafiyete uğratacağı için dolara olan
güveni sarsılır. Doların değer kaybı hızlanır. İkincisi, dünyanın tek rezerv
parası olan dolar da ABD'nin bu imkânı ortadan kalkar.
Nitekim G-8 toplantısında Çin'in önerisi üzerine, böyle bir konu gündeme
gelecekti. Ancak Çin'deki olaylardan dolayı Hu Cintao katılmadığı için askıya
alındı. Yani Çin ile ilgili son gelişmeler rastlantı değil.
Bu durumda ABD yönetiminin planı ne size göre?
Obama yönetiminin Afganistan, Pakistan, Çin ve İran ile ilgili yeni bir senaryo
hazırlığı içindeler.
Ekonomideki çöküşü siyasal olarak destekleyerek, ekonomiyi ayakta tutmaya
çalışıyorlar. ABD'yi bu krizden ülkenin askeri teknolojik üretimi çıkarır.
Bunun için de, tekrar Çin'den Türkiye'ye kadar olan coğrafyada çok sayıda sıcak
ortam oluşturmak için düğmeye bastılar.
Ama Sayın Gökyiğit, bugün piyasalar sizin söylediğiniz gibi
algılamıyor. Artık dip göründü. Artık çıkış başladı gibi yorumlar yapılıyor?
(Gülerek) Onu bizim yazılı ve görsel medyanın belli bir kesimi söylüyor. ABD,
birkaç gün önce 2. paketi tartışmaya açtı. Son G-8 toplantısında, ekonomi hala
tehlikede önlemlere devam edilmedi denildi. Türkiye'de borsa hala ciddi şekilde
manipüle ediliyor. Mesela Mark Mobius,
'
Biz Türkiye'den hisse almaya devam edeceğiz ' diyor.
Ama hemen arkasından ilginç bir şekilde, sessizce 3 milyar dolarlık varlığını 1
milyar dolara indirmiş.
Son 5 aydır sürekli el altında satmış. Uzakdoğu Asya'da, Rusya'da ve diğer
ülkelerdeki gelişmelere bakın. DTÖ Başkanı Paskal Lamy,
' Daha kötüsü geliyor ' dedi G-8
zirvesi öncesi. Yale Üniversitesi öğretim görevlisi Immanuel Wallerstein,
‘ Avrupa bulaşıcı bir ekonomik hastalığa
yakalandı, bugün birçok Avrupa Birliği üyesi bölünme tehlikesiyle karşı
karşıya, Portekiz ve İspanya batma tehlikesiyle karşı karşıya, İrlanda ve
Belçika zaten battı, İtalya’nın durumu da kritik,
ayrıca bütün Avrupa’da milliyetçi unsurlar yükselişe geçti. ’ diyor,
ünlü iktisatçı Paul Krugman, Obama yönetiminin ekonomik kararlarını yerden yere
vuruyor, 2009 ve 2010 yıllarının ABD için kayıp yıllar olduğunu söylüyor.
Ekonomist Joseph Stiglitz, ABD’de özellikle 2008 ve 2009 yıllarındaki banka
iflaslarından daha ağır bir ekonomik kriz çıkabileceği konusunda uyarılarda
buluyor. Dolayısıyla tüm bu gelişmeler benim söylediklerimi doğruluyor.
Peki, daha kötüsü ne olabilir?
Daha kötüsü; bütün bunların sonucu savaş demektir. ABD, ekonomiyi düzeltmek
için savaşın kaçınılmaz hale geldiği noktadadır artık. ABD’de bugün bütün
Cumhuriyetçiler savaş tamtamlarını çıkardılar bile, Obama’nın 2.defa seçilme
sansı giderek düşüyor, Obama yönetiminden sonra ABD’ye hem çok sert hemde savaş
yanlısı bir yönetim geleceği şimdiden belli.
Afganistan, Pakistan, Çin'deki gelişmelerin bu yeni 3.dalga
ekonomik krizle bağlantısı mı var yani?
Elbette hem de çok ciddi var. Bakınız şunu bir kere her şeyden önce herkesin
görmesi ve anlaması lazım bugün çok net bir şekilde ABD bu coğrafyayı dizayn
etmek istiyor. Çünkü enerji kaynakları, Çin ile Türkiye arasında. Ve bu
bölgeye, merkez diyor. Dizayn ederken bizim gibi ülkelere de rol biçiyor.
Bir kere
şu anda Pakistan'da Pencap
yönetimi Taliban’ın eline geçti. Obama, iş başına gelir gelmez Afganistan'da
saldırı başlattı.
Hatırlayınız Obama, seçilmeden önce İran'la ilgili yumuşak bir politika
izleyecekleri deklare etmişti. Ama başkan olduktan sonra
işler değişti ve bugün çok sert bir şekilde
İran'ın aleyhine döndüler tüm Demokratlar. Çünkü İran'da yapmaya çalıştıkları turuncu
devrim başarısız oldu. Şimdi geriye İran'ı aynen Irak gibi silah zoruyla yıkmak
kaldı. Size çok net ave açık bir şey söyleyeyim eğer İran'a bir müdahale olursa
bu coğrafya yanar, hemde öyle bir yanar ki bunun sonuçlarını kimse tahmin bile
edemez. Yine Pakistan darbenin eşiğinde. Niye? Çünkü Pakistan'daki nükleer
silahların; güçlenen Taliban’ın eline geçmesi tehlikesini önlemek istiyor Obama
yönetimi.
Sayın Gökyiğit, Ak Parti Hükümeti ısrarla, şu ana kadar krizden en
az etkilenen ülkenin Türkiye olduğunu söylüyor. Peki yeni 3.dalga kriz
Türkiye'yi nasıl etkileyecek?
Bunu üzülerek söylüyorum ama maalesef AKP Hükümetinin sadece ekonomi değil
hiçbir konuda ciddi önlemi yok. Türkiye’de Sanayi, 13,6 küçüldü. Son 5 ayın
sanayideki ortalama küçülmesi yüzde 20,4. Dünyadaki en ağır küçülmedir bu. Bizi
yanıltan şey, kayıtdışı sisteme giren çok miktardaki sıcak paradır. Benim
hesaplarıma göre, 45-50 milyar dolar sıcak para var ve bu para Türkiye'de bir
finans krizin olmasının önünü kesti.
Nasıl
yani?
Bankaların kâr ediyoruz açıklamalarına ben şahsen inanmıyorum. Bankaları, işte
gelen bu sıcak para kurtardı. Türkiye’de bankaların bilançoları kesin olarak
makyajlıdır.
