













Siyaset sahnesi yine ısındı…
Ortalarda iddialar ve dosyalar dolaşıp duruyor…
İstanbul öyle Ankara öyle İzmir öyle…
Diğer şehirlerimizdeki seçilme yarışı da benzer niteliklere sahip…
Siyasette muktedir olmak için seçilmek şart…
İktidara giden ve götüren her yol birileri için çok güzeldir…
Amaç araçları anlamsız kılar…
O nedenle de birileri iktidara kendi seçimleri sonucu gelmek ister… İşlerini şansa bırakmak istemezler… Çünkü “seçmen dediğin kimdir, kimi ve neden seçtiğini ne kadar biliyordur… Seçmenin tercihlerine bırakılabilir mi milletin geleceği… Seçmen doğru tercihler yapabilse zaten başımızda şu parti bu parti olur muydu?” tarzı düşünceleri hiç kafalarından atamayan ve milletin seçtiği insanları sindiremeyen bir kesim var hem de belli bir iktidarı olan, hükmeden bir kesim…
Siyasal mücadele içinde her aklı başında insanın yer almasının insan tabiatına ters bir yanı olmasından dolayı siyaset uzun soluk gerektiren bir yapıya sahip…
Seçimde belediye başkanlarına oy verecek olan seçmenin zorla bir adaya oy vermesi mümkün olmadığına göre modern çağ insanının yine modern zorlama metotları ile bu seçim havasına sokulması ve oy vermeye de ikna edilmesi gerekiyor…
İnsanlar demokrasi içinde oy vererek yönetimde söz sahibi ve etkin olduklarını ve her ne kadar çıplak olsalar da kral olduklarını düşünüyorlar…
Her aday en dürüst kendisi olduğunu iddia ediyor…
Bu da çok mantıklı çünkü Türkiye yolsuzluklar açısından çok bereketli…
Yetimin hakkını bırak, yetimin kendisini bile yiyecek iştahta yamyamlar bile mevcut…
Doğru ve dürüst, politikacı dâhil, her meslek ve meşrepten insanlara şiddetle ihtiyaç var…
29 Mart’tan sonra Türkiye’yi neler bekliyor?
29 Mart’a ulaşabilirsek göreceğiz…
Neyi mi?
Demokrasinin seçimlerden oluşmadığını…