Türkiye’de sanayi yüzde 20, finans piyasası yüzde 30 küçülecek, borsa yarıya inecek ancak bankalar kâr edecek? Bu nasıl iş? Bir de üstelik bankaları kâr ettiren şey, devlete sattıkları kâğıt. Onun da faizleri de düştü. Çıksın bir bankacı, nasıl kâr ediyorlar, açıklasın lütfen.
Türkiye, dünyada oluşacak 3. kriz dalgasından büyük yara alacaktır. Çünkü Türkiye'nin en büyük partneri Avrupa'dır. Türkiye, ürettiği malın yüzde 50'sini Avrupa'ya satıyor. Avrupa da ürettiği malın yüzde 58'ini ABD'ye satıyor. ABD'li almazsa, bugün Avrupa ayakta duramaz. Dolayısıyla bu krizin ilk büyük dalgası, önce Avrupa'yı vuracaktır. Üçüncü dalgası da Avrupa yüzünden, Türkiye’yi vuracaktır.
Bu yeni kriz dalgası Türkiye'yi ne zaman etkiler?
1929 krizini iyi bilen bir insan olarak söylüyorum. Ekim'de başlayan kriz, asıl
pik noktasına, birinci dalgasına 1930'un Ocak sonunda oluştu. 1931
yılının Kasım'ında ikinci dalga ile dibi görünmüştü. İşte bu nedenle üçüncü
dalga Türkiye'ye bu yılbaşından sonra gelir. Çünkü bütün ulusal ve uluslar
arası veriler bunu gösteriyor.
Bu krizden çıkış ve toparlanma ne zaman olur? Öngörünüz var mı?
Çok net söyleyeyim. Bu üçüncü dalga sonrası; aşağı doğru bir zik zak dalga
olacak. Ayrıca dibe vurduktan sonra, bir L harfi gibi, Türkiye 5-6 sene
kendisini çok küçük büyümelerle ve uzunca yıllar toparlanamadan götürecek.
Tekrar V harfi gibi bir çıkışı kimse beklemesin. Bu dünyada da olmayacak. O çok
net gözüküyor. Bunu görmek için, iktisatçı olmaya da gerek yok. Ama Türk
milleti, rakamlarla manipüle ediliyor. Örneğin biz yüzde 13,8 küçüldük
diyorlar. Bu söylenen söz çok ayıptır çünkü bunu söylemek Türkiye halkının
aklıyla alay etmek demektir. Bakınız dünyada büyüme rakamları, dolara
endekslidir. Dolarla hesaplanır. Neden böyle yaptılar? Geçen senenin ilk üç
ayında dolar 1.2 TL idi. Dolar şimdi 1.55 TL. Bugün Dolar bazında baktığınızda
Türkiye yüzde 29 küçülmüştür. Gerçek küçülme rakamı budur ama Türkiye’de rakamlar
çarpıtılıyor Türkiye halkının kafasını karıştırmak için.
Bu yeni 3.dalga krizin
Türkiye’deki erken seçimleri etkileyeceğini düşünüyor musunuz?
Neden?
Bakınız dünyadaki bütün ekonomik çalkantılar, siyasi yapılardaki çalkantıyı
beraberinde getirir. Bu çok evrensel bir kuraldır. Türkiye bu kadar ağır bir
üçüncü büyük kriz dalgasına yakalanırsa, inşallah söylediklerim çıkmaz, o zaman
AKP iktidarı ciddi yara alır.
Bu şu demektir: AKP 2011 Haziran erken seçimlerinde, bunun siyasi sonucu olarak
yüzde 20 oy bile alamaz. Tayyip Erdoğan, kurnaz bir politikacıdır. Bilgisi
azdır. Ama siyasi refleksleri ve siyasi şark kurnazlığı çok olan bir insandır,
ekonomik krizin geldiğini gördüğünde bunu kendisini destekleyen medya yayın
organları vasıtasıyla seçimlere kadar manipüle etmeye çalışacaktır, ve
seçimlerde yüzde 35 oy alıp, yine iktidarını korumaya çalışacaktır. Artı 2012
yılında cumhurbaşkanlığı seçimi var, Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı konusunda
kararlı olduğu bana göre açıktır. Onu iyi tanıyan ve siyaseti iyi izleyen
birisi olarak söylüyorum. 2012 yılında Cumhurbaşkanı olabilmesi de,
parlamentoda çoğunluğu elde tutmasından geçiyor. Fakat yüzde 35'i yakalayacağı
bir zemin ancak şimdilerde mümkün. Bu nedenle; Sayın Erdoğan, krizi daha da
artıracak bir şey yapabilir. Tıpkı 2007'de yaptığı gibi tarımı pompalayarak ve
seçim yatırımlarını artırarak, 2012 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimine bu
şekilde girebilir. Tabi bu onun tercihi.
Peki bunu yapmazsa ne olur? Onu çok açık net söyleyeyim. 2011'deki erken genel
seçimlerde, yüzde 20 oy bile alamaz. Ben Tayyip Bey'in reflekslerini bildiğim
için, bu hatayı yapmayacağını düşünüyorum. Ancak AKP'nin başında şimdi yeni bir
sorun var.
Nedir o sorun?
Saadet Partisi ve Sayın Numan Kurtulmuş’un hareketi. Saadet Partisi ve Sayın
Numan Kurtulmuş’un hareketi her geçen gün büyüyor. Çünkü AKP dürüstlük
konusunda, özellikle Deniz Feneriyle, tabanında ve mütedeyyin insanlarda büyük
bir kuşku oluşturdu. Deniz Feneri ve Zahit Akman'ın durumu açıkça ortaya
çıktığı halde, Tayyip Bey'in inanılmaz bir şekilde savunması, AKP ile ilgili
şaibe kuşkularını tıpkı ANAP dönemindeki gibi artırdı. İsmini vermeyeceğim.
AKP'nin lider kadrosundan çok önemli bir dostum bana, AKP iyice ANAP'laştı. Bir
bardak su ver diyorsun. Kaç lira vereceksiniz diye soruyorlar dedi.
AKP iyice ANAP'laştı
Ne
demek? ANAP'laşma ne zaman ve nasıl başladı?
AKP şimdi, Özal döneminin sonlarında olduğu gibi bir hanedan görüntüsü içine
girdi. Tanıdığım AKP'li milletvekilleri ve oy verenlerin bana en çok sordukları
şey ne biliyor musunuz? Tayyip Bey'in İstanbul'da yeni bir eve taşınması.
Taşındığı villadaki beş tripleksinde kendisine ait olması. Yandaş medya bile
bunu yazmak zorunda. Şimdi siz 2002 yılında çocuklarınızı bile
okutamayacaksınız, çocukların parası yok diye mal beyanı vereceksiniz,
arkadaşınız Remzi Gür çocuklarınızı okutacak. Sonra başbakan olacaksınız. Ve 5
tane tripleks villa sahibi olacaksınız. Hepsinin toplam fiyatı 5 milyon dolar
eder herhalde. Artı Wikileaks internet sitesinin açıkladığı belgelere göre
Sayın Erdoğan’ın 8 İsviçre bankasında 8 ayrı gizli hesabı olduğu iddiası ortaya
atıldı. Bunun gibi daha birçok konu Sayın Erdoğan’ın yıpranması için yeterli
sebeplerdir. Birde şu var tabii AKP idaresinde Türkiye 9.yılına girecek, 9 yıl
uzun bir zaman ve ileriye doğru akan zaman siyasette hiçbir zaman hiçbir
iktidarın lehine doğru akmaz. Siyasette zaman daima iktidar partisinin yada
partilerinin aleyhine doğru işler, bu siyasetin kuralıdır ve tartışmasız hiç
değişmez. AKP’de bugün yılların iktidarda olmanın vermiş olduğu bir rahatlık,
bir bezginlik, bir tembellik, bir mağrurlanma, bir eskimişlik, bir yıpranmışlık
olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Bunu herkes görüyor ve biliyor zaten.
Geçmişteki ANAP dönemini ben ikiye ayırıyorum birinci dönem merhum Özal’lı
dönem ikinci dönem Özal’sız dönem. Bazı kesimler merhum Turgut Özal ile Tayyip
Erdoğan bey’i kıyaslıyorlar ama ben bu kıyaslamanın yapılmasını doğru
bulmuyorum bir kere her şeyden önce aralarında hem yaş, hem jenerasyon hemde
tecrübe ve bilgi farkı var. Rahmetli Özal bambaşka birisiydi, bazı
politikalarına katılmasam da aramızda görüş farklılıkları olsa da merhum Turgut
Özal’ı yakın geçmişteki hiçbir siyasi lider ile kıyaslayamam böyle bir
kıyaslama yapılırsa merhum Özal’a karşı haksızlık yapılmış olur kanaatindeyim.
Yapılacak 2011 erken genel seçimlerinde Saadet Partisi ve Numan
Kurtulmuş’un hareketi Meclise girer mi? Veya ne kadar oy alırlar?
Saadet Partisi'nin önümüzdeki 2011 erken genel seçimlerinde, barajı rahatlıkla
aşıp Meclis'e gireceğini açıkçası düşünmüyorum. Buradaki kritik şey, barajı
aşma meselesi değildir. Saadet Partisi'nin AKP'nin toplumsal tabanını ikame
edip edemeyeceği meselesidir. Bu da, Saadet'in açılımlarına bağlıdır. Sayın
Erbakan'ın şu anda yaşayan siyasiler içinde en büyük deneyim ve birikimi olan
insan olduğunu düşünüyorum. Geçmişte çok eleştirdiğim, göremediğim yanlarını,
yıllar sonra gördüm. Milli Görüş'ün Lideri Sayın Erbakan ve birlikte mücadele
ettikleri dava arkadaşları bence siyasete devam etme kararını alarak çok doğru
bir karar verdiler. Bunun üzerine Sayın Numan Kurtulmuş, partiden ayrılıp yeni
bir hareket oluşturdu. Numan Bey genç ve birikimli insan. Barajı geçip meclise
girebilir mi? bu sorunun cevabını vermek için bence henüz daha erken, önce
kendi yapmak istediklerini, planlarını, projelerini halka nasıl anlatacak, halk
ile nasıl bir diyalog içersinde olacak, kadrosu var mı? varsa kadrosunda kimler
var? bunları görmemiz lazım, bunları görmeden bir yorumda bulunmak falcılık
olur. Ancak Saadet Partisi ile Sayın Numan Kurtulmuş’un başarılı olabilmesi;
AKP ile yarışıyor olmaktan öte iktidar olabilmesinin en temel gerekçelerinden
biri; topluma, Türkiye'nin ABD ve İsrail politikalarına karşı çıkmasının
farkını iyi anlatabilmeleri, yaşanan bu ekonomik krizden çıkışın çok zor
olacağını, çözüm olarak bir siyasi ve ekonomik programı hazırlayıp,
sunabilmesine bağlıdır. Bunu sunabilecek en iyi ve deneyimli kadroların Saadet
Partisi’nde ve Türkiye’de yaygın medya yayın organları yokmuş gibi farz etse
de, kendileriyle ilgili hiçbir şekilde haber yapmasalar da, Anadolu’nun küçük
köylerinde, beldelerinde, ilçelerinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler
arasında yoğun bir teveccüh gördüğünü gözlemlediğim Prof. Dr. Sayın Haydar Baş ve
Bağımsız Türkiye Partisi’nde olduğunu görüyorum. Türkiye’de iktidara geldiğinde
neyi nasıl yapacağını açık ve net bir şekilde anlatan planı, programı, projesi
olan iki tane parti var biri Saadet diğeri Bağımsız Türkiye Partisi. Seversiniz
sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz doğru bulursunuz yada yanlış bulursunuz
ancak ortada bir gerçek var Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ın milli ekonomi modeli
adlı bir projesi var, Prof. Dr. Sayın Necmettin Erbakan’ın milli görüş projesi
var, peyki şu anda diğer partilerin veya liderlerin iktidara geldikleri zaman
ortaya attıkları herhangibi bir projeleri, planları var mı peki? Yok ben
göremiyorum bir tek Sayın Osman Pamukoğlu, iktidara geldiğinde Karma ekonomi
modeline geçileceğini söylüyor, bunun dışında başka kimseden ben ne bir proje,
ne bir plan hiçbirşey duymadım siz duydunuz mu peki?
Bakınız Türkiye Turgut Özal'ın ölümünden sonra ağır ağır IMF'nin kucağına
düştü. Ve IMF sürecinde bugüne kadar geldik. Bu süre içinde, ekonomi sadece bir
kere iyi yönetildi. O da Sayın Erbakan'ın Refahyol dönemidir. Geçmişte bunu anlayamamıştım
ama, üzerinden 14-15 yıl geçtikten sonra, bunu çok net görüyorum. Türkiye
halkının, Türkiye burjuvazisinin, Türkiye sanayicisinin ve
Türk müesses nizamının Refahyol dönemindeki
ekonomi politikalarından dolayı, Sayın Erbakan'a karşı bir özür borcu vardır.
Ona karşı çıkma hatası yaptıkları için.
Sayın Gökyiğit,
Çin'deki
Müslüman Uygur Türklerine yönelik katliam ve vahşeti, nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Çin'in
Urumçi'de Uygur Türklerine karşı, soykırıma varan insanlık dışı bir müdahale
yaptığına hiç kuşku yok. İnsanların hepsi, kafalarından vurulmuş.
Fakat şu yanlış anlaşılmasın, bütün bunlardaki tahrik unsuruna da bakmak lazım.
Ayrıca ben, bir olay bittiğinde, bu olayın sonucunun kime yaradığına bakarım.
Bu olayların sonucu, G-8 zirvesine, küresel para olan doları değiştirelim diyen
Çin Devlet Başkanı Hu Cintao gidememiştir. Ve teklifi, rafa kalkmıştır. Dünya,
Çin- ABD kamplaşmasına gidiyordu. Yeni bir Yalta'da paylaşacaklar diyorduk. Ve
şu anda dünya paylaşılmış gibi gözüküyor. Çünkü Afrika'nın önemli bir kısmı
Çin'e, Türki cumhuriyetler ve Ortadoğu ise ABD'ye bırakıldı.
Ak
Parti Hükümetinin Çin'e yönelik tepkisi çok zayıf kaldı. Peki bu sizce neden?
(Gülerek) Çin’e neden one minute diyemediler yani diye soruyorsun. Çünkü
Türkiye’de ekonomi dökülüyor. Ayrıca Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Çin’i
ziyaret ettikten sonra bu olayların olması rastlantı mı? bence değil, Sayın
Abdullah Gül’ün Çin’e gitmesini kullanan birileri mi oldu onun arkasından AKP’de?
Bence oldu. Bakınız Çin'in 2 milyar dolarlık yatırımının Türkiye için, çok
büyük bir önemi var. AKP Hükümeti bu 2 milyar dolarlık dövizin neması yüzünden Çin’e
karşı ağzını açamadı ve açamamaktadır açamazlarda çünkü siyasette bazı
kararları almanız ve aldığınız kararları mertçe uygulayabilmeniz için mangal
gibi bir yüreğe sahip olmak gerekir, bu iş yürek ister kim ne derse desin benim
gördüğüm AKP Hükümeti’nde bu yürek yok, olmadığı da zaten açıkça görünüyor.
Sayın Gökyiğit, AK Parti’nin son aylarda SGK ile ilgili yaptığı değişikliklerini nasıl buluyorsunuz?
SGK ile ilgili yapılan değişikler içersinde olumlu bulduğum yanları da var doğru bulmadığım yanlış olduğunu düşündüğüm uygulamaları da var. SGK konusu çok detaylı bir konu genel anlamı itibariyle ben bu konuyla ilgili olarak Sosyal Güvenlik Uzmanı Sayın Ali Tezel ile aynı görüşlere sahibimdir. Aklıma ilk gelen mesela olumsuz olarak gördüğüm emeklilik yaşının Türkiye’de 65’e yükseltilmesini doğru bulmuyorum, bu resmen mezarda emeklilik anlamına geliyor bence Türkiye’de kadın ve erkekte emeklilik yaşı 50 yaş olmalıdır. Mesela yeniden yapılandırma çerçevesinde sigorta primlerini tamamlamış 22 ve 25 yılı doldurmuş emeklilik hakkını elde etmiş ama yaşından dolayı emekli olamayan ve yaşını bekleyen emekli adaylarının sağlık hizmetinden faydalanabilmeleri çok güzel ve doğru bir uygulama ama eksik bir uygulama, burada bence hükümetin kestirmeden gitmesi lazım. Siyaset insanların sorunlarını çözmek için yapılır, insanlar hayatı birbirine karşı zorlaştırarak yaşamamalı, insanlar hayatı birbirlerine karşı kolaylaştırarak yaşaması gerekir. Hayatı birbirimize karşı güzelleştirmek varken hayatı birbirimize karşı zehir etmek niye? Madem siyaset insanların sorunlarını çözmek için var, madem iş başındaki hükümet ülkemizdeki her vatandaşın sorunlarını çözmek ile sorumlu o halde bakınız Türkiye’de yaşını bekleyen 5 milyon emeklilik hakkını kazanmış insanlarımız, bu insanların yaşını boşu boşuna bekletmeye gerek yok, bu insanlar zaten hak ettikleri emeklilik haklarını istiyorlar hak etmedikleri birşeyi istemiyorlar ki, öyleyse hükümet bir yasal düzenlemeyle bu insanları emekli etmesi gerektiğine inanıyorum. Şimdi bazı aklı evveller çıkıp diyorlar ki; efendim bu insanlar şimdi erkenden emekli edilirlerse devlete külfet olurlar, bu insanların maaşlarını ödemek için kaynak yok. Bende bu aklı evvellere diyorum ki; hayır olmazlar esas bu aklı evvellerin kafasında, bu aklı evvellerin zihniyetinde olursa ve bu insanlar yaşlarını bekleyerek geç emekli olursalar esas o zaman devlet zarar eder. Devlet bugün şu anda da bu insanlara yaşını bekleterek, bu insanları emekli etmeyerek zarar ediyor. Bakın 2011 yılında devletin sadece harçlardan toplayacağı toplam para 8 milyar 250 bin 180 TL. İşte bu yaşını bekleyenleri emekli etmek için kaynak para hazır, kaynaklardan biri budur, 5 milyon yaşını bekleyen vatandaşı emekli etmenin maliyeti toplam en fazla 22 milyon bilemedin en fazla 25 milyon TL.sına mal oluyor. Oysa devletin sadece 2011 yılı içinde harçlardan elde edeceği gelir 8 milyar 250 bin TL.’sının üzerinde. Yaşını bekleyen ve yaştan dolayı emekli olamayan vatandaşlarımız için işte kaynak, istedikten sonra bu ülkede kaynak öyle bir yaratılır ki, yeter ki; iyi niyet ve samimiyet olsun. Hükümetin seçimden önce yada seçimden sonra bu konuya eğilmesi lazım bu 5 milyon yaştan dolayı emekli olamayan insanlarımızın bu mağduriyetlerinin giderilmesi lazım. Bu insanların sorunları çözüp dertlerine derman olup hayır dualarını almak varken sorunlarını çözmeyerek, sorunlarını bekleterek beddualarını almak niye? Bu insanları mağdur etmek niye? Şunu açık ve net bir şekilde söyleyeyim bu insanlar emekli edilirlerse devlet zarara uğrar diyenler palavra atıyorlar onların amaçları başka, bugün bu 5 milyon vatandaş şu anda eli kolu bağlanmış evinde oturuyor bu insanları emekli etmeyerek yaşını bekleterek atıl hale sokuyor devlet, oysa hemen emekli edilseler bu insanlar evlerinden dışarı çıkacaklar, aldıkları maaşı harcayacaklar, taksitle eşya alacaklar, belki kendilerine yeni bir iş kurmak isteyip ticaret yapmak isteyecekler, bir şirkete ortak olmak isteyecekler yani bu insanlar atıl durumdan çıkıp hareketlenecek, harcadıkları maaş ile piyasada para dönmüş olacak en önemlisi bu insanlar moral kazanacaklar, çevrelerine karşı, ailelere karşı moral motivasyonları yükselecek etrafa pozitif bir enerji saçacaklar bu saçacakları enerji hem toplumun hemde Türkiye’nin lehine olacaktır. Üstelik önümüzde seçimlerde hükümet bu insanların mağduriyetlerine son verirse bu 5 milyon insanın iddia ediyorum en az 4 milyonu Sayın Erdoğan’a seçimlerde oyunu verir. Sayın Erdoğan eğer hakikaten söylendiği gibi zeki bir insansa bence bu durumu siyasi açıdan da değerlendirmesi lazım. Emeklilik için sadece yaşını bekleyen insanlar hakkında konuya vakıf olmayan bazı birtakım insanlar boş boş ahkam kesiyorlar çünkü konuya vakıf değiller. Bir kere her şeyden önce emeklilik için yaşını bekleyen insanlar zaten emeklilik hakkını elde etmiş ama yaşından dolayı emekli olamıyor ama hak ettiği bir emeklilik var, bu insanlar hak ettiği emeklilik haklarını talep ediyorlar hak etmedikleri birşeyi zaten istemiyorlar ki bunu düşünmek lazım. Bakın halen geçerli olan uygulamalara göre, eskiden yaşını bekleyenler sağlık hizmetinden faydalanamıyordu şimdi yaşının dolmasını bekleyenlerin sadece Genel Sağlık Sigortası primini ödeyerek sağlık hizmetinden faydalanmalarının imkanı sağlandı eh bu insanlara bu imkanı sağlıyorsun madem bu insanların emeklilik hakkını da ver bari, iş tam olsun. Bir işi adam akıllı tam yapmak varken yarım yapmak niye? Benim bunu anlayabilmem ve hoş görmem imkansız bir şey.
Son Lizbon’daki NATO Zirvesi’nde AK Parti Hükümeti’nin yaptığı çıkışları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce NATO Zirvesi’nden Türkiye bir zaferle mi ayrıldı? Türkiye basının büyük bir bölümü Türkiye NATO’dan istediğini aldı şeklinde manşetler yaptı peki gerçek sizce böyle mi?
(Gülerek) AKP Hükümeti Lizbon’daki NATO Zirvesi toplantısında Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin gururunu teslim etmiştir kanaatindeyim. NATO zirvesinde AKP zihniyetinin emperyalist dış güçlere karşı tutsaklığı açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır. AKP, iktidarda kalabilmek için ABD ne derse onu yapacağına söz vermiştir. AKP Allah’ın ipine değil ABD’nin ipine sarılmayı tercih etmiştir. Durum açık ve net AKP Hükümeti, ABD ve NATO’nun saldırı amaçlı füze kalkanı projesine evet demiştir. Bunu söyleyerek Türkiye’nin komşularıyla sıfır sorun politikasının da sonunu getirmiş oldular aslında bu durum bu politikanın da yani komşularla sıfır sorunun da sadece birer yalandan ibaret olduğunu ortaya koymuştur. NATO’nun yada ABD’nin Türkiye’yi füze kalkanıyla filan koruyacağı yok, bir kere her şeyden önce ABD, Türkiye’nin doğusuna yerleştireceği kalkan ile Ortadoğu’daki kukla devletleri korumayı hedefliyor. İsrail ile Kuzey Irak’taki o kukla devletin güvenliğini, Türkiye’deki kalkan ile sağlayacak. Bakın aslında burada kalkan kelimesinin kullanılması, ABD’nin bölgede yapacağı operasyonlarda kendisine meşru zemin yaratma manevrasıdır. Küresel güç ABD, bölgedeki tehdit olarak gördüğü ülkelere meşru müdafaa bahanesiyle yapacağı saldırılarda kendisini cezalandırmazlık kalkanına büründürmektedir. Aslında burada esas kalkan ABD’nin ve İsrail’in bölgedeki saldırganlıklarının üzerinin örtülmesidir. Füze kalkanı konusunda benimde hükümete karşı merak ettiğim sorularım var, mesela bu füze kalkanları karada ve denizde nerelerde konuşlanacak?, Konuşlanırken Doğu Akdeniz, Ege ve özellikle Karadeniz’de hangi güvenlik alt yapısıyla burada faaliyet gösterecek?, Türkiye bu füze kalkanı projesinin mali kısmına ne kadar katkıda bulunacak? Bu projenin katkı paraları bizim halkımızın cebinden çıkacak onun için sokaktaki vatandaşın bu soruların cevaplarını araması lazım, sonra ekonomik kriz içersinde olan Avrupa Birliği üye ülkeleri bu füze kalkanı projesine ne kadar mali destekte bulunacaklar? aslında bunları kamuoyunun sorması lazım ancak hala bizim halkımız istenilen, arzu edilen o bilinç seviyesinde değil aksi olsaydı kamuoyu bu soruları hükümete sorardı.
AK Parti Hükümeti’nin terör ile yaptığı mücadeleyi ve terör örgütü ile ilgili olan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şey o kadar açıktır ki, Her şey o kadar nettir ki. Türkiye adım adım bölünmeye doğru gidiyor, terör örgütü, sanki bir devlet kurmuşçasına İmralı’dan ve Kandil’den “emirler” yağdırmaya, legal alanda Meclis’te yer alan parti “ana dil için boykot” ve “demokratik özerklik” çağrısı yapabilmektedir. Malum örgüt, sanki Kürt halkının tek temsilcisi gibi gösterilmektedir. Bu da iktidar eliyle yapılmaktadır Yaşananlara muhalefet de sessiz kalmaktadır ve boyun eğmektedir. Burada hem iktidarı hemde muhalefeti uyarıyorum, haykırıyorum… Aynı zamanda organize suç örgütü de olan terör örgütüyle “pazarlık” filan yapılamaz! İmralı’nın “devletle görüşüyorum” söylemlerine itibar edilemez! 35 yıldır, Amerika ve Batı tarafından desteklenen terör örgütü ciddiye alınamaz! Devlet, sadece ve sadece terörü, Batı ülkelerinin yaptığı gibi yok eder! Terör örgütüyle anlaşmaz.
CHP ve MHP’yi nasıl buluyorsunuz? Önümüzdeki seçimlerde MHP için barajı geçemez deniliyor, birçok ankette MHP baraj altında kalıyor gözüküyor parlamentoya sadece AK Parti , CHP ve Bağımsız Milletvekilleri gireceği söyleniyor siz bu görüşlere katılıyor musunuz?
Son sorunuzdan başlayayım hayır kesinlikle katılmıyorum, önümüzdeki seçimlerde farklı bir parlamento yapısı çıkacağını umuyorum. MHP’nin baraj altında kalacağını sanmıyorum galiba birileri MHP’yi saf dışı bırakmak istiyor, MHP bence barajı zorlanmadan geçer eğer iyi bir seçim stratejisi izlerseler ciddi bir iktidar alternatifi adayı da olmayı başarabilirler de. Bu önümüzdeki 4 yıllık dönem için konuşmuyorum ama Türkiye’nin 2015-2016 yıllarından itibaren MHP’nin olduğu bir iktidarla tanışacağını düşünüyorum. MHP bence 2015-2016 yıllarından itibaren bugünkünden çok ama çok daha fazla güçlenecektir kanaatindeyim. CHP’ye gelince en kötü ihtimalle ana muhalefet rolünü koruyacağını düşünüyorum. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ciddi ve zor bir sınav bekliyor bakalım seçimlerde başarılı olacak mı? seçim sonuçlarını herkes gibi bende şimdiden merakla bekliyorum.
Sayın Gökyiğit, izin verirseniz biraz da politika dışına çıkalım, sizin iyi bir G.Saraylı olduğunuzu biliyoruz, G.Saray’ın ligdeki bugünkü konumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Teknik direktör Frank Rijkaard gönderildi yerine Georghe Hagi getirildi bu değişikliğini nasıl karşılıyorsunuz? G.Saray size göre neden bu sezon beklenilen futbolunu oynuyamıyor? (Önce yere bakıp derin bir of çekip sonra gülerek) En zor soruyu sordun şimdi. G.Saray’ın ligdeki durumuna elbette her G.Saraylı gibi bende üzülüyorum. Bu sezon çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Ama bu hayal kırıklığını yaşamamızda bütün suç Rijkaard’ın değil, futbol bir ekip oyunu, G.Saray’ın bu sezonki hayal kırıklığında başkanından yöneticisine, teknik adamından futbolcusuna herkes suçlu ve hatalı. Suçlu olmayan tek bir kesim var oda G.Saray taraftarlarıdır. G.Saray taraftarının her maç sonrası yapmaya başladıkları tepkileri doğal karşılıyorum, taraftarların tepki göstermesi normaldir. Bu sezon ki yaşanan başarısızlığa eğer tepki göstermezlerse esas o zaman bu taraftarlarda bir gariplik var demektir. G.Saray’da sayın Adnan Polat başkan olduğundan beri öyle çok teknik adam değişiklikleri oldu ki, bu kadar çok teknik adam değişikliğe gerçekten ihtiyaç var mıydı diye insanın düşünesi geliyor. Mesela bir Eric Gerets gibi kaliteli bir teknik adamın neden gönderildiğini ben anlayamadım. Mesela Karl Heinz Feldkamp gibi Alman futbolunun bir dönemine damgasını vurmuş kaliteli bir teknik adamla neden yola devam edilmediğini anlayamadım. Mesela içimizden yetişmiş olan kendi değerimiz olan bir Bülent Korkmaz hocayla neden devam edilmediğini anlayamadım. Başarı için istikrar şart, istikrar içinde doğru düzgün bir ekibi göreve getirdiğiniz zaman o ekibe 3-4 sene zaman tanımak şart. Şimdi yeniden 2. Hagi dönemini yaşıyoruz. Yardımcılığına içimizden yetişmiş olan Tugay Kerimoğlu getirildi. Tamam ama Sayın Adnan Polat acaba bu ikiliye ne kadar zaman tanıyacak? Bunu bilmiyoruz, Sayın Adnan Polat canı sıkıldıkça, kendi heyecanını kaybettikçe zırt pırt teknik adam değişikliği yapıyor. Ben bu kadar çok teknik adam değiştirmeyi doğru bulmuyorum. G.Saray’ın artık günü kurtarıcı işlerden sıyrılması, geleceğe yönelik adam akıllı bir şekilde yeniden yapılanması gerekiyor. Evet G.Saray bu sezon beklenilen futbolu oynayamıyor çünkü takımdaki her oyuncu tek tek baktığınız zaman hepsi son derece değerli ve yetenekli isimler ancak bir araya geldikleri zaman bu kadrodaki oyuncular birbirlerini tamamlayamıyorlar ve takım olamıyorlar. G.Saray gol atıyor maç kazanıyor ama sadece 2-3 oyuncunun gününde olmasıyla maç kazanıyor ve gol atıyor. Birçok mevkide birbirinin benzeri oyuncular var, G.Saray’ın bu kadrosunun sil baştan yeniden yapılandırılması lazım ama bu işi Başkanın ve yöneticilerin işi bilenlere bırakması lazım. G.Saray tarihinde o kadar büyük hocalar geldi gitti, o kadar büyük yerli ve yabancı futbolcular bu formayı giydi ki, şimdi bakıyorum ne Sayın Başkan nede yöneticilerin hiçbiri bu insanların bilgisinden, tecrübelerinden, kariyerlerinden faydalanma yoluna gitmiyorlar. Mesela Fatih Terim’in ne işi var Bodrum’da? G.Saray Fatih Terim’i nasıl emekliye ayırır bunu anlayamıyorum. G.Saray’ın bugünkü yönetimi, Sayın Adnan Polat’ın yöneticilik yapma şekli benim tarzımla hiç örtüşmüyor, ben kafamda daha farklı şeyler düşünüyorum, bana göre Başkan’ın sadece mali işlerle ve yatırım projeleriyle yoğunlaşması lazım, teknik olaylara karışmaması işi profesyonel ekiplere bırakması lazım. O ekipleri denetlesin, gerektiğinde hesap sorsun ama teknik işlere, transferlere filan karışmaması lazım. Başkan transferi yapmaz Başkan sadece transferi onaylar transferi yapan profesyonel olarak kurulan ekip halleder. Tabii bu işler karşılıklı güven ve saygı meselesi. Ben kulübün dışarısında olan bir insanım dışarıdan bunları söylemek kolay olabilir tabii ama ben böyle düşünüyorum. Mesela G.Saray’ın uluslar arası ilişkilerinde FİFA ile UEFA ile olan münasebetlerinde kim yetkili bilmiyorum. Neden Real Madrid’te olduğu gibi, Bayern Munic’te olduğu gibi, Liverpool’da olduğu gibi bu tarz konularda G.Saray tanınmış, vakti zamanında kendi bünyesinde hizmetlerde bulunmuş spor adamlarından faydalanmaz mesela Karl Heinz Feldkamp, mesela Tomislav İviç, mesela Didier Six gibi isimlerden neden faydalanmaz. G.Saray’da sportif direktörlük neden yok? Sportif direktörlüğün başına Fatih Terim getirilemez mi mesela? Futbolcu transfer komitesi kurulursa 15-20 kişilik bir ekip oluşturulamaz mı? mesela bu ekibin içersine Hakan Şükür, Tanju Çolak, Cevat Prekazi, Uğur Tütüneker, İlyas Tüfekçi, Zoran Simoviç gibi eski oyuncular neden olmasınlar ki? Bunları belli bir maaşa bağlarsın dersin ki arkadaşlar bana her sezon hem Türkiye içersinden hemde dünya üzerinden yetenekli ve genç oyunları keşf edip rapor hazırlayın, bunlarda bütün bir sezon araştırmaları yaparlar ve raporlarını sunarlar. Mesela alt yapının başına neden Cevat Prekazi gibi birisi getirilmez bunu anlayabilmiş değilim. Mesela belli dönemlerde alt yapıdaki gençlerin yetişmesiyle ilgili mesela Tanju Çolak gidip neden alt yapıdaki santrfor adayları gençlere dersler vermesin ki? Veya orta saha oyuncularına bir Sergen Yalçın gidip neden dersler vermesin ki? Defans oyuncularına bir Semih Yuvakuran, bir İsmail Demiriz, bir Cüneyt Tanman neden dersler vermesin ki? Bu söyleyeceğim biraz ve belki de en sert eleştirim olacak kadrodaki futbolcularımıza, bugün bakıyorum nereye koşacağını, nerede defans yapacağını, nerede adam tutacağını, nerede kısa pas nerede uzun pas yapacağını, ne zaman kaleye şut çekeceğini bilmeyen oyuncular var resmen. G.Saray’ın genç oyuncuları var deniyordu ama hepsini başka takımlara göndermişler, Alparslan Erdem, Erhan Şentürk, Çetin Güngör, Serdar Eylik, Oğuz Sabankay, Semih Kaya, Uğur Demirok, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun, Cem Sultan neredeler şimdi? Neden G.Saray bu çocuklardan faydalanmadı? Bir tek Arda çıktı çıkar çıkmaz da şimdiden çocuğun posasını çıkardılar. Şimdilerde şans verilirse biraz biraz Emre Çolak parlıyor ama daha çok tecrübelenmesi lazım. Stadın bitmesi, şirketlerin birleşmesi, borçların belli bir mali disiplin altına alınarak ödeniyor olması bunlar elbette olumlu işler ama yeterli değil. Ben Sayın Adnan Polat ve yönetiminin kaplumbağa hızıyla çalıştıkları düşünüyorum. Daha süratli çalışılabilinir ve tesisleşme yönünden kulübe yeni tesisler daha çabuk bir şekilde kavuşturula bilinir. G.Saray bir spor kulübü futbol kulübü değil mesela stadın yanına 10 bin kişilik bir basketbol salonu inşası yapılabilir,bunun yapılması gerektiğine inanıyorum. Büyükçekmece’deki alınan araziye sportif tesislerin inşasına başlanabilir, Florya artık G.Saray’a dar geliyor G.Saray futbol takımının Florya’dan taşınması lazım, Riva olayının biran önce halledilmesi lazım, bu işlerin biran önce yapılması lazım bence işler çok yavaş yürüyor.
Sezon sonunda G.Saray ligi kaçıncı bitirebilir sizce?
(Gülerek) Vallahi herhalde bu gidişle seneye G.Saray’ın maçlarını TRT’den seyrederiz gibime geliyor. Kümeye düşebiliriz bu gidişle. Bu sezon dereceye girmekten vazgeçtim Hagi ve çocukları G.Saray’ı ligde tutarlarsa iyi.
Sizce bu sezon sonunda kim şampiyon olur peki?
Ben Trabzonspor’u favori görüyorum. Şenol Güneş bence gerçekten harika işler başarıyor, Sayın Başkan Sadri Şener kulübü iyi yönetiyor, benim tahminime göre Trabzonspor birinci olur, Bursaspor ikinci olur, Kayserispor’da üçüncü olur.
G.Saray şampiyon olmayacaksa Trabzonspor’un şampiyon olmasını isterim çünkü bende Karadenizliyim. Trabzonspor’u bu yüzden severim. Rahmetli profesör doktor Kaya Çilingiroğlu beni kasıklarımdan fıtık ameliyatı yapmıştı, ameliyat 6,5 saat sürmüştü, ciddi ve ilerlemiş çift taraflı bir fıtıktı benimki. Bütün bağırsaklarım, midem olduğu gibi nerdeyse hepsi idrar torbama bile dolmuştu, yumurtalıklarım bile iltihaplanmıştı, Kaya hoca ameliyat bitip ben odada gözümü açtığımda yanıma gelip ‘ oğlum beni çok uğraştırdın, hayatımda zorlandığım 2. hastam oldun, biraz yaşlı olsan bir yumurtalığını bile temizlemeden alabilirdim ama yaşın genç diye yumurtalıklarını da temizledim bu kadar zaman beklenilir mi? babama dönüp bu çocuğa bir kız arkadaş bulun, sevgilisi olsaydı bu kadar sene ameliyattan korkupta kaçmazdı ’diye fırça atmıştı. Allah mekanını cennet eylesin Kaya bey G.Saraylı olduğumu biliyordu takımları bu sezon nasıl buluyorsun? Diye sorduğumda analizlerini tek tek söylemişti. Söz Trabzonspor’a gelince ‘ hocam bende Karadenizliyim bu yüzden Trabzonspor’u da seviyorum, Trabzonspor benim ikinci takımım ’ demiştim oda bana ‘ Oğlum hadi benim yanımda söylüyorsun bunu ben seni affediyorum ama sakın futbol camiasının içersinde Trabzonluların içersinde böyle konuşma Trabzonluların kalbini kırmış olursun sonra ne demek ikinci takımım, bir koltukta iki tane sevgili olur mu? Ya G.Sarayı tutacaksın yada Trabzon’u öyle ikisini birden tutmak yok ’ bende ‘ hocam G.Saraylıyım G.Saray’ı seviyorum ama Tranbzonspor’u da seviyorum, G.Saray şampiyon olamazsa Trabzonspor’un şampiyon olmasını isterim ve Trabzon’u desteklerim, sevgi bu ya alla alla hem sonra kim demiş bir koltukta iki sevgili olmaz diye sevgi, saygı, anlayış olduktan sonra bal gibi olur. ’ diye cevap vermiştim. ‘ İyi iyi peki senin dediğin gibi olsun ama benden sana tavsiye sen yinede ikinci takımım Trabzonspor diye söyleme, Trabzonlular gerçekten üzülür ’ demişti.
F.Bahçe ve Beşiktaş’ı nasıl görüyorsunuz onarın şampiyonluk şansları yok mu peki?
Hem F.Bahçe’nin hemde Beşiktaş’ın şampiyonluk şansları var elbette ama ben bu sezon şampiyonluğun İstanbul’da kalacağını düşünmüyorum. Beşiktaş havalı transferler yaptı çok masraf ettiler ama bakıyorum kadrolarında çok genç oyuncularda oynuyor keşke G.Saray’da bu sezon başında takım gençleştirilseydi, bu sezon genç çocuklar tecrübe kazanmış ve birbirlerini tanımış, kaynaşmış olurlarda o zaman önümüzdeki sezona daha güvenle bakabilirdim. Ama maalesef G.Saray yine her sezon yaptığı gibi sil baştan oyununu oynamaya devam ediyor. F.Bahçe’de ben Aykut Kocaman’ı beğeniyorum, futbolculuğunu da beğenirdim zaten. Bence Sayın Başkan Aziz Yıldırım sonunda teknik anlamda doğru bir iş yaptı. Aykut hoca F.Bahçe’yi çok daha iyi yerlere taşıyacaktır, bakıyorum cesaretle alt yapıdan yetişmiş genç oyunculara bile şans veriyor oynatıyor açıkçası hayatımda boyunca böyle birşeyi F.Bahçe’de ilk kez görüyorum. F.Bahçe hep şöhretli ve hazır oyuncuları transfer eder öyle takım olurdu şimdi Aykut hoca bu eski anlayışı değiştiriyor ben kendisine sabredilirse F.Bahçe’nin doğru yolda olduğunu düşünüyorum.
Siz kendinize başkan olarak yada yönetici olarak kendinize yakın hissettiğiniz, yada birlikte tamam ben bu adamın başkanlığında çalışabilirim dediğiniz insanlar var mı hiç? Olmaz olur mu var tabii. G.Saray çok geniş ve büyük bir camia, bu camianın bütün bireyleri son derece değerli insanlardır. Her insanın kendine göre bir yoğurt yiyiş biçimi vardır. Karşılıklı güven, saygı ve uyum olduktan sonra ben herkesle çalışabilirim. Bu konuda bir isim vermem doğru olmaz çünkü ben kulübün dışarısında olan bir insanım. Arkadaşlarım, ahbaplık ettiğim insanlar var elbette ama yinede içerisini çok iyi bilemem. Peki birgün size derlerse ki arkadaş sana ihtiyacımız var gel G.Saray’da yada Türkiye Futbol Federasyonu’nda bir görev al diye bir talepte bulunurlarsa buna ne cevap verirsiniz?Futbolu seviyorum tabii ama şimdiye kadar hiç Türkiye Futbol Federasyonu’nda yönetici olmak gibi düşüncem olmamıştı. Bu şartlara bağlı bir şey, konjonktür uygun olursa neden olmasın ki? G.Saray’a gelince eğer bana birgün gerçekten ihtiyaç duyarlarsa elbette ki G.Saray’a hayır diyemem çünkü bende bir G.Saraylıyım. G.Saray’ın büyükleri, gelenekleri ve görenekleri G.Saray için neyi emrederse G.Saray için verilen her görevi seve seve yaparım. Benim ailemde iki tane kuzenim G.Saray lisesi mezunudur, fanatik değillerdir ama çok iyi birer G.Saraylıdırlar. Evet kulübün dışarısında olan bir insanım ancak G.Saray’ın çok uzaklarında duran bir insan değilim. Hayatın insanlara ne getireceği ne götüreceği belli değil bazı şeyler kısmet, alın yazısı ile ilgili.
Sayın Gökyiğit, şimdi size birer kelime söylesem sizde o kelimeye karşılık kelimeyle yada kelimelerle karşılık verseniz röportajımızın sonunda böyle kısa kelime oyunu oynasak olur mu?
Tabii siz nasıl isterseniz öyle olsun
Politika?
Uzak durmam gereken bir mecra çünkü ailem politikaya soğuk bakıyor.
Türkiye?
Vatanım
Türkiye Bayrağı?
Kutsalım, onun hep dalgalanması ve hep yücelmesi için her şeyi yaparım
Karadeniz?
Köklerimin uzandığı topraklar
G.Saray?
Tutku, vazgeçilmez sevgili
Gökyiğit?
Hımmm öncelikle soyadım sonrasında benim için güç, ihtiras, gurur, entrika, bağlılık, ve adamlık.
Sevgi?
Çekirdek ailem
Aşk?
Hımmm şey ben nasıl bir şey olduğunu gerçekten bilmiyorum bana çok uzak birşey
Playtation?
Oynamayı seviyorum
Alerji?
Başımın yeni belası, maalesef kronik alerji hastasıyım
Ekmek?
Nimet ve alınteri
Bursa İskender Kebap?
Öf acıktıracaksın beni şimdi, olsa da yesek
Gezmek?
Yeni yerleri keşf etmek, seyahat etmeyi seviyorum
Uyku?
Yorgun olduktan sonra tadına doyulmaz ama hasta iken hiç çekilmez
Hastane?
En sevmediğim yer, hastane kokusundan hiç hoşlanmam, hastaneye her gidişimde ateşim yükselir, heyecanlanırım.
Doktor?
Ne doktoru olursa olsun ben korkarım
Türk Hamamı?
Hamam sefası yapması severim beni dinlendiriyor
Teşekkürler Sayın Gökyiğit
Rica ederim, bende teşekkür ederim.
Röportaj: Kemal Kırgın /haberajans.com
